ATOM VE ATOMUN PARÇACIKLARI

This post is also available in: İngilizce, Almanca, Arnavutça, Arapça, Boşnakça

Ne göklerde, ne yerde zerre ağırlığınca bir şey O’ndan (Allah’tan) gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü de, daha büyüğü de, istisnasız olarak hepsi muhakkak apaçık bir kitaptadır. (34:3)

“Zerre” bir maddenin çok küçük parçacığının adıdır. Bu ayetle maddenin küçücük parçacıklarındaki bilginin önemine dikkat çekilmiştir. Çıplak gözle masaya, halıya, duvara, taşa bakan bir kişi bunları oluşturan atomun ve atomun içindeki bilginin önemini kavrayamaz. Oysa Kuran, bu küçük birimlerdeki bilginin önemine de dikkat çekmiştir. “Bundan daha küçüğü” ifadesiyle, atomdan daha küçük birimlerdeki bilginin önemine de dikkat çektiğini düşünebiliriz. “Bundan daha büyüğü” ifadesiyle ise moleküller gibi bileşimlerin bilgisinin önemine dikkat çekildiği kanaatindeyiz. Peygamberimiz’in yaşadığı dönemdeki insanlar maddenin en küçük biriminin, bunun parçacıklarının ve bunun bileşenlerinin önemli ve birbirinden ayrı bilgileri içerdiğini bilecek imkana sahip değillerdi. Kuran, Allah’ın bilgisinin her şeyi kuşatıcı olduğunu söyler. Atoma ve atom altı parçacıklarının önemine dikkat çekilmesi fiziğin günümüzde vardığı çok önemli bilgilerle uyum içindedir. Bütün Evren’i inceleyen kozmolojik fiziğin bilgileri atom fiziğinin bilgileriyle çok ilişkili, çok iç içedir. Bu ve diğer bazı ayetlerdeki ilginç bir özellik “zerre” kelimesiyle küçük parçacıklara her dikkat çekilişinde ağırlıklarına da (Arapça’sı miskale) değiniliyor olmasıdır. Bilindiği gibi atomların incelenmesinde atom ağırlıkları çok önemli bir bilgidir.

pizza

Yediğimiz pizzanın yapı taşları milyarlarca yıl önce çok uzak yıldızlarda üretilmiştir.

SINIRSIZ BÜYÜKLÜKTEN SINIRSIZ KÜÇÜKLÜKLERE KUDRET

Kendimizi bir pizza yerken düşünelim. Bu pizza nelerden oluşur: Sucuk, peynir, mantar, domates, un. Peki sucuk, peynir, mantar, domates neden oluşur? Ya bunları oluşturanlar neden oluşur? Bunları inceleyince karşımıza moleküller çıkar. Bu moleküller de atomlardan oluşur. Oksijen, hidrojen, karbon bu atomlara örnektir. Daha sonra protonlar, elektronlar…

Bir ağacın gövdesinden yaprağına, bir insanın gözlerinden ellerine, altın takılardan pamuklu elbiselere kadar her şey maddedir. Maddenin en küçük sistemi atomdur. Atomun çekirdeğindeki pozitif yüklü proton ve yüksüz nötron temel maddelerdir. Negatif yüklü elektron ise çekirdeğin çevresinde döner. Son yüzyıllarda bilimin ortaya koyduğu bilgiler ortaya eşsiz bir tablo çıkartmaktadır. Elinize en basit madde farzedilen bir taşı alın ve onun içinde hayatınız boyunca saysanız bitiremeyeceğiniz kadar; trilyonlarca atom olduğunu düşünün. Sonra bu atomların her birinin elektronlarının, Güneş’in etrafında dönen gezegenler gibi, çekirdeğin etrafında döndüğünü düşünün. Trilyonlarca Güneş Sistemi bir taşın içine sığdırılıyor ve bu taşı elinize alıp tutuyorsunuz. Herhalde bunu düşünen biri Evren’de basit, sıradan hiçbir şey olmadığını anlar. İster pizzayı ele alın, ister taşı ele alın ve “Bunu elde etmek istiyorum, ne yapmalıyım” diye kendinize sorun. Ne mi yapmalısınız? İlk patlamadan başlayarak Evren’in geçirdiği tüm süreçleri en başından yeniden oluşturmalısınız. Bu süreçlerde Evren’in yapı taşı olan atomların, yapı taşları olan proton, elektron, nötron ortaya çıkacaktır; sonra hidrojen ve helyumdan oluşan bir gaz bulutu meydana gelecektir; sonra yıldızlar oluşacak ve bu yıldızların içinde üretilen atomlar tüm aşamalardan sonra bir gün pizzamızın mantarı, peyniri, domatesi olacaktır…

Eğer atomu iyice incelerseniz, hayretiniz kat kat artar. Masanın üzerine koyacağınız bir bozuk paranın bir atomun çekirdeğini temsil ettiğini düşünün. Bu atomun çevresinde dönen elektronun çizdiği yörüngeyi merak ederseniz, bu yörünge bozuk paranın birkaç km civarından geçecektir. Peki bu ikisinin ortası nedir? Bu ikisinin, çekirdeğin ve elektronların ortası boşluktur. Yani elimizde tuttuğumuz bir taş parçası trilyonlarca Güneş Sistemini içinde taşımaktadır ama bu taşın %99’u boşluktur. Ne kadar ilginç değil mi?

Evrende yüz milyardan fazla galaksi, her bir galakside yüz milyondan fazla yıldız, her birinin gezegenleri, gezegenlerin uydularıyla var olmaları, tüm bu gök cisimlerinin her birinin mükemmel bir şekilde hesaplanmış yörüngelerinde hareket etmeleri; Allah’ın kudretinin sınırsızlığını, büyüklüğünü göstermez mi? Elimize bir taş alıyoruz ve onda Güneş Sistemi’nin minik kopyaları olan trilyonlarca atomun çekirdeklerinin etrafında, gayet düzenli bir şekilde elektronların döndüğünü anlıyoruz. Evet, bu bize neyi anlatmaktadır? Bu bize her şeyden önce Yaratıcımızın gücünün sınırsız büyüklüklerde sınırsız bir şekilde gözüktüğü gibi, sınırsız küçüklüklerde de sınırsız bir şekilde gözüktüğünü göstermektedir. Sınırsız büyüklükler hep bu ufacık atomlarla yaratılmıştır. Atomun içindeki hareket tarzı sınırsız büyüklüklerdeki merkezin etrafındaki dönüşlerin bir benzeridir. Demek ki Evren’in tek bir toz zerresini yaratan kim ise tüm Evren’in sahibi de O’dur. Üstelik tüm bu oluşumlar O’nun kuvvetinin hem çok büyük, hem çok planlı olduğunu, hem de O’nun Evren’inde sıradanlığa yer olmadığını göstermektedir. Üstelik tüm bu verilere göre diyebiliriz ki Evren’in Yaratıcısı için bir milimetreyi yaratmak ile Evren’i yaratmak arasında hiçbir fark yoktur. Bir noktanın içinde trilyonlarca atomun yaratılmasından, Uzay’ın sınırlarının uçsuz bucaksızlığına kadar her şey Allah için yaratmanın adedinin, büyüklüğünün, küçüklüğünün fark etmediğini, Yaratıcımız için zor kavramının olmadığını gösterir. Tüm bunları yaratan Yaratıcımızın bilgisi de, kudreti de sınırsızdır.

Eğer yeryüzündeki her bir ağaç kalem olsa, yedi denizle desteklenen bir deniz de eklense Allah’ın kelimeleri bitmez. Doğrusu Allah güçlüdür, hikmetlidir. (31: 27)

ATOMUN İÇİNDEKİ İNCE YARATILIŞLAR

Var olan her madde atomlardan oluşur. Atomun yaratıldığının anlaşılması, geri kalan her şeyin yaratıldığının anlaşılması demektir. (Atomun var olabilmesi için gerekli maddenin yoktan yaratıldığını ilk üç konuda görmüştük.) Çünkü geri kalan her şey bu atomlar ile yaratılmıştır. Atomun çekirdeğinde pozitif yüklü protonlar bulunmaktadır. Bu pozitif yükler birbirini iter. Ama yaratılışın harikalarının ortaya çıkması için protonların birbirlerine yapıştırılıp aynı noktada toplanmaları gerekmektedir. Atomun içindeki birbirini iten protonları ve nötronları aynı noktaya hapseden güç çok şiddetlidir ve bu gücün adı çekirdekteki nükleer kuvvettir. Bu kuvveti taşıyan çok küçük parçacıklar Latince’de yapıştırıcı anlamına gelen “gluon” diye adlandırılırlar. (Atom bombasının şiddetli tahrip gücü de bu gücün kullanılmasıyla oluşturulmuştur.) Kainatın her şeyini hassas matematiksel değerlerle tasarlayan Allah, bu şiddetli gücü de hassas bir şekilde ayarlamıştır. Birbirini iten protonları bir arada duracak şekilde yapıştıran bu güç, daha zayıf olsa protonlar bir arada tutulamayacaktır, eğer bu güç daha şiddetli olsa protonlar ve nötronlar birbirinin içine girecektir. Atom bombası bize atomun içindeki şiddetli gücün varlığını acı bir şekilde ispatladı. Fakat bu bize şunu da gösterdi ki, şu anda rahat bir şekilde Dünya’da yaşamamızı sağlayan etkenlerden biri atomun kendi içinde dengeli bir yapıya sahip olmasıdır. Bu denge sayesinde maddeler bir anda bozulmaya uğramaz ve insanlara zarar verebilecek ışınları yaymaz. Atomun bu dengesini sağlayan unsurlardan biri de zayıf nükleer kuvvettir. Bu kuvvet özellikle içinde fazla nötron ve proton bulunduran çekirdeklerin dengesini sağlamada önemlidir.

Atomun varlığını mümkün kılan diğer bir kuvvet ise elektromanyetik kuvvettir. Bu kuvvet zıt elektrik yüklü parçacıkların birbirini çekmesini, aynı yüklü parçacıkların da birbirini itmesini sağlar. Böylece protonlarla elektronlar birbirlerini çekip bir araya gelebilmişlerdir. Fakat bu bir araya gelişin de bir ölçüsü vardır. Elektronlar yörüngelerinde akıl almaz hızlarıyla çekirdeğin etrafında dönerlerken protona yapışmazlar. Arka arkaya dönen negatif yüklü elektronların birbirini itmesi ve protonun elektronu çekmesi hiçbir şeyi değiştirmez. Elektron ne kendini çeken protona yapışır, ne dönüş hızının etkisiyle, ne de kendini iten diğer elektronların etkisiyle yörüngesinin dışına çıkar. Bilinçsiz elektronlara tüm bu hareketleri yaptıran yasaları yaratan; elbette maddenin de, atomun da, elektronun da, her şeyin de Yaratıcısıdır.

Evren

Evrenin her yeri, Allah'ın kudretinin büyüklüğünü, Allah için yaratmanın adedinin, büyüklüğünün, küçüklüğünün farketmediğini göstermektedir.

Bilinçli insanlar olarak isterseniz bir deney yapalım. Üç beş arkadaşımızın beline bir ip bağlayalım ve birkaç kişi ortaya geçerek bu üç beş kişiyi kendilerine yapıştırırcasına çekerken etraftaki kişiler koşarak ortadaki merkezin etrafında dönsünler. Bu dönen kişiler birbirini itsin. Çekirdeği temsil eden ortadaki kişiler de birbirini itsin. Hiç şüphesiz etrafta dönenlerin elektron gibi bir saniyede yüzlerce tur yapmalarını beklemeyeceğiz. Fakat acaba bilinçli insanlar bu durumda bir dakika süreyle atomun hareketini taklit edebilirler mi? Bir de üç veya dört yörüngeli bir atomun modelini taklit ettiğimizi, temsili çekirdeğin etrafında üç dört tane ayrı dairede dönüşler olduğunu düşünelim. Hele çekirdeğin içindeki şiddetli yapıştırıcı “gluon”ları temsilen birkaç sumo güreşçisinin, ipi çeken fakat birbirini iten ortadaki kimseleri yan yana tutmasını sağlayabilsek, deneyimiz kim bilir ne kadar enteresan olurdu! Bilinçli insanların bir dakika süresince beceremediği bir hareket tarzını, milyarlarca yıldır protonların, elektronların yapması ne muazzamdır! Hem de bir taşın içinde trilyonlarca adette var olan atomlarda…

Evren’de ve vücudumuzda var olan birçok atom çok uzun zaman önce, çok uzaklardaki dev yıldızlarda imal edilmiştir. Dişlerimizdeki kalsiyum, pizzamızdaki karbon atomu, vücudumuzdaki demir atomu hep yüksek ısılı yıldızların imalatıdır. Evren’in bu ham maddeleri yıldızların özenli mutfağında pişirilir, imal edilir ve sonra pizzamız olur, kanımız, etimiz, dişimiz, gözümüz olur. Bu anlatılanları uzakta gerçekleşen bir masal olarak dinlemeyelim. Elimizden, saçımızdan, gözümüzden, yediğimiz yemeklerden oturduğumuz sandalyeye kadar her an her şeyde bu mükemmel düzen sürekli sürdürülmektedir. Yaratıcımız bizim için her an her şeyi ince bir hesapla ve büyük bir kudretle ayakta tutmaktadır. Atomdaki tüm bu hareketler, atomda var olan tüm kuvvetler maddenin ve bizim var olmamızı sağlamaktadır.

O’na (Allah’a) mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (25:2)

DAHA NE OLACAK?

Tüm Evren’de 1080 adet parçacık olduğu tahmin edilmektedir. Bu sayıyı daha iyi anlamak için 1 sayısının arkasına 80 tane sıfır yazın ve bu sayının büyüklüğünü düşünün. İşte tüm bu parçacıklar çok kompleks, çok ince ayarlanmış kuvvetlerle, çok ince dengeler içinde hareketlerini her an sürdürürler. Tüm bu parçacıkların birbirleriyle uyumlu hareketlerinin sonucunda ortaya çıkan kuyruklu yıldızlar, süpernovalar, gezegenler de çok kompleks, çok ince ayarlanmış, çok mükemmel hesaplanmış bir şekilde hareket ederler. Gücü, kudreti, tasarımı görmek isteyene daha ne lazım acaba? Bu bölümde atomun yapısının çok kompleks, çok mükemmel, çok ince tasarımlı olduğunu kısaca göstermeye çalıştık. Eğer atomu derinlemesine incelersek hayretimiz daha da artar ve mükemmelliğe daha da çok tanık oluruz. Şunu da ekleyelim ki Big Bang’den sonra atom parçacıklarının ortaya çıkışı da çok ince şekilde planlanmıştır. Patlamanın her anındaki sıcaklık, atom parçacıklarının sayısı, her an devreye giren kuvvetler, bu kuvvetlerin şiddeti çok hassas değerlerle tasarlanmıştır. Bu değerlerin birinin bile sağlanamaması durumunda ne madde, ne atom, ne Evren var olurdu, ne de biz var olabilirdik. Tüm bu bahsettiğimiz değerlerdeki en ufacık değişim varlık, düzen, galaksiler ve atom yerine kaosu ve yokluğu getirecektir. Bir patlamanın karmaşa ve kaos oluşturması beklenirken Allah bu patlamayı öyle bir ayarlamıştır ki, bu patlamayla tüm fizik kuralları, mükemmel bir düzen, galaksiler, atomlar oluşturmuştur.

Evren’in yaratılışında saniyelerden ufak birimlerin bile çok önemli etkileri olmuştur. Steven Weinberg meşhur “İlk Üç Dakika” kitabının yazarıdır ve Evren’in ilk dakikalardaki kritik ayarları onun şu sözleri de göstermektedir: “Evren’de ilk birkaç dakikada gerçekten de eşit sayıda parçacık ve karşıt parçacık oluşmuş olsaydı, sıcaklık bir milyar derecenin altına düştüğünde, bunların tümü yok olur ve ışınım dışında hiçbir şey kalmazdı. Bu olasılığa karşı çok iyi bir kanıt vardır: Var olmamız. Parçacık ve karşı parçacıkların yok olmasının ardından şimdiki Evren’in maddesini sağlamak üzere geriye bir şeylerin kalabilmesi için, pozitronlardan biraz daha çok elektron, anti protonlardan biraz daha çok proton ve anti nötronlardan biraz daha çok nötron var olmalıydı.” Tüm veriler çok açık bir şekilde bu patlamanın özel bir tasarımla yapıldığını, patlama sonrası her oluşumun büyük bir kudretle, büyük bir planla, büyük bir sanatla gerçekleştirildiğini göstermektedir. Atomun yapısına kısaca değindiğimiz gibi, Büyük Patlama sonrasında atom parçacıklarının oluşumuna da kısaca değindik. Bu konu derinlemesine incelendiğinde yaratılışın mükemmel planlanmışlığına hayranlık kat ve kat artacaktır. Atomun mevcut muhteşemliği, atomun parçacıklarının ince planla ortaya çıkışının dışında, bu parçacıkların nasıl olup da atoma dönüştüğü de üzerinde çok düşünülmesi gereken ayrı bir olağanüstülüktür. 1080 tane parçacık birbirini iten ve çeken yüklerle, ince dengelerle, büyük kuvvetlerle örülü atomlara dönüştürülmese, ne “ben” dediğimiz varlık, ne okuduğumuz bu kitap, ne üzerinde var olduğumuz bu Dünya var olabilirdi. Görüldüğü gibi teleskopla Evren’in derinliklerine çıkmak da, elektron mikroskobuyla maddenin derinliklerine inmek de hep aynı şeyleri göstermektedir: Allah’ın sanatının muhteşemliğini, Allah’ın kudretinin sınırsızlığını, Allah’ın ilminin mükemmelliğini, Allah’ın planlarının eşsizliğini…

Evren’in, yerin ve bunlarda bulunanların mülkü Allah’ındır. O’nun her şeye gücü yeter.(5:120)

Leave a Comment