Thursday 14 December 2017

YOKLUKTAN YARATILDIK

This post is also available in: İngilizce, Almanca, Arnavutça, Arapça, Boşnakça

O (Allah) Evren’i ve yeryüzünü yoktan yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse yalnızca “Ol” der, o da  oluverir.(2:117)

Ayette geçen “ibda” kelimesi bir şeyin, herhangi bir şeyden değil, yoktan var edildiği anlamına gelir. Ayrıca bu kelime, bir şeyin bir örneğe göre değil de, eşi ve benzeri olmadan yaratılması anlamına gelir. Yaratılışın büyük harikası var olan tüm varlığın ve kavramların yoktan yaratılmasıdır. Örneğin renkleri düşünelim. Hiçbirimiz görmediğimiz bir rengi düşünemeyiz de, icat da edemeyiz. Var olan renkleri bilmemize rağmen, yeni bir renk yaratamayız. Oysa Allah tüm renkleri de, renk kavramı yokken renk kavramını da, renkleri ve her şeyi kaplayan Evren’i de yoktan yaratmıştır. Bir kavram hiç yokken o kavramı ve onla ilişkili olan çeşitliliği yaratmak ne büyük güç ve ne büyük bir sanattır.

Allah’ın varlığını inkar eden ateistler maddenin sonsuzdan beri var olduğunu, maddenin başlangıcı bulunmadığını, var olan her şeyin tesadüfler sonucunda oluştuğunu iddia ederler. Bu görüşe göre madde yaratılmamıştır, hep vardır. Ateist filozoflardan Georges Politzer “Felsefenin Başlangıç İlkeleri” kitabında bunu şöyle belirtir: “Evren yaratılmış bir şey değildir. Eğer yaratılmış olsaydı, o takdirde Evren’in Tanrı tarafından belli bir anda yaratılmış olması ve Evren’in yoktan varedilmiş olması gerekirdi. Yaratılışı kabul edebilmek için her şeyden önce Evren’in var olmadığı bir anın varlığını, sonra da hiçlikten bir şeyin çıkmış olduğunu kabul etmek gerekir.” Ateizm, Tanrı’nın varlığının reddedilmesi, materyalizm ise maddecilik anlamına gelir, fakat her iki kelime birçok zaman birbirinin yerine kullanılır. Çünkü Allah’ın varlığını reddeden ateistler, maddenin sonsuzluğunu kabul ettiklerinden ve madde-dışı bir varlığı kabul etmediklerinden otomatik olarak materyalist (maddeci) olurlar. Ateistler kaçınılmaz olarak maddenin yaratılmadığını ve sonsuzdan beri var olduğunu kabul etmek zorunda kalırlar.

Hem Allah’ın varlığının, hem maddenin yaratıldığının beraberce ve açıkça savunulmasının kökleri tektanrılı dinlere dayanır. Tüm tektanrılı dinler hem Allah’ın varlığını, hem maddenin Allah tarafından yaratıldığını açıkça savunurlar. Böylelikle maddenin yaratıldığı iddiası öyle bir konuma gelmektedir ki; bunun ispatı, Allah’ın varlığının ispatı olduğu gibi, aynı zamanda Museviliğin, Hıristiyanlığın ve İslam’ın Allah tarafından gönderilen dinler olduğunun da çok önemli bir delilidir. Günümüzde de bazı insanlar Güneş’e, Ay’a veya ateşe tapıyor olabilirler. Bu insanlar akılcı, bilimsel, felsefi bir dayanağa sahip olmadan bu inançlarını sürdürmektedirler. Aklı, mantığı, bilimi bir kriter olarak kabul etmeyen bu inançlara karşı akılcı, mantıksal ve bilimsel bir açıklama yapmak fayda etmemektedir. Bu kimselerin öncelikle önyargıları kırıcı, saplantıları yok edici açıklamalara ihtiyaçları vardır. Tüm insanlık tarihindeki üç ayrı görüşün akla ve bilime uyma iddiasında olduğunu görüyoruz. Bu görüşler en azından aklı, mantığı ve bilimi kriter olarak kabul ettiklerini iddia etmişlerdir. Bu yüzden burada, bu fikirleri ele alıp, bu fikirlerden hangisinin doğru olduğunu ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu üç görüş şöyledir:

1) Tektanrıcılık : Tek bir Allah vardır. Maddeyi yaratan, bu muhteşem Evren’i, canlı-cansız her şeyi ile yaratan O’dur.

2) Ateist Materyalizm : Madde sonsuzdan beri vardır. Herşey tesadüflerin arka arkaya gelmesi ile bu maddeden oluşur.

3) Agnostisizm, şüphecilik : İki görüşten hangisini doğru olduğunu bilemeyiz. İkisi de doğru olabilir.

Aslında temelde iki şık vardır. Üçüncüsü ise yeni bir görüşten çok iki inançtan hangisinin doğru olduğunun bilinemeyeceğini ifade eder. Bu şıkta yer alanların iddiası maddenin ve diğer varlıkların yaratılıp yaratılmadığının anlaşılamayacağıdır. Örneğin David Hume (1711-1776) “Doğal Din Üzerine Diyaloglar” adlı eserinde Cleanthes ve Philo’yu karşılıklı konuştururken, Philo’nun sözlerinde agnostik yaklaşımlar ifade edilir. Kant (1724-1804) da “Saf Aklın Eleştirisi” adlı eserinde maddenin yaratılıp yaratılmadığını, insanın yaratılıp yaratılmadığını bilemeyeceğimizi, bunların anlaşılamayacağını söyler. (Kant’ın fikirleri agnostik olmasına rağmen, Kant Tanrı’ya inanırdı.)

BIG BANG HEM ATEİZMİ, HEM AGNOSTİSİZMİ GEÇERSİZ KILMIŞTIR

Agnostik yaklaşım “Biz bunu anlayamayız” demekle, aslında bir iddia sahibi olmaktadır. Eğer “Maddenin başlangıcı vardır” tezi doğrulanırsa, “Maddenin başlangıcı yoktur” tezi yalanlanacağı gibi “Maddenin başlangıcı olup olmadığını anlayamayız” tezi de yıkılacaktır. Böylelikle maddenin başlangıcının ispatı ateizme olduğu kadar agnostisizme (şüpheciliğe, bilinemezciliğe) de bir darbedir. Maddenin başlangıcı ve yaratılışı ortaya konduğunda aslında ateistlerin inançsızlıklarından, agnostiklerin şüpheciliklerinden vazgeçmeleri gerekir. Enbiya Suresi 30. ayetteki ifadeyi hatırlarsanız, ayette “Yine de onlar inanmayacak mı” diye sorulmaktadır. Big-Bang’i tarif eden bir ayette bu ifadenin geçmesi aslında birçok ateistin ve agnostiğin gerekeni yapmayacaklarının işaretidir. Fakat artık agnostiklerin şüpheciliğinin ineği tanrı kabul eden bir çoktanrıcıdan, ateistlerin inkarının ise ateşi tanrı kabul eden bir ateşe tapandan farklı olmadığı, yani inançlarını salt delilsizlik, salt gelenek, salt mantıksızlık ve salt bilimdışılık üzerine kurdukları anlaşılmıştır. Artık ateistlerin ve agnostiklerin akılcılık ve bilimsellik iddiaları suya düşmüştür. Hem de daha ilk aşama olan maddenin yaratılması safhasında… Bazı materyalist bilim adamları Big Bang’in ispatından sonra yaratılışı kabul etmeye mecbur olduklarını itiraf etmek zorunda kalmışlardır. Örneğin İngiliz materyalist fizikçi H.P. Lipson, Big Bang teorisini ister istemez kabul etmek zorunda olduklarını şöyle itiraf etmiştir: “Bence, bu noktadan daha da ileri gitmek ve tek kabul edilebilir açıklamanın yaratılış olduğunu onaylamak zorundayız. Bunun ben dahil çoğu fizikçi için son derece itici olduğunun farkındayım, ama eğer deneysel kanıtlar bir teoriyi destekliyorsa, bu teoriyi sırf hoşumuza gitmediği için reddetmemeliyiz.”

BIG BANG’DEN ÖNCE

David Darling “Deep Time(Derin Zaman)” adlı kitabının başlangıç bölümünde Big Bang’i öncesinden alıp şöyle tarif eder: “Zaman yoktu, Uzay yoktu… Madde ve enerji de yoktu… Hiçbir şey yoktu… En küçük bir nokta, boşluk bile yoktu. Bu yokluktan küçücük, olağanüstü küçüklükte bir kıpırtı belirdi… Ufacık bir titreme… Hafif bir dalgalanma, belli belirsiz bir girdap…Bu kozmik kutunun kapağı açıldı ve altından yaratılış mucizesinin filizleri belirdi…” Colarado Üniversitesi’nden Gerrit L. Vershuur ise “Starscapes” adlı kitabında tüm diğer tezlere karşı dinin tezinin doğru çıktığını şu cümleleriyle ifade eder: ” Big Bang teorisi, dini inançların gösterdiği, Dünya’nın ve gökyüzünün yaratılmış olduğu gerçeği ile uygunluk göstermektedir. Bu astronominin dinle beraber olduğunun sürprizli bir sonucudur.”

Zamanın maddeye ve maddenin hareketlerine bağımlı olarak var olduğu anlaşılmıştır. Big Bang’ten önce madde ve maddenin hareketi söz konusu olmadığına göre Big Bang’ten önce zaman da söz konusu değildir. Big Bang ile beraber madde de, zaman da yaratılmıştır. Zaten bunlardan biri diğerine bağımlıdır. Oxford Üniversitesi’nden Roger Penrose, zamanın Evren’in başlangıcı ile başladığını matematiksel olarak ispatladı. Big Bang teorisi, ateistlerin, “Evren yaratılmış olsaydı başlangıcı olması gerekirdi” diye kendilerinin de ileri sürdükleri durumun varlığını ispat etmiştir. Kısacası ateizm bilim, mantık ve akıl platformunda çökmüştür, fakat inada, kuruntuya ve keyfiliğe dayanarak devam etmektedir. Mantığın temel kuralları açısından sadece iki tane tez varsa, birinin yanlışlığının ispatı diğer tezin doğrulanması demektir. Ateizmin “madde sonsuzdan beri vardır” tezi yalanlanınca, maddenin yaratılışını kabul etmek otomatikman geçerli olmakta, böylece ateizmin de, “bu konu çözülemez” diyenlerin de yanıldığı ortaya çıkmaktadır. Bu açık delillere karşın yaratılışı inkar etmek gerçeğe karşı yapılan bir inattır.

Hayır, o kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde apaçık delillerdir. Bizim delillerimizi zalimlerden başkası inkar etmez.(29:49)

BIG BANG’İN ÖĞRETTİKLERİ

Big Bang teorisi her şeyden önce Evren’in ve zamanın bir başı olduğunu, maddenin sonsuzdan beri var olmadığını, maddenin yaratıldığını bize öğretti. Böylece materyalistlerin, ateistlerin tarih boyunca savundukları Evren’in sonsuzdan beri var olduğu fikri çürütüldü.

Big Bang, Evren’in yaratıcısı olduğunu gösterdiği gibi, Evren’in yaratıcısının Evren’in içinde arandığı; Güneş’in, Ay’ın, dağın ayrı tanrılara paylaştırıldığı ilkel fikirlerin yanlışlığını da gösterdi. Big Bang ile ilk birleşimi yaratan kim ise, her şeyi yaratanın o olduğu, Evren’i ayrı güçlerin değil, tek bir gücün yönettiği anlaşıldı. Evren tek bir noktadan başlamıştır, o ilk noktanın sahibi kimse, insanın da, nehirlerin de, yıldızların da, kelebeklerin de, süpernovaların da, renklerin de, acının da, mutluluğun da, müziğin de, estetiğin de sahibi O’dur. Her şey, “bir tekillikten” ayrıldığına göre, o “birliğin” sahibi, her şeyin sahibidir.

Big Bang ile, putlaştırılan maddenin, hem de tüm Evren’in maddesinin başta tek bir nokta kadar değersiz olduğu anlaşılır. Böylece bu değersiz noktadan insanların, hayvanların, bitkilerin, muhteşem renkleriyle Evren’in çıktığını görenler, kabiliyetin bu noktada değil, bu noktanın Yaratıcısında olduğunu anlarlar. Gözünüzü kapatıp, karanlığı bile barındırmayan yokluğu bir düşünün, sonra etrafınızdaki ağaçlara, denizlere, gökyüzüne, aynadaki görüntünüze, yiyeceklere, sanat eserlerine bir bakın. Tüm bu muhteşem eserler nasıl karanlıktan, yokluktaki tek bir noktadan kendi kendine çıkabilir? İyice düşünenler için yaratılış hem matematiksel incelikle, hem sanatsal yapısıyla kendini göstermektedir.

Evren’in genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki; Big Bang’ten sonraki birinci saniyede bu oran, bir bilim adamının ifadesine göre: “Yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı Evren şimdiki durumuna gelmeden içine çöker, tek noktaya dönerdi.” Aynı şekilde bu genişleme hızı biraz daha şiddetli olsaydı, Evren, gezegenlerin oluşamayacağı şekilde dağılacaktı. Evren’in ilk yaratılış anındaki o tek bileşimin parçalanışında uygulanan kuvvet hem çok büyüktür, hem de çok ince tasarlanmıştır. Aynı şekilde, oluşan madde miktarı da çok ince bir şekilde tasarlanmıştır. Görüldüğü gibi her şey Evren’imizin var olacağı tarzda bir amaca göre Yaratıcımız tarafından ince bir şekilde yaratılmıştır. Tüm bu oluşumlar Yaratıcımız’ın kuvvetinin büyüklüğünü, her şeyi en ince ayrıntısıyla planladığını, mükemmel bir şekilde her şeyi oluşturduğunu göstermektedir. Ayrıca tüm bu oluşumlar göstermektedir ki; bu Evren’in Yaratıcısı için zorluk kavramı yoktur, o isteyince her şey olur, onun sadece “Ol” demesi yeterlidir.

Comments are closed.