<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kur'an: Hiç Tükenmeyen Mucize &#187; Astronomi</title>
	<atom:link href="http://www.mucizeler.com/category/astronomi-tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mucizeler.com</link>
	<description>Kur'an Mucizeleri</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Mar 2012 23:56:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>SÜREKLİ GENİŞLEYEN BİR EVRENDE YAŞIYORUZ</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/10/surekli-genisleyen-bir-evrende-yasiyoruz/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/10/surekli-genisleyen-bir-evrende-yasiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Oct 2011 03:09:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Patlama]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Genişleyen Evren]]></category>
		<category><![CDATA[Hubble @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'da Biz]]></category>
		<category><![CDATA[Newton @tr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/surekli-genisleyen-bir-evrende-yasiyoruz/</guid>
		<description><![CDATA[Ve Evren’i (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz.  (51 : 47) Ayette &#8220;Evren, gök&#8221; diye çevirdiğimiz kelime Arapça &#8220;sema&#8221; kelimesidir. Bu kelime aynı Türkçe’deki &#8220;gök&#8221; kelimesi gibi hem Evren’i, hem Dünya’nın tavanını ifade eder. Yeryüzünün üstünün tümü &#8220;sema&#8221; diye ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Ve Evren’i (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz.  <a href="http://quran.com/51/47">(51 : 47)</a></p></blockquote>
<p>Ayette &#8220;Evren, gök&#8221; diye çevirdiğimiz kelime Arapça &#8220;sema&#8221; kelimesidir. Bu kelime aynı Türkçe’deki &#8220;gök&#8221; kelimesi gibi hem Evren’i, hem Dünya’nın tavanını ifade eder. Yeryüzünün üstünün tümü &#8220;sema&#8221; diye adlandırılır.</p>
<p>Evren sonsuz mudur? Yoksa Evren sınırlarla çevrili durağan-sonlu bir yapıda mıdır ? İşte size insanlığın büyük dehalarının tarihin en başından beri en hararetli tartıştıkları konulardan biri.</p>
<p>Diyebiliriz ki insanlık tarihinde çok az konu bu kadar hararetle tartışılmış ve tüm uğraşlara rağmen bu konuda işin içinden çıkılamamıştır. İlk önce felsefenin içinde, daha sonra ise felsefeden bağımsızlığını ilan eden fizikte, Evren’in sınırlarının sonsuz olup olmadığı tartışılmıştır. Tarihin en parlak simalarının bir kısmı Evren’in sonsuz olduğunu, buna karşın birçok ünlü düşünür de Evren’in sınırlarla çevrili bir şekilde sonlu olduğunu söylemiştir. Oysa Kuran bu iki görüşün dışında sürekli genişleyen dinamik bir Evren modeli çizmiştir. Kuran’ın çizdiği model, Evren’in her an bir sonu olmakla sonsuz Evren modelinden, sürekli genişlemekle ise durağan sınırlı Evren modelinden ayrılmaktadır. Böylece insanlığın bu en büyük tartışmasında Kuran tüm düşünürlerin dışında üçüncü bir modeli tarif etmiştir.</p>
<p>İşte Kuran’ın Allah tarafından indirilip indirilmediğini anlamak isteyenler için bir test imkanı. Bir tarafta ne felsefe, ne fizikle uğraşmış çöldeki Muhammed. Diğer tarafta felsefenin, fiziğin ünlü düşünürlerinin iddiaları. İşte Aristo, işte Ptolemy, işte Giordano Bruno, işte Telesio Patrizzi, işte Galieo Galilei, işte Isaac Newton&#8230; Dünya tarihinin bu en büyük dehaları gözlemleriyle, formülsel uğraşlarıyla Evren’in sınırlı, sonlu veya sonsuz olduğunu iddia etmişler, fakat hiçbiri genişleyen dinamik Evren modelini çizememişlerdir. Ancak 20. yüzyılda Edwin Hubble’ın gelişmiş teleskobuyla gözlemleri, tüm yıldız kümelerinin hızla birbirlerinden uzaklaştığını tespit etmiş, böylece genişleyen dinamik Evren modeli doğrulanmıştır.</p>
<p>Evren’in genişlediği ilk kez 1900’lü yıllarda ortaya atılmıştır. 1900’lü yıllardan önce Kuran dışında bu iddiayı ortaya koyan tek bir kaynak bile yoktur. Tek bir kaynak bile!..</p>
<h3 style="text-align: center">MUHAMMED PEYGAMBER’İN ÇÖLDE SAKLADIĞI TELESKOP</h3>
<p>Kuran’ın Allah tarafından indirildiğini inkâr edenler, Muhammed Peygamber’in Kuran’ı uydurduğunu söylemektedirler. Peki bunu söyleyenler Muhammed Peygamber’in Evren’in genişlediğini, 1900’lü yıllardan önce bilen Dünya tarihindeki tek kişi olmasını nasıl açıklayacaklar? Acaba Muhammed Peygamber 1900’lü yıllarda yapılmış olan teleskobun bir benzerini 600’lü yıllarda icat etmişti de, bu teleskobu kumlar altında mı gizli-yordu? Acaba Muhammed Peygamber teleskobu kullanmayı, yıldızların hareketlerini yorumlayacak astrolojik bilgiyi biliyordu da, bunu insanlardan mı saklıyordu? Eğer Muhammed Peygamber deli olduğu için Peygamber olduğunu iddia etti denirse; bu nasıl bir deliliktir ki kendi döneminin insanlarının hiçbirinin bilmediği ve bilmesine imkan olmayan, kendisinden 1300 yıl sonra ancak anlaşılacak olan bir gerçeği biliyordu? Eğer Muhammed Peygamber kendi menfaatleri için dini uydurdu denirse; bu nasıl bir menfaat uydurmadır ki bu kişinin uydurdukları ancak 1300 yıl sonra tam anlaşılıyor; fakat kendi döneminde bu ayeti söylemesi kendisine hiçbir menfaat sağlamıyor, hatta gözleriyle Evren’in genişlediğini fark edemeyen düşmanlarına belki koz bile vermiş oluyordu. Menfaat için hareket eden kişi, kendi yaşarken kendisine faydası olmayan, hatta kendi döneminde anlaşılmadığı için eleştirilmesine yol açacak bir şeyi söyler mi? Eğer tüm bu gerçeklere karşın hâlâ bir kişi &#8220;Muhammed Peygamber kendi aklıyla bunu bildi&#8221; derse; bu nasıl bir akıldır ki kimsenin bilemediğini biliyor fakat bunları kendi bildiğini kabul edeceğine, Allah bana bildirdi diye yalan söylüyor! Toplu iğneyi bulan bir kişi bile bu buluşuyla övünme eğilimindeyken, Muhammed Peygamber niye aklıyla övünmüyor da &#8220;Bu (Kuran) benden değildir, bu Allah’tandır.&#8221; diyor. Tevazudan mı? Bir yandan Peygamber olduğunu söylerken inanılamayan, yalancılıkla itham edilen, böylece ahlâken düşük bir mertebede gösterilen kişiyi, tevazu sahibi diye mi yüceltecekler? Evet inkâr etmekte ısrar edenlere bir soru da biz soralım: “Siz neyi savunduğunuzun, ne dediğinizin farkında mısınız?”</p>
<h3 style="text-align: center">EVRENİN GENİŞLEDİĞİ NASIL ANLAŞILDI?</h3>
<p>Büyük deha Newton’un fiziğinde bir eksik vardı. Newton, sonsuz genişlikte ve değişmeyen bir Evren modeline inanıyordu. Newton’un yerçekimi yasaları bir sorunla karşılaşıyordu. Nasıl oluyordu da Evren’in başlangıcından beri geçen çok uzun zaman sürecinde tüm madde birbirini çekip tek bir bileşime dönüşmüyordu? Oysa Einstein’ın Newton’dan sonra ortaya koyduğu formüllerde kütlenin varlığıyla zaman ve mekan değişiyordu.</p>
<p>Einstein’ın formüllerinden yola çıkan Rus fizikçi Alexander Friedmann en ufak bir etkide Evren’in genişleyeceğini veya daralacağını keşfetti. Bu keşfin değerini anlayıp Evren’in genişlemekte olduğunu ise açıkça, iddialı bir şekilde ilk savunan, Belçikalı papaz ve bilim adamı Georges Lemaitre oldu. Lemaitre, Evren’in genişlemesini geri sardığımızda Evren’in tek bir birleşimden patlayarak oluştuğunu, daha sonra Evren’in genişlediğini; bir meşe palamadundan bir meşe ağacının büyümesi gibi Evren’in bu tek atomdan ortaya çıktığını söyledi. Bu o kadar inanılmaz gözüküyordu ki, başta bu iddiaya kendi formüllerinden ulaşılan Einstein bile inanamadı. Lemaitre’nin fizikten pek anlamadığını söyleyerek, Evren’in sonsuz genişlikte ve değişmez olduğunu söyledi.</p>
<p>İlk başta, Evren’in genişlediği kuramsal olarak ortaya konulmuştu. Hiçbir felsefecinin    tarihin uzun zaman diliminde ortaya koyamadığı bir açıklama, Kant gibi bir felsefecinin &#8220;Saf Aklın Eleştirisi&#8221; eserinde, zihinsel çatışkılardan (zihnin çözemeyeceği sorunlardan) biri olarak gördüğü ve &#8220;Zihin bu sorunu çözemez&#8221; dediği konuda ortaya konulmuştu. Bu kuram her şeye uyuyor ve Evren’in neden yerçekimine rağmen çökmediğini açıklayarak Newton ve Einstein formüllerinin bir birleşimini veriyordu. Alternatifi yoktu. Doğru anahtarın kendi kilidine uyması gibi, doğru açıklama Evren’sel tabloya uymuştu. Fakat bilim dünyasında ilk defa duyulan bu açıklama klasik tepkiyle karşılaşmıştı: Hayır, olamaz!</p>
<p>Aynı yıllarda Amerikalı astronom Hubble, tüm bu kuramsal tartışmaların dışında, Mount Wilson gözlemevinde son derece gelişmiş teleskobu ile gözlemler yapıyordu. Hubble tüm galaksilerin birbirinden uzaklaştığını, böylece Evren’in genişlediğini gözlemsel olarak buldu. Böylece görmediğimize inanamayız diyenlere Hubble; &#8220;Gördüğünüze inanmalısınız&#8221; dercesine genişlemeyi ispatladı. (Hubble bu tespitini Doppler etkisiyle yaptı. Buna göre uzaklaşan cisimlerin dalga boyları ışık dalgalarının spektrumunda uzar; böylece kırmızıya kayar, cisimler yaklaşıyor ise dalga boyu kısalır, böylece maviye kayar.) Tüm galaksilerden gelen ışığın, spektrumda kırmızıya kayması, tüm galaksilerin uzaklaştığını gösteriyordu. Hubble bu gözlemiyle beraber çarpıcı bir yasa da buldu, galaksilerin uzaklaşma hızları, galaksiler arasındaki uzaklıkla doğru orantılıydı. Galaksi ne kadar uzakta ise, o kadar hızlı uzaklaşıyordu. Bu sonuç tekrar tekrar test edildi. 1950’de ABD’de Mount Palamar’da Dünya’nın en büyük teleskobu inşa edildi. Tüm testler, yeniden kontroller hep bu gözlemi doğruladı. Hatta ölçümler yapılıp Evren’in ilk yaratılış anının yaklaşık 10-15 milyar yıl önce olduğu iddia edildi.</p>
<p>Hubble’ın çalışmalarıyla Einstein da, Lemaitre de ilgileniyordu. Daha önce Lemaitre’ın görüşlerine katılmayan Einstein, bir konferansta Lemaitre’e haklı olduğunu beyan etti. Bu düşünceye inanmamasına yol açan görüşlerinin hayatının en büyük hatası olduğunu itiraf etti. Böylece Evren’in dinamik, sürekli genişleyen yapısı gözlemlerle doğrulanmış bir şekilde anlaşıldı, dönemin en büyük fizikçisi Einstein da bu sonucu kabul etti.</p>
<p>Hubble’ın ve Lemaitre’ın örneklerinde bir fizikçinin gerek kuramsal, gerek gözlemsel yolla bir sonuca ulaştıklarında o sonucu nasıl sunduklarını görüyoruz. Lemaitre kuramsal olarak ulaştığı sonuca dayanak olarak Einstein’ın formüllerinden nasıl çıkarım yaptığını gösterirken, Hubble yaptığı gözlemlerin verilerini ve sonuçlarını sunmaktadır. Böylece fizikçilerin vardığı sonuç bir kitap dolusu altyapıyla bir arada ortaya konmaktadır. Fizik kurallarının Yaratıcısı tarihteki en büyük tartışmalarından birinin cevabını Kuran’da vermektedir. Kuran, bilim adamlarından farklı olarak doğrudan sonucu verir, bu sonuca gidiş yolları, bu sonuca nasıl ulaşıldığı önemli değildir. Çünkü bu bilgiyi veren bu araçları kullanmadan bu bilgiyi bilmektedir. Evet, Kuran doğrudan sonucu verir. Çok emin, çok kısa, çok net, çok açık bir şekilde.</p>
<p>Herhangi birimiz Evren’e üstten bakma şansına sahip olsaydık ve biri bize &#8220;Evren’i tarif et&#8221; deseydi, herhalde ilk söyleyeceğimiz şeylerden biri Evren’in genişlediği olurdu. Ancak bilimsel birikim ve gelişmiş teleskoplarla farkedebildiğimiz bu gerçeği, Kuran’ın 1400 yıl önce söylemesi ne müthiş bir olaydır. Bazıları &#8220;Hz. İsa körleri iyileştirecek şekilde mucizeler gösterdiyse, niye çevresindeki herkes iman etmedi?&#8221; diye sormaktadır. İşte dine bilimle karşı çıkılmaya çalışıldığı bir ortamda, Kuran, bilimin en zor birkaç sorusundan birine bir cevap vermekte ve tarihte bu cevabın aynısına rastlanmamaktadır. Gelişmiş teleskopların icadıyla yapılan gözlemler Kuran’ı doğrulamakta, Kuran’ın bu mucizesinin benzerini hiç kimse gösterememekte, fakat inanmaya niyetli olmayanlar yine inanmamaktadır. Zaten Kuran bazı insanların hangi mucizeyi görürlerse görsünler inanmayacaklarını belirterek insan psikolojisinin bu yönünü açıklamada da mucize göstermiştir. Sanırız bu örneği gören kişi, İsa’nın ve diğer Peygamberlerin gösterdiği mucizelere karşı kendilerine niye inanılmadığını anlayacaktır. Mucizelerin şekli, zamana göre değişmekte, fakat, hep açık arayan, gerçeği bulmaya çalışmak yerine, ben nasıl inkâr ederim diye düşünen bazı insan tipleri hiç değişmemektedir.</p>
<p>Büyük Patlamadan sonra bu kadar çok maddenin, yerçekimi kuvvetinin etkisiyle birbirinin üzerine kapanmadan, bu kadar geniş bir alanda, bu kadar büyük bir hızla birbirinden uzaklaşması, Büyük Patlama’da uygulanan kuvvetin olağanüstülüğünü göstermektedir. Bu kuvvet sayesinde Evren genişlemekte ve madde birbirini çekip yeniden kapanmaktan kurtulmaktadır. Bu kuvvet hem çok büyüktür, hem de Allah’ın üstün bilgisiyle çok ince bir şekilde ayarlanmıştır. Bu kuvvet eğer daha zayıf olsaydı gezegenler oluşmadan madde birbirini çekerek kapanacak ve ne galaksiler, ne dünyamız, ne de hayat oluşacaktı. Eğer patlamada uygulanan kuvvet daha şiddetli olsaydı; madde o kadar büyük bir alana yayılacaktı ki, yine ne galaksiler, ne dünyamız, ne de hayat olacaktı. Bir fizikçinin çok güzel bir benzetmesine göre; bu patlamanın galaksilerin, dünyamızın, hayatın oluşacağı şekilde ayarlanmasının olasılığı; bir kurşun kalemi havaya attığımızda, sivri ucu üzerinde durması kadar bile değildir. Allah, bu patlamayla hem kudretinin büyüklüğünü, hem kendisinin bilinçli olarak ilk andan itibaren nasıl her şeyi ayarladığını göstermekte, ayrıca mesajı Kuran’da bu oluşumları anlatarak Kuran’ın kendi mesajı olduğunu da ispat etmektedir.</p>
<h3 style="text-align: center">KURAN’DA BİZ İFADESİNİN KULLANILMASININ SEBEBİ</h3>
<p>Bu bölümde incelediğimiz ayetteki &#8220;Biz&#8221; ifadesinin neden kullanıldığını açıklamakta fayda görüyoruz. Arapça’nın bu konudaki dil özelliği bilinmediği için sorularla karşılaşıyoruz. Kuran’da Allah kendisi için birinci çoğul şahıs olarak &#8220;Biz&#8221; ifadesini de, birinci tekil şahıs olarak &#8220;Ben&#8221; ifadesini de kullanır. Bu Arapça’nın dil özelliğinden kaynaklanır. Arapça’da ve başka bazı dillerde de azamet, yücelik ifadesi olarak bazen bir kişi kendisi için birinci çoğul şahıs olarak &#8220;Biz&#8221; ifadesini kullanır. Nitekim gerek Türkçe’mizde, gerek başka dillerde karşımızda tekil şahıs varken yücelik, saygı ifadesi olarak ikinci tekil şahıs olan &#8220;Sen&#8221; yerine &#8220;Siz&#8221; demekteyiz. Türkçe’de tekil olarak yaptıklarımız için de bazen birinci çoğul olarak &#8220;Biz&#8221; ifadesini kullanırız, fakat bu karşımızdaki tekil şahıs için çoğul olan &#8220;Siz&#8221; ifadesini kullanmamız kadar yaygın değildir.</p>
<p>Kuran Arapça inmiş bir kitaptır, bu yüzden Kuran’da Arapça dil özellikleri, Arapça deyimler bulunur. Allah’ın tekliği tüm Kuran’ın en temel mesajıdır ve Kuran’ın yüzlerce ayetiyle apaçıktır.</p>
<p>Bir noktayı daha belirtmek istiyoruz: Kuran’da Allah kendisinden birinci şahıs olarak bahsederken hem tekil &#8220;Ben&#8221; ifadesini, hem Arapça’nın dil özelliklerinden dolayı çoğul  olan &#8220;Biz&#8221; ifadesini kullanır. Fakat Allah’tan ikinci şahıs olarak bahsedildiğinde hep ikinci tekil &#8220;Sen&#8221; ifadesi geçer, hiçbir zaman ikinci çoğul olarak &#8220;Siz&#8221; ifadesi geçmez veya Allah’tan üçüncü şahıs olarak bahsedildiğinde hep üçüncü tekil &#8220;O&#8221; ifadesi geçer, hiçbir zaman üçüncü çoğul &#8220;Onlar&#8221; ifadesi kullanılmaz. Oysa Kuran’da binlerce defa Allah’tan ikinci veya üçüncü şahıs olarak bahsedilmiştir, bunların biri bile ikinci çoğul veya üçüncü çoğul şahıs değildir. Ayrıca Kuran’da Allah’tan gerek “Allah”, gerek “Rab”, gerek “Rahman”, gerek diğer isimleriyle binlerce defa bahsedilir ve tüm bu isimler tekil formda kullanılır.  Bu da başta dediğimiz gibi; “Biz” ifadesinin Arapça’nın dil özelliğinden olduğunu gösterir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/10/surekli-genisleyen-bir-evrende-yasiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TEK BİR NOKTADAN BAŞLAYAN MACERAMIZ</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/08/tek-bir-noktadan-baslayan-maceramiz/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/08/tek-bir-noktadan-baslayan-maceramiz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Aug 2011 12:57:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Patlama]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Genişleyen Evren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/?p=2197</guid>
		<description><![CDATA[İnkar edenler Evren(Gökler) ve yer birbirleriyle bitişik iken onları ayırdığımızı, her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Yine de onlar inanmayacaklar mı?(21:30) Ayetin ifadesinden, bu ayette belirtilenlerin inkârcılara karşı bir delil niteliğinde olduğunu, bu ayette belirtilenler sebebiyle inkârcıların inanması gerektiğini anlıyoruz. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>İnkar edenler Evren(Gökler) ve yer birbirleriyle bitişik iken onları ayırdığımızı, her canlıyı sudan yarattığımızı görmüyorlar mı? Yine de onlar inanmayacaklar mı?<a href="http://quran.com/21/30">(21:30)</a></p></blockquote>
<p>Ayetin ifadesinden, bu ayette belirtilenlerin inkârcılara karşı bir delil niteliğinde olduğunu, bu ayette belirtilenler sebebiyle inkârcıların inanması gerektiğini anlıyoruz. Ateistlerin en temel iddiası maddenin sonsuzdan beri var olduğu ve maddenin tüm canlı-cansız varlıkları tesadüfen oluşturduğudur. Oysa Büyük Patlama (Big-Bang) teorisi Evren’in ve zamanın bir başlangıcı olduğunu ortaya koyarak ateizmin bu en temel iddiasını yıkmaktadır. Ayette &#8220;İnkâr edenler görmüyorlar mı?&#8221; diye sorulması da çok anlamlıdır. Bu şekilde ayet Evren’in ve yeryüzünün bitişikken ayrıldığının anlaşılabileceğine, bunu anlamanın mümkün olduğuna da işaret etmektedir. Ayetin doğruluğunun anlaşılacağı 1900’lü yıllar, bilimsel keşiflerin arttığı, bazılarının bilim ile dini çatışır halde göstermeye çalıştığı yıllardır. Sanayi toplumunun getirdiği refah ile şımaran insanların bazıları bu yıllarda maddeyi putlaştırmaya ve Allah’ın yerine koymaya kalkmışlardır. Tam böyle bir ortamda bazı insanların tapınmaya kalktığı maddenin yaratılmış olduğunun, yani başlangıcı olduğunun, Big-Bang ile doğrulanması inkârcılığa inen bir tokattır. Ayetin devamında geçen &#8220;Yine de onlar inanmayacaklar mı?&#8221; cümlesi de çok anlamlıdır. Ayetin bu işaretini de tarih doğrulamış, ortaya konan tüm delillere rağmen inkârcılar inkârlarında ısrarcı olmuşlardır. Ayet bilimsel gerçekleri ortaya koyarken inkârcıların her şeye rağmen inanmama eğilimini de ortaya koymaktadır. </p>
<p>Ayette belirtilenler hem Evren’in başlangıcı olduğunu ortaya koyarak, inkârcılığın maddenin sonsuzdan beri bu şekilde var olduğu iddiasını yıkmakta ve inkârcıları inanmaya mecbur etmektedir, hem de Kuran’ın indiği dönemden 1300 yıl sonra anlaşılacak bu gerçek Kuran’da geçtiği için, inkârcıları bir kez daha Kuran’ın Allah’ın sözü olduğunu kabule zorlamaktadır. Evren’in genişlediğini ve tüm Evren’in bitişikken birbirinden ayrıldığını Kuran dışında ortaya koyan hiç kimse olmamıştır. İşte eski Yunan, işte Ortaçağ, işte Yeniçağ, işte Platon’lu, Thales’li düşünce yoğunluğu, işte Batlamyus, işte Kopernik, işte Kepler, işte Kant&#8230; İnsanlık tarihinin tüm dehalarının hiçbiri genişleyen bir Evren’de olduğumuzu bilemediği gibi, bu Evren’in yaratılışının başında her şeyin birbiriyle bitişik olduğunun da farkına varamamışlardır. Gelişmiş aygıtlar olmadan, bilimsel birikim kullanılmadan bu sonuçlara varmak imkansız olduğu için tüm bu ünlü felsefeciler, fizikçiler bu sonuçlara varamamışlardır. Evren’in yaratıcısı Evren hakkındaki bu en önemli bilgileri kitabıyla insanlara bildirerek hem bu Evren’sel oluşumlara dikkatleri çekmiş, hem de Kuran’ın kendisi tarafından gönderilen bir kitap olduğunu ispat etmiştir. Günü gelince Uzay’da bir nokta olan insana tüm Uzay’ın bir noktadan yaratıldığının delillerinin örtüsünü açan Allah, böylece hem Evren’in bilgisini insanlara sunmuş, hem de kendi kitabının mucizelerini göstermiştir. Ayetin, açık mucizesi kadar &#8220;İnkâr edenler görmüyorlar mı?&#8221; ifadesiyle ayetin açıklamalarının anlaşılacağına işaret etmesi, &#8220;Yine de onlar inanmayacaklar mı?&#8221; ifadesiyle inanmayanların bu delillere rağmen inkârcılıklarına devam edeceklerine işaret etmesi de çok ilginçtir. Nitekim Einstein da Evren hakkında yaptığı keşiflerden çok, bunların anlaşılabilmesine şaştığını söylemiştir. Bundan da ayetin, insanların bu ayette ifade edilenleri anlayabileceğine işaretinin önemi anlaşılmaktadır.</p>
<h3 style="text-align: center;">KOZMİK FON RADYASYONU DELİLİ</h3>
<p>Ayette Evren’in başta bitişik olduğu Arapça &#8220;ratk&#8221; kelimesiyle ifade edilir ki; bu kelime kaynaşmış durumda içiçe geçmeyi ifade eder. Arapça &#8220;fatk&#8221; kelimesi ise ayrılmayı, bölünerek ayrılmayı ifade eder. Ayetin belirttiği bu ayrılmayı Lemaitre ortaya koyduğunda, bu kuramın başta dirençle karşılaştığını Evren’in genişlemesini açıklarken anlattık. Bu fikre karşı koyanlardan biri de Fred Hoyle idi. 1940’lı yıllarda Fred Hoyle, Evren’in Big-Bang ile başlaması halinde, bu ayrılmanın (patlamanın) bir kalıntısı olması gerektiğini öne sürerek; &#8220;Bana bu Big-Bang’in bir fosilini bulun&#8221; dedi. Aslında Fred Hoyle bunu Big-Bang ile alay etmek için söylemişti. Onun bu alaycı meydan okuması Big-Bang’i destekleyen birçok delilin bulunmasına yol açtı. Hoyle’nin alay etmek için kullandığı fosil tabiri, ilginç bir şekilde o zamandan sonra bulunan deliller için kullanıldı. Hoyle Big-Bang ile alay ederken, onu yok etmek isterken, istemeye-rek onun daha da çok kanıtlanmasını sağladı.</p>
<p>1948’de George Gamov ve öğrencisi Ralph Adler, Big-Bang olduysa gerçekten Hoyle’nin söylediği fosilin olması gerektiği sonucuna vardılar. İleri sürdükleri mantığa göre Evren Big-Bang’den sonra her yöne doğru genişlediğinden bu alçak düzey fon radyasyonu, bakılan her yönde mevcut olmalıydı. Big-Bang’den sonra çıkan diğer bütün radyasyonların Evren’in içinde belli bir başlangıç noktaları olacak ve sadece o noktadan dışarı doğru yayılacaklardı. Ancak tüm Evren’i başlatan bir patlamadan çıkan radyasyon böyle bir tek noktaya kadar izlenemezdi. Böyle bir Evren’in genel dinamik genişlemesiyle bu radyasyon her yana yayılmak zorundaydı. Gamov ve Adler’in tahmin ettiği radyasyon 1960’larda New Jersey’de Princeton Üniversitesi’nde bir grup tarafından çok hassas aletlerle araştırılmaya başlandı. Fakat bu çok önemli bulguyu bulmak enteresan şekilde başkalarına nasip olacaktır. Arno Penzias ve Robert Wilson, Bell telefon şirketinde iki araştırmacıdır. Bir gün ikili Evren’in her yanından gelen bir parazitle karşılaşırlar ve bunun sebebini tam olarak anlayamazlar. İşin enteresan yanı Penzias ve Wilson olayı iyice anlamak için çok yakınlarda çalışan Princeton Üniversitesi’ndeki ekipten Robert Dicke ve arkadaşlarını telefonla ararlar. Telefonu kapatan Dicke büyük bir hayal kırıklığına uğrar ve Nobel ödülünü kazandıracağını umdukları keşfi başkalarının bulduğunu anlar… Evet, bir soğuk kaynakla kıyaslıyorlardı ve hep mutlak sıfırın tam 3 derece üstünde 3 Kelvin’deydi. Radyasyon tam beklenen özelliklere sahiptir ve Evren’in her tarafından gelmektedir. Hoyle’un bulunmayacağını sandığı fosil bulunmuştur. Nobel ödülünü de böylece Penzias ve Wilson kazanır. </p>
<h3 style="text-align: center;">UYDUDAN BÜYÜK PATLAMA’YA DESTEK</h3>
<p>Penzias ve Wilson 1965’teki keşifleriyle Nobel’i aldıktan sonra, 1989 yılında daha da gelişen teknolojinin yardımıyla COBE uydusu bir roketle uzaya gönderildi. COBE uydusundan gelen veriler Penzias ve Wilson’un buluşunu destekledi. Birçok kişi COBE’nin verilerine kesin kanıt dedi. Böylece 1927’de Lemaitre ile başlayan süreç 1990’larda yeni kanıtlar bulmuştu. Yıl 1990’ları gösterdiğinde Kuran’ın inmeye başladığı tarihten 1400 yıldan fazla bir zaman geçmişti ve Kuran’ın söyledikleri uyduyla da ispatlanıyordu.</p>
<p>Issız bir adaya çıksak ve bu adada küllere rastlasak herhalde hiçbirimizin bu adada daha önce bir ateşin yandığına şüphesi olmaz. Bu küller adada daha önce yanan ateşin bir nevi fosilidir. Aynı şekilde COBE’nin ve daha önce Penzias ve Wilson’ın bulduğu fosil ışın da Big-Bang’in bir kanıtıdır. Bu fosil-ışının Evren’in her yanına dağılmış durumda olması gerektiğinin Big-Bang ile alay etmek isteyenlerce ortaya atılması da bu delilin sağlamlığının diğer bir göstergesidir. </p>
<p>Big-Bang’i kanıtlayan delillerden biri de Evren’deki hidrojen-helyum oranıdır. 1930’lu yıllarda her gök cisminin yapısına göre özel bir ışık saçtığı olgusundan yola çıkan astronomlar, yıldızların ve galaksilerin bileşimini analiz etmek için özellikle tayfölçerlerden yararlandılar. Tayfölçer ve matematik sayesinde, Evren’in,  ortalama olarak %73 hidrojen, %25 helyum ve az oranda da öteki elementleri içerdiğini hesapladılar. Oysa yıldızlar bu kadar hidrojen ve helyum üretmiyorlardı. Değişik bilim adamları tarafından yapılan hesaplar %20-%30 miktarında helyumun yıldızlardan önce meydana gelmiş olması gerektiğini ortaya koydular. Yalnızca Big-Bang’in ilk anlarında var olan ateş topu bu miktardaki hafif gaz sentezini gerçekleştirebilirdi. Big-Bang sonucu oluşması beklenen tablo ile Uzay’daki hidrojen ve helyum miktarı, teoriyi destekleyen delillerden bazılarıdır. </p>
<p>Big-Bang’i kanıtlayan deliller yeterli olmakla beraber, 2000 yılına girildiğinde bile bu delillerin sürekli arttığını görüyoruz. İsviçre’nin Cenevre kentinde Dünya’nın en ünlü fizik merkezlerinden CERN’de çok yüksek maliyetlerle Big-Bang ortamı oluşturulmuştur. Bu deneyin bulguları da Big-Bang’i destekler özelliktedir. Araştırmaya liderlik eden Londra’daki Imperial Koleji öğretim üyelerinden Fizikçi Prof. Peter Dornan’a göre bu deneyin bulguları 21. yüzyılın en önemli buluşlarındandır. </p>
<p>Evren’in bir başlangıcı olması gerektiğini Termodinamik’in kanunları da desteklemektedir. Termodinamik’in ikinci kanunu (Enerjinin Bozulması Kanunu) kendi haline bırakılan sistemlerin düzensizliğe doğru eğilimleri olduğunu, enerjinin daha az kullanılabilir hale doğru gittiğini ve sonuç olarak tam bir işe yaramaz duruma eriştiğini ifade eder. Eğer Evren ve madde sonsuzdan beri var olsaydı sonsuz zamanda hareket tamamen durmuş olacaktı. (Gerçi sonsuz zaman vardır demek, sonsuzu geçip buraya geldik demektir. Oysa sonsuz geçmez, eğer geçi-yorsa sonsuz değildir. Kısacası zaman olarak şu noktadaki varlığımız bile bir başlangıcın varlığını ispat eder. Zihin zamanın yaratılmadığını düşündüğü anda çelişkiye, ikileme düşmeye mahkumdur. İkilemin yegane çözümü zaman kavramının yaratıldığını bilmekten geçer.) Evren’in başlangıcı olmasının gerekliliği ile Evren’in başlangıcını ispat eden Big-Bang’in bu uyumu da deliller üstüne bir delildir. </p>
<h3 style="text-align: center;">MUHAMMED PEYGAMBER UZAYA UYDU MU GÖNDERDİ?</h3>
<p>Big-Bang’in doğrulanması için Uzay’daki uydulardan gelen verilerin kullanıldığını gördük. Peki Uzay’a gönderilen bu uydudan 1400 yıl önce Muhammed Peygamber, Yerküre’nin Evren’le bitişik olup sonra ayrıldıklarını nasıl anlamıştı? Uzay’ın her an genişlediğini Muhammed Peygamber’in nasıl bilebildiğinin ortaya çıkması için &#8220;Acaba Muhammed Peygamber çölün kumları altına bir teleskop mu sakladı?&#8221; diye sorduk. Üstelik bu teleskobun Hubble’ın teleskobu gibi gelişmiş olması gerekirdi. Peki, inkârcılar acaba Evren’in başta tek bir birleşim olduğunu &#8220;Muhammed kozmik fon radyasyonunu hesaplayarak buldu&#8221; diye mi iddia edecekler? Bunun için Muhammed Peygamber’in herkesten gizlediği uydusunu Uzay’a gönderdiği ve bu uydudan gelen verileri değerlendirerek COBE’den önce gerekli çıkarımları 1400 yıl önce yaptığı fikrini mi savunacaklar? COBE’den 25 yıl önce fosil radyasyonu, telefon şirketinin ekipmanlarıyla keşfeden Penzias ve Wilson, Nobel ödülünü aldılar. Peki, 1400 yıl önce Evren’in tek bir birleşimden oluştuğunu da, Uzay’ın genişlediğini de söyleyen Muhammed’in Peygamberliğini inkâr edenler, acaba en azından onu Nobel fizik ödülüne aday gösterecekler mi?</p>
<p>Görüldüğü gibi Kuran’ın Allah tarafından gönderilmediğini, Hz. Muhammed’in Kuran’ı kendisinin yazdığını söyleyenler, ne iddia ederlerse etsinler komik duruma düşmekten kurtulamayacaklardır. İnanmaya niyeti olmayanlar hangi delili görürlerse görsünler inkâra kendilerini şartlandırmışlardır. Hz. İbrahim’e karşı böyleydi, Hz. Musa’ya karşı böyleydi, Hz. İsa’ya karşı da böyleydi, Hz. Muhammed’e karşı da böyledir. İnkarcıların tavrı, tarih boyunca hep aynı psikolojiyi yansıtır. Aşağıdaki ayette görüleceği gibi Hz. Musa’ya karşı koyanlar da, her ne delil görürlerse görsünler inkâr edeceklerini söylemişlerdir.</p>
<blockquote><p>Bizi büyülemek için delil olarak her ne getirirsen getir, biz sana inanmayacağız.<a href="http://quran.com/7/132"> (7:132)</a></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<h3 style="text-align: center;">BİG BANG ALLAH’IN BİRLİĞİNİN DE DELİLİDİR</h3>
<p>Çok tanrılı inançlar değişik toplumlarda ve değişik çağlarda birbirlerinden apayrı yapılara sahiptir. Eski Mısır’da gözüken çok tanrılı inançla, Hintliler’in çok tanrılı inanç sistemi birbirinden çok farklıdır. Fakat çok tanrılı inanç sistemlerinin ortak özellikleri değişik tanrılara değişik hakimiyet alanları ayırmalarıdır. Güneş bir tanrıdır, Ay ise değişik bir tanrıdır, dağların tepesindeki falanca tanrı apayrı bir tanrıdır&#8230; Kimi tanrı yağmurlardan, kimi tanrı rüzgarlardan sorumludur, kimi tanrı dağların hakimidir, kimi tanrı nehirlerin hakimidir&#8230; Evren’i ayrı ayrı bölümlere ayıran çok tanrılı zihniyetlere karşın tek Allah inancına sahip olan Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet Evren’i bir bütün olarak görmüşlerdir. Bu inançların sebebi ise tek bir Allah’ın yarattığı Evren’de ayrılığın, bölünmüşlüğün olamayacak olmasıdır. Bu dinlere göre bölünmüşlük dış görünüştedir, fakat işin özünde Evren’e teklik hakimdir, tek Allah’ın kontrolünde olan Evren her noktası birbiriyle ilişkili bir bütündür. </p>
<p>Kindi, Farabi, İbni Sina, İbni Rüşd gibi İslam bilginlerinden birçok Hıristiyan bilginine kadar ünlü felsefeciler &#8220;Birden bir südur eder(çıkar)&#8221; diyerek tek Allah’ın yarattıklarında bir bütünlük olması gerektiğini söylemişler ve bu bütünlüğün Allah’ın Bir’liğinin delili olduğunu vurgulamışlardır. Daha sonra bu düşünürler Evren’de meydana gelen tüm olayların birbirleriyle nasıl ilişkili olduğunu açıklayarak bu birliği göstermeye çalışmışlardır. Big Bang ile ortaya çıkan gerçeklerden sonra ise, Evren’deki yaratılanların birliği bir kez daha ispatlanmıştır. Çünkü artık Evren’in başının tek bir birleşim olduğu açıkça gözükmektedir. Evren’de oluşacak olan her şey bu teklikten oluşacağına göre, zaten birlik içinde ve birbirleriyle ilişkili olmak zorundadır. Artık hiç kimse Güneş’in ayrı, Ay’ın ayrı, insanın ayrı, yılanın ayrı, falanca bitkinin ayrı bir yaratıcısı var diyemez. Evren’in kökeni bir tekliktir, bu tekliği yaratan kim ise; bu teklikten ortaya çıkan Güneş’i, Ay’ı, insanı, hayvanları, bitkileri de yaratan O’dur. Hiç şüphesiz Big Bang olmadan da mantıklı bir şekilde Evren’in ayrı yaratıcıları, tanrıları olduğu fikrinin mantıksızlığı ortaya konmuştur. Fakat Big-Bang bu konuda da çok kestirme, çok sağlam bir açıklama getirmiştir</p>
<blockquote><p>De ki : O Allah Bir’dir.<a href="http://quran.com/112/1">(112:1)</a><br />
Allah, her şeyin muhtaç olduğudur. <a href="http://quran.com/112/2">(112:2)</a><br />
Doğurmamıştır, doğurulmamıştır.<a href="http://quran.com/112/3">(112:3)</a><br />
Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.<a href="http://quran.com/112/4">(112:4)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/08/tek-bir-noktadan-baslayan-maceramiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1400 YIL ÖNCE ZAMANIN İZAFİLİĞİ AÇIKLANDI</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/1400-yil-once-zamanin-izafiligi-aciklandi/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/1400-yil-once-zamanin-izafiligi-aciklandi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 13:29:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Leibniz @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Rölativite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/1400-yil-once-zamanin-izafiligi-aciklandi/</guid>
		<description><![CDATA[Gökten yere her işi çekip çevirir. Sonra sizin saymakta olduğunuz bin yıla denk bir günde O’na yükselir. (32:5) Melekler ve Ruh, süresi elli bin yıl olan bir günde O’na yükselirler. (70:4) İnsanlık tarihi boyunca zamanın gerek Evren’de, gerekse mümkün olabilecek ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Gökten yere her işi çekip çevirir. Sonra sizin saymakta olduğunuz bin yıla denk bir günde O’na yükselir. <a href="http://quran.com/32/5">(32:5) </a><br />
Melekler ve Ruh, süresi elli bin yıl olan bir günde O’na yükselirler. <a href="http://quran.com/70/4">(70:4) </a></p></blockquote>
<p>İnsanlık tarihi boyunca zamanın gerek Evren’de, gerekse mümkün olabilecek her ortamda her varlık için aynı şekilde işlediği tahmin edilmiştir. Bunu göz önünde bulundurduğumuzda Kuran’ın yukarıdaki ayetlerinin insan zihni için ne kadar köklü bir anlayış değişikliği getirdiği ortadadır. Kuran, değişik durumlarda gün kavramının değişeceğini, bir günün elli bin yıla eşit olabileceğini söylemiştir. Yüzlerce yıl muhtemelen &#8220;Acaba böyle bir şey nasıl olabilir?&#8221; itirazlarıyla karşılaşmış olan bu ayetlerin, aslında ne kadar önemli gerçeklere işaret ettiği son yüzyılda anlaşılmıştır.</p>
<p>Einstein’ın en meşhur keşfi İzafiyet Teorisi’dir. Fizikle ciddi bir şekilde ilgilenmeyen birçok kişi hâlâ bu teorinin ne demek istediğini anlayabilmiş değildir. Oysa Kuran ancak bu teoriyle anlaşılabilen gerçeklere 1400 yıl önce işaret etmektedir. Einstein, izafiyet ile ilgili açıklamalarını &#8220;Özel İzafiyet Teorisi&#8221; ve &#8220;Genel İzafiyet Teorisi&#8221; diye iki çalışmada toplamıştır.</p>
<p>Einstein’a göre ışık hızına yakın bir hızla hareket eden bir araca binen kimse için zaman daha yavaş akmaktadır. Dünya’daki bir kişi için 100 gün geçtiği bir ortamda, ışık hızına yakın hareket eden kişi için 50 gün geçmektedir. Bu bulgu &#8220;Özel İzafiyet Teorisi&#8221;nin en ilginç sonucudur. Evren’de hız arttıkça zaman daha yavaş geçmektedir. Demek ki zaman aynı Kuran’ın işaret ettiği gibi izafi bir kavramdır. Her ortamda, her yerde, her hızda saatler farklı işlemekte, günler farklı algılanmaktadır.</p>
<p>&#8220;Genel İzafiyet Teorisi&#8221; ise zamanın izafiliği konusunda hızı bir kenara bırakıp, çekim alanlarını ele almakta ve zamanın büyük çekim alanlarında daha yavaş geçtiğini göstermektedir. Demek ki Güneş’in üzerinde bir kişinin yürümesi mümkün olsa bu kişinin saati de, biyolojik, anatomik yapısı da, atomlarının düzeyindeki hareketlerin hepsi de yavaşlayacaktır. Son yıllarda yapılan bir deney de bu bulguyu doğrulamaktadır. Bu deneyi İngiliz Ulusal Fizik Enstitüsü yapmıştır. Araştırmacı John Laverty zamanı mükemmele yakın bir şekilde doğru gösteren (300 bin yılda sadece 1 saniye hata yapan) iki saati senkronize etti. Saatlerden biri Londra’daki laboratuvarda tutuldu, diğeri ise Londra’dan Çin’e gidip gelen bir uçağa kondu. Uçak yüksekten uçtuğu için, Dünya’daki çekim gücünden daha düşük bir çekimde hareket etmektedir. Yani zamanın uçakta daha hızlı geçmesi beklenmektedir.(Genel İzafiyet Teorisi’ne göre). Yeryüzündeki bir kişiyle, uçaktaki kişinin maruz kaldıkları çekim farklılıkları aslında çok ufaktır. Bu çok ufak fark ancak bu kadar hassas bir saatle tespit edilebilirdi. Nitekim uçaktaki saatin saniyenin 55 milyarda biri kadar hızlı hareket ettiği tespit edildi. Böylece zamanın izafiliği deneysel olarak da onaylanmış oluyordu. Oysa zaman hakkındaki genel önyargıya göre iki saatin arasında hiçbir farkın olmaması gerekirdi. Bu deney Kuran’ın zaman hakkındaki önyargıyı kırışını desteklemektedir. Eğer bu deney çekim gücü çok şiddetli bir gezegende tekrarlanabilse, özel saatlere gerek kalmadan normal saatlerle dahi sonucu görülebilecektir.</p>
<h3 style="text-align: center">KURAN’DA GÜN KELİMESİNİN KULLANILIŞ TARZI</h3>
<p>Secde suresinin 5. ve Mearic suresinin 4. ayetleri hem zamanın izafiyetine işaret etmekte, hem de &#8220;yevm&#8221; kelimesinin anlamının doğru anlaşılmasını sağlamaktadır. Arapça &#8220;yevm&#8221; kelimesi &#8220;gün&#8221; olarak çevrildiği gibi, aynı zamanda &#8220;devir&#8221; olarak da çevrilebilmektedir. Yani Arapça &#8220;yevm&#8221; deyince sadece 24 saatlik gündüz ve geceden oluşan bir devir olan &#8220;gün&#8221; anlaşılmaz, aynı zamanda genel anlamda &#8220;devir&#8221; de &#8220;yevm&#8221; kelimesiyle kastedilmiş olabilir. Söz konusu iki ayette bir &#8220;yevm&#8221;in bin senelik bir &#8220;yevm&#8221;e veya elli bin senelik bir &#8220;yevm&#8221;e eşit olabildiğinin söylenmesi bunun bir delilidir.</p>
<p>Bu açıklamanın iyi anlaşılması Evren’in ve yeryüzünün altı &#8220;yevm&#8221;de yaratıldığını söyleyen Kuran ayetlerinin doğru bir şekilde anlaşılmasını sağlar. (Bakın 7-Araf Suresi 54, 11-Hud Suresi 7, 10-Yunus Suresi 3, 25-Furkan Suresi 59, 32-Secde Suresi 4, 57-Hadid Suresi 4). Evren ve Dünya yaratılmadan önce gece ve gündüzden oluşan anlamda &#8220;gün&#8221; de yoktu. Bu yüzden altı &#8220;yevm&#8221;de yaratılmadan bahsedilen ayetlerde altı &#8220;devir&#8221;de yaratılmadan bahsedildiğini anlamak gerekir.</p>
<p>Böylece Kuran’ın &#8220;yevm&#8221; kelimesini kullanış tarzı Yahudilerin, Hıristiyanların da altı günde yaratılmadan neyi anlamaları gerektiğini açıklamakta, onların da anlayışlarına katkıda bulunmaktadır. Uzay fiziğindeki tüm bulgular, Evren’in ve Dünya’mızın ayrı devirlerden, aşamalardan geçip yaratıldığını ortaya koymaktadırlar. Gaz bulutlarından galaksilere, Dünya’mızda ilk Atmosfer’in oluşumundan, suların, madenlerin oluşumuna kadar hep değişik aşamalar, değişik devreler geçmiştir. Bu noktada Evren’in farklı &#8220;devreler&#8221;den geçip yaratıldığının söylenmesi de Kuran’ın bir mucizesidir. Bu devrelerin nasıl altı devre bölünüp incelenebileceğini başka bir yazımıza bırakıyoruz. Fakat Evren’in ayrı devirlerden geçip oluştuğu hiç kimsenin itiraz edemediği bir gerçektir.</p>
<p>Eski Mısır, Çin, Hint uygarlıklarının Evren hakkındaki görüşlerini inceleyelim. Kimisi Evren’i kaplumbağaların sırtına oturtmuş, kimisi Evren sonsuzdan beri varmış gibi açıklamalarda bulunmuştur. Tüm bu uygarlıklardan hiçbiri Evren’in değişik devirlerden geçip oluştuğu gibi önemli bir noktanın altını çizmemişlerdir. Kuran böylece önemli bir noktaya işaret etmekte ve Yahudilerin, Hıristiyanların &#8220;gün&#8221; kavramını doğru yorumlamalarına yardımcı olmaktadır. Ayrıca Yahudilerin, &#8220;Allah altı günde Evren’i ve yeryüzünü yarattı, yedinci günde ise dinlendi.&#8221; izahını Kuran düzeltmekte ve Allah için yorgunluğun söz konusu olmadığını söylemektedir.</p>
<blockquote><p>Andolsun Evren’i, yeryüzünü ve ikisinin arasında bulunanları altı devirde(yevm) yarattık, hiçbir yorgunluk da duymadık. <a href="http://quran.com/50/38">(50:38)</a></p></blockquote>
<h3 style="text-align: center">İZAFİYETİ ANLAMANIN GETİRDİKLERİ</h3>
<p>Einstein zihinden bağımsız olarak zaman kavramının izafi olduğunu ortaya koydu. Alman Filozof Kant zamanı salt zihnin bir fonksiyonu olarak değerlendirdi ve insanda doğuştan(apriori) zihinsel bir yetenek olarak zaman algısının olduğunu söyledi. Einstein’ın fiziği, Uzay’ı zamanla birleştirmiş bir fizikti ve artık Uzay yerine Uzay-zaman mevcuttu. Bu fizikte insan zihni ayrıca değerlendirilmiyordu. Kant ise zihnin dışında var olan bir zamanı değil, sadece zihnin maddeye yüklemesi olan bir zamanı kabul ediyordu.</p>
<p>Mevcut bilimsel kriterlerle düşündüğümüzde Einstein’ın yaklaşımları Kant’tan daha bilimsel, daha tutarlı gözükmektedir. Fakat Evren’de izafi olarak var olan zamanın algınmasının zihin tarafından yapıldığı da unutulmamalıdır. Tahminimizce nasıl &#8220;Özel İzafiyet Teorisi&#8221; ile hızın zamanı izafileştirmesi, &#8220;Genel İzafiyet Teorisi&#8221; ile çekimin zamanı izafileştirmesinin mümkün olduğu ortaya konuyorsa; &#8220;Zihinsel İzafiyet Teorisi&#8221; üzerine çalışılarak zihinsel algı şeklinin de zamanın izafi algılanmasına sebep olduğu ortaya konulacaktır. Yaratılışın mükemmelliklerinden biri, Evren’de bir sistem olarak işleyen zamanı algılayacak şekilde zihnin var olmasında görünmektedir. Anahtarın kilidine göre yaratılması gibi zihnimiz de zamanla beraber Evren’i algılayacak şekilde yaratılmıştır. Yani 1-Evren’de işleyen bir sistem olarak zaman vardır. 2-Zihin zamanı algılayacak şekilde yaratılmıştır. Bu iki süreç beraber vardır. Nefes alacak şekilde solunum sisteminin yaratılması ve nefes alınacak havanın ikisinin de aynı anda var olması gibi. Her durumda Einstein zamanın izafiliğini ortaya koymuştur. Biz sadece Einstein’ın hız ve çekim gibi zamanı izafileştirici kavramlarına zihinsel algının da eklenmesinin doğru olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>Zamanın izafiliğinin anlaşılması Kuran’ın açıklamalarının daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Örneğin Kuran’da insanların yeniden diriltildiklerinde Dünya’da çok kısa bir süre kaldıklarını zannedecekleri söylenmektedir. Zamanın izafiyeti anlaşıldıktan sonra Kuran’ın bu izahı da, ölüler kıyamete kadar ne yapacaklar sorusunun cevabı da anlaşılabilmektedir. Dünya’daki zamanı her şartta tek geçerli mutlak zaman olarak gören zihniyetin bu soruları, zamanın izafiliğinin anlaşılmasıyla cevabını bulmaktadır. Ölen bir insan Dünya’daki zaman boyutuna bağımlı olmadığı için kendisinden sonra geçen binlerce yıl onun için bir gün hükmünde bile var olmamaktadır.</p>
<blockquote><p>Onları toplayacağı gün sanki sadece birbirleriyle tanışacakları gündüzün bir saati kalmışlar gibi gelir… <a href="http://quran.com/10/45">(10:45)</a></p></blockquote>
<blockquote><p>Dedi ki &#8220;Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?&#8221; <a href="http://quran.com/23/112">(23:112)</a><br />
Dediler ki &#8220;Bir gün veya bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.&#8221; <a href="http://quran.com/23/113">(23:113)</a></p></blockquote>
<h3 style="text-align: center">HANGİMİZ MİLYARLARCA YIL BEKLEYİP SIKILDI?</h3>
<p>Evren’in yaratılmasından insanın yaratılmasına kadar neden onbeş milyar yıl geçtiği de zamanın izafiliğinin anlaşılmasıyla anlaşılır. Bambaşka bir pozisyonda on beş milyar yıl, bir dakika olarak, belki daha da kısa olarak algılanabilir. Bu sürenin uzunluğu bizim Dünya’daki mevcut algımız ve pozisyonumuza göredir.</p>
<p>Evren’in ilk yaratılışından şu ana kadar on beş milyar yılın geçmiş olduğu iddia ediliyor. Aranızda hiç on beş milyar yıl bekleyip de sıkılmış olan var mı? İşte nasıl on beş milyar yıl bekleyip de şu anda varken kendini sıkılmış gibi hisseden yoksa, aynı şekilde öldükten sonra yeniden yaratılışa kadar bekleyip de sıkılan olmaz. Zamanın izafiliğinin anlaşılması, anlaşılması zor kabul edilen birçok sorunun çözümünü mümkün kılmaktadır.</p>
<p>İzafiyet teorileri zamanın izafiliği gibi hıza bağlı olarak cisimlerin boyunun uzayacağını da söyleyerek kütlenin de izafi olduğunu ortaya koymaktadırlar. Bu izaha göre Evren’in büyüklüğü bize göredir. Ayrı bir hızda, ayrı bir algı şeklinde Evren’in büyüklüğü daha değişik şekilde algılanabilir. (Örneğin elimizdeki 10 santimetrelik kalemi ışık hızına yakın bir hızda fırlatabilsek kalemimiz kilometrelerce uzunluğa erişir. Anlaşılması güç olan bu izah, izafiyet teorisinin, kütlenin uzunluğunun hıza bağlı izafiyeti üzerine getirdiği bir açıklamadır.)</p>
<h3 style="text-align: center">İMKAN DELİLİ</h3>
<p>Beşinci bölümde Evren’deki mükemmel yörüngeleri incelerken, Platon ve Aristo’dan beri Evren’deki hareketin Allah’ın varlığının delili olarak değerlendirildiğini, bilimin yeni keşifleriyle eskiden beri kullanılan bu delilin zenginleştirilip, geliştirilip kullanılması gerektiğini göstermeye çalıştık. Bizce hareketin varlığı kadar, hareketin gayesel olarak düzenlenmişliği, maddeye içkin yaratılışındaki mükemmellik, hareketin mümkün olması için gerekli yaratılışlar da çok önemlidir, artık &#8220;hareket delili&#8221; dendiğinde tüm bunlarla beraber yeni, daha zengin bir sunum gerekmektedir.</p>
<p>&#8220;İmkan delili&#8221; hakkında da aynı öneride bulunmak istiyoruz. Farabi, İbni Sina, Fahreddin Razi, Amidi, Teftazani, Curcani gibi ünlü birçok müslüman düşünürü imkan delilini Allah’ın varlığının kanıtlanmasında kullanmışlardır. Bu delilde mümkün olan varlıkların kendi kendine var olamayacaklarının, bunların zorunlu bir varlığa muhtaç olduğunun üzerinde durulur. Var olanlar &#8220;Mümkünül-vücud&#8221;, Allah ise &#8220;Vacibul Vücud&#8221; olarak değerlendirilir. Mümkün varlıkların varlığı, bir sebebe bağlıdır, bu varlıkların varlığı da, yokluğu da imkan dahilindedir. Mümkün varlıkların yokluğunu düşünmek bir çelişki doğurmaz. Oysa Zorunlu Varlık için durum tamamen farklıdır. Varlığı zorunlu olan Allah’ın yokluğu düşünülemez, bu düşünüldü mü açık bir çelişki ortaya çıkar. Hıristiyan aleminde ise Leibniz gibi filozoflar imkan delilini benzer şekilde savunmuşlardır. Leibniz &#8220;yeter sebep ilkesini&#8221; merkeze alarak açıklamalarını yapar: &#8220;Evren mümkün varlıklardan meydana gelmiştir, Evren’in kendisi de mümkündür. Tüm sebepleri sonsuza dek geri de götürsek (ki bu imkansızdır) bu yine Evren’i açıklamaz. Evren yine mümkündür ve Evren kendi dışında bulunan &#8220;Yeterli bir Sebebe&#8221; muhtaçtır. O halde Evren’i ancak Evren dışında &#8220;Zorunlu Bir Varlık&#8221; yaratabilir.&#8221; (Sebeplerin sonsuza dek geriye gittiğini söylemek &#8220;Sonsuz geçtikten sonra biz var olduk&#8221; demektir. Oysa sonsuz, sonu olmadığı için geçemeyen demektir, eğer bir sebep zinciri geçmişse bu onun sonlu olması demektir. Bir sebep zinciri geçip de, biz bugün varsak, bu bir &#8220;İlk Sebep’in&#8221; varlığının ispatıdır. İlk Sebep’in varlığını kavranılmaz bulanlar olabilir. Fakat sonsuz sebep imkansızdır, imkansız olan ve kavranılmaz olan farklıdır. Örneğin bir Uzay mekiğinin yapısı bizim için kavranılmaz olabilir. Fakat Uzay mekiğinin varlığını inkâr edemeyiz. Oysa beş sayısının on sayısından büyük olması imkansızdır. İmkansız olan hiçbir zaman gerçekleşmez. Aksi imkansız olduğuna göre [sonsuz sebebin geçip bu noktaya gelmemiz], ilk sebebin varlığı [kavranılmaz kabul edenler olsa da] zorunludur.)</p>
<p>Bizim önerimiz son asırda bulunan bilimsel  bilgilerin  de  katılmasıyla  İbni  Sina’dan Leibniz’e birçok düşünürün kullandığı yaklaşımların daha zengin, daha bilimsel bir tarzda yeniden formüle edilmesidir. İzafiyet Teorisi ile ilgili bulgular da bu amaç için kullanılabilir. Evren’de izafi bir şekilde var olan zamanın evrensel gayelerin oluşumunda mükemmel kullanımının ancak Mutlak ve Zaruri bir düzenleyici ile anlaşılabileceği, zamanın varlığının ancak zamanın yaratılmasının açıklanmasıyla yeterli bir açıklamaya kavuşturulabileceği, zaman ve zihin arasındaki uyumun ancak zaman ve zihin dışı bir ayarlayıcı ile mümkün olabileceği, zamanın da mümkün bir varlık olup Zaruri, Mutlak bir Yaratıcıya gereksinimi olduğu &#8220;imkan delili&#8221;nin açıklamalarıyla birleştirilip kullanılırsa kanaatimizce çok daha iyi olacaktır.</p>
<blockquote><p>Size delillerini gösteriyor. Artık Allah’ın delillerinden hangisini inkâr ediyorsunuz. <a href="http://quran.com/40/81">(40:81)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/1400-yil-once-zamanin-izafiligi-aciklandi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EŞLER HALİNDE YARATILIŞ</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/esler-halinde-yaratilis/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/esler-halinde-yaratilis/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 13:25:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Anti Kuarklar]]></category>
		<category><![CDATA[Eşler Halinde Yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[Kuarklar]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitron]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/esler-halinde-yaratilis/</guid>
		<description><![CDATA[Yeryüzünün bitirdiklerinden, kendi benliklerinden ve daha bilmediklerinden hepsini eşler halinde yaratan çok yücedir.(36: 36) Ayette geçen &#8220;Ezvac&#8221; kelimesi &#8220;zevc&#8221;in çoğuludur ve “çift, eş” anlamlarına gelmektedir. Osmanlıca’da karı-kocanın, zevc-zevce diye tanımlanması da bu kelimeye dayanmaktadır. Görüldüğü gibi bu kelime benzerler içinde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Yeryüzünün bitirdiklerinden, kendi benliklerinden ve daha bilmediklerinden hepsini eşler halinde yaratan çok yücedir.<a href="http://quran.com/36/36">(36: 36)</a></p></blockquote>
<p>Ayette geçen &#8220;Ezvac&#8221; kelimesi &#8220;zevc&#8221;in çoğuludur ve “çift, eş” anlamlarına gelmektedir. Osmanlıca’da karı-kocanın, zevc-zevce diye tanımlanması da bu kelimeye dayanmaktadır. Görüldüğü gibi bu kelime benzerler içinde zıtları, bu şekilde eş oluşları ifade etmektedir. Ayette eşler halinde yaratılışa 3 örnek verilmektedir.</p>
<p>a) Toprağın çıkardığı eşler: Toprağın çıkardığı eşler deyince akla ilk gelen bitkilerdeki dişilik ve erkeklik özelliğidir. (İleride ayrı bir konu olarak işleyeceğiz)<br />
b) Kendi benliklerimizden eşler: Akla ilk gelen insanların dişi-erkek şeklinde yaratılışlarıdır. Fakat insan benliğindeki ters karakterleri; cesurluk-korkaklık, sevgi-nefret, cömertlik-cimrilik&#8230; de ayetin işareti içinde değerlendirenler olmuştur.<br />
c) Bilinmeyen eşler: Evren’deki eşli yaratılışların birçoğundan Kuran’ın indiği dönemde insanların haberi yoktu. Bu bölümde özellikle bunları işleyeceğiz.</p>
<h3 style="text-align: center">NOBEL ÖDÜLÜ GETİREN KEŞİF</h3>
<p>Evren’deki tüm maddelerin yapı taşı atomlardır. Tüm Evren’de yaratılışın eşler halinde olup olmadığını merak eden bir kişi maddenin bu en küçük parçasını inceleyip bu konuda bir yargıya varabilir. Eğer maddenin en küçük parçasında eşler bulunuyorsa, Evren’deki her şey bu küçük parçalardan yaratıldığına göre, her şey eşlerden yaratılmış demektir.</p>
<p>Atom üzerindeki çalışmalar ilerledikçe var olan parçacıkların sırf protonlardan, nötronlardan, elektronlardan oluşmadığı, atomun sandığımızdan da kompleks, daha hassas, daha mükemmel bir yapısı olduğu anlaşıldı. Atomun en küçük parçaları için bile eşler halinde yaratılış hüküm sürmektedir.</p>
<p>- Protona karşı eşi anti-proton vardır.<br />
- Elektrona karşı eşi pozitron vardır.<br />
- Nötrona karşı eşi anti-nötron vardır.</p>
<p>Maddenin eşler halinde yaratılışı fiziğin en önemli keşiflerindendir. İngiliz bilim adamı Paul Dirac bu konudaki çalışmalarından ötürü 1933 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü almıştır. Dirac’ın buluşu &#8220;Parite&#8221; adıyla bilinir ve maddenin anti-madde denilen bir eşi olduğu da bu buluşla ortaya konulur.</p>
<p>Allah’ın her şeyi tüm detaylarıyla planlaması, Evren’in yaratılışında protonların, elektronların, nötronların ve bunların eşlerinin sayılarının belirlenmesinde de kendini göstermektedir. Elektronu ve eşi pozitronu örnek olarak ele alalım. Bu ikisi bir araya gelirse enerji açığa çıkar. 10 birim elektrona karşı 15 birim pozitron olursa, 10 birim elektron ile 10 birim pozitron yok olur, 5 birim pozitron kalır. İkisinin sayısı eşit olursa sadece enerji açığa çıkar, geriye hiç elektron ve pozitron kalmaz. Yani gerek protonların, gerek elektronların, gerek nötronların var olabilmesi karşı karşıya geldikleri eşlerinden sayıca fazla olmalarına bağlıdır. Bu arada elektron, proton ve nötronların kendi aralarındaki sayısal dengeleri de çok önemlidir. Örneğin elektronların sayıca protonlardan az olduğu bir durumda Evren’de canlılık oluşamazdı. Şu andaki varlığımız tüm bu hesapların ince bir şekilde yapılmasıyla mümkün olmuştur. Binlerce ayrı oluşumdan biri bile, rastlantılara, rastgeleliklere bırakılsaydı bugün var olamazdık. Yaratıcımızın her şeyden haberdar olması, her şeyi kontrol etmesi, sonsuz kudreti sayesinde var olabiliyoruz.</p>
<h3 style="text-align: center">ZITLIKLARIN BİRLİĞE HİZMETİ</h3>
<p>Daha önce de dediğimiz gibi Kuran’ın bilimsel mucizelerinin dikkat edilecek tek yanı Peygamberimiz dönemindeki insanların bilgileriyle bu açıklamaların yapılamayacak olması değildir. Elbetteki bu da çok önemlidir. Fakat bu ayetlerde geçen bilimsel bilgileri incelediğimizde Allah’ın kudretinin, sanatının, ilminin, planlarının muhteşemliğini görmemiz de çok önemlidir. Örneğin Kuran’ın, Evren’in bir teklikten, bir bitişiklikten yaratıldığını söylemesi (2. bölümde açıkladık: 21-Enbiya Suresi 30. ayet) incelenerek; Kuran’ın insan sözü olamayacağının, Peygamberin dönemindeki herhangi bir kimsenin bu bilgiyi bilemeyeceğinin ortaya konması çok önemlidir. Fakat aynı zamanda bu bilginin; Allah’ın maddeyi, Evren’i yarattığını ispatladığının, Allah’ın Evren’i yaratışını bilinçli bir şekilde, belli gayelerle, büyük bir kuvvetle gerçekleştirdiğini gösterdiğinin bilinmesi de çok önemlidir. Bu yüzden kitabımızı yazarken Kuran’ın ayetlerindeki bilimsel mucizelerin varlığı kadar, bu bilimsel bilgilerin nasıl Allah’ın varlığını, kudretini, sanatının ihtişamını gösterdiğini, birbirinden ayırmadan, içiçe bir şekilde açıklamaya çalışıyoruz. Kısacası bizim için Kuran mucizelerinin varlığı kadar, bu mucizeleri gerçekleştiren ayetlerin tüm boyutlarda düşündürdükleri de çok önemlidir.</p>
<p>Maddi Evren’in eşler halinde yaratıldığını söyleyen ayetlerde de aynı noktaya dikkat etmeliyiz. Kuran’ın indiği dönemde Evren’in eşler halinde yaratılışının, oynadığı kritik rolün bilinmesi imkansızdır. Bu nokta çok önemlidir. Fakat bu nokta kadar Evren’deki çiftli yaratılışları incelediğimizde itme-çekme kuvvetlerinden, proton- anti-protonların, nötron- anti-nötronların dengesine kadar görülen harikalar da çok önemlidir. Çünkü Kuran ayeti sadece bir mucize olsun diye değil, aynı zamanda tüm bu çiftli yaratılışlar üzerinde düşünelim, Allah’ın yaratışındaki harikalıkları anlayalım diye de Evren’deki eşli yaratılışlara dikkatimizi çekmektedir.</p>
<p>Evren’deki eşli yaratılışların önemi proton ve nötronların içindeki quarkların keşfiyle de devam etmiştir. Laboratuvar çalışmalarından quarkların da, leptonların da (diğer bir atom altı parçacık) ikişer ikişer yani eşli bir şekilde ortaya çıktıkları anlaşıldı. &#8220;Up&#8221;, &#8220;Down&#8221;, &#8220;Charm&#8221;, &#8220;Strange&#8221; quarklarından sonra &#8220;Bottom&#8221; adı verilen quark bulununca, çiftli yaratılışın bilinci bilim adamlarına o kadar yerleşmişti ki &#8220;Top&#8221; adlı quarkın adı daha bu quark bulunmadan koyuldu. Kuran’ın 1400 yıl önce işaret ettiği, bilim adamlarının çok yakın zamanlarda kavuştuğu bu öngörü haklı çıktı. 1994 yılının Mayıs ayındaki Time dergisinin kapağı &#8220;Top&#8221; quarkının keşfini haber veriyordu. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Fermi Laboratuvarları’nda yapılan çalışmalarla &#8220;Bottom&#8221; quarkının eşi olan &#8220;Top&#8221; quarkı keşfedilmişti.</p>
<p>Evren’deki tüm eşli yaratılışlar Evren’in birlik bütünlük içindeki düzenine hizmet etmektedir. Ne &#8220;Up&#8221; ve &#8220;Down&#8221; quarklarının, ne protonun ve anti-protonun, ne de Evren’deki artı ve eksi yüklerin bir bilinçleri vardır. Tüm bu düzenli, bilinçli olu-şumlar bilinçsiz maddenin en mikro düzeyinde yaratılmaktadır. Ve bu yaratılışlar sayesinde galaksiler, yıldızlar, gezegenler, bitkiler, hayvanlar, insanlar var olabilmektedir. Üstün bir kudret yaratmasaydı birbirine zıt-eş güçlerin, zıt-eş parçacıkların var olması da mümkün olmazdı. Bu birbirlerine zıt-eş güçlerin kaos yerine düzenli, renkli, olağanüstü bir Evren yaratması da mümkün olmazdı. İlk yaratılışı yapan, sondaki hedefleri belirleyen kim ise, ilk yaratılış anında eş güçleri ortaya çıkartan, son hedeflere varıncaya kadar bu eşleri bir Bir’lik için çalıştıran kimse de O’dur. İbret almaya, aklını çalıştırmaya niyeti olanlar için Allah’ın Evren’de koyduğu deliller ortadadır.</p>
<blockquote><p>Düşünüp ibret almanız için her şeyi eşler halinde yarattık. <a href="http://quran.com/51/49">(51: 49)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/esler-halinde-yaratilis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HER BİRİ BİR YÖRÜNGEDE</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/her-biri-bir-yorungede/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/her-biri-bir-yorungede/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 13:22:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/her-biri-bir-yorungede/</guid>
		<description><![CDATA[Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzüp giderler. (21: 33) Ayette &#8220;her biri&#8221; diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça’sı &#8220;küllü&#8221;dür. Bu kelime &#8220;hepsi, her biri&#8221; anlamlarına gelmektedir. Arapça’da adedi iki olan nesneler için &#8220;tesniye&#8221; denilen ayrı kelimeler ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzüp giderler. <a href="http://quran.com/21/33">(21: 33)</a></p></blockquote>
<p>Ayette &#8220;her biri&#8221; diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça’sı &#8220;küllü&#8221;dür. Bu kelime &#8220;hepsi, her biri&#8221; anlamlarına gelmektedir. Arapça’da adedi iki olan nesneler için &#8220;tesniye&#8221; denilen ayrı kelimeler kullanılır. Ayette, Güneş ve Ay olmak üzere iki gök cisminin yörüngedeki hareketlerinden bahselir. Oysa ayette &#8220;tesniye&#8221; kullanılmaması en az üç tane gök cismine işaret edildiğini akla getirmektedir. Gece ve gündüzün oluştuğu yerin Dünya olduğu düşünülürse ayetin işaret ettiği diğer gök cisminin Dünya olduğu anlaşılır.</p>
<p>Ayette yörünge diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça’sı ise &#8220;felek&#8221;tir. Bu kelimeyle &#8220;yıldızların, gezegenlerin hareket ettiği yörünge&#8221; belirtilmektedir.</p>
<h3 style="text-align: center">HER KELİMENİN KULLANILIŞINDAKİ MUCİZE</h3>
<p>Görüldüğü gibi ayetlerde her kelimenin, her takının kullanılmasında büyük incelikler vardır. Aynı ayette &#8220;yüzüp gitmek&#8221; diye çevirdiğimiz kelimenin Arapçası &#8220;sebehe&#8221;dir. Bu kelimenin anlamı ve Güneş’in, Ay’ın, Dünya’nın hareketlerinin bu kelimeyle anlatılmasının uyumu şöyle açıklanmaktadır: &#8220;Kendi öz hareketiyle yer değiştirmeye işaret eden Arapça kelime &#8220;sebehe&#8221; fiilidir. Fiilin bütün anlamları bir yer değiştirmeyi içermekte ve bu yer değiştirme, yer değiştiren cismin kendi öz hareketiyle birlikte gerçekleşmektedir. Cismin yer değiştirmesi su içinde olursa buna &#8220;yüzmek&#8221; denir, yer değiştirme yerde meydana geldiğinde bu kendi bacaklarının hareketiyle olan yer değiştirmedir. Bu yer değiştirme Uzay’da olursa o takdirde bu kelimenin içerdiği anlamı yansıtabilmek ancak kelimeyi, kelimenin kökündeki esas anlamda kullanmakla mümkün olur. Öyleyse ayetlerdeki &#8220;sebehe&#8221; kelimesini &#8220;kendi öz hareketiyle yer değiştirir&#8221; şeklinde anlamak doğru olacaktır. Böyle bir anlamın doğruluğu aşağıdaki nedenlere dayanır:</p>
<p>- Ay kendi ekseni üzerinde kendi öz dönüş hareketini, Dünya etrafında icra ettiği tam bir devriyle aynı zamanda yapar, yani 29.5 gün kadar bir zamanda tamamlar. Öyle ki bize hep aynı yüzünü gösterir.</p>
<p>- Güneş kendi ekseni üzerinde kendi öz hareketini yaklaşık 25 günde tamamlar. Yani ekseni üzerinde döner. Bu gök cismi bütün halinde bir dönüş hareketiyle akıntı içerisinde olduğundan ekvator bölgesinin kendi ekseni üzerinde dönme hızı, kutuplar bölgesinin kendi ekseni üzerinde dönüş hızından farklıdır.</p>
<p>Görülüyor ki Kuran’da &#8220;sebehe&#8221; fiilinden bir anlam inceliğiyle Güneş ve Ay’ın kendi öz hareketlerine işarette bulunulmaktadır. Bu hareketler ise çağdaş ilmin verileriyle doğrulanmıştır. Güneş ve Ay’ın bu kendi öz hareketlerini miladi 7. yüzyılda yaşamış bir insanın -kendi zamanında ne kadar alim dahi olsaydı, ki Muhammed Peygamber için böyle bir durum söz konusu değildir- hayal etmiş olabileceği düşünülemez.”</p>
<h3 style="text-align: center">GÜNEŞ SİSTEMİMİZDEKİ DÜZENLEMELER</h3>
<p>Güneş’in, Ay’ın, Dünya’mızın hareketleri çok ince bir düzenle, Dünya’daki hayatı olumsuz şekilde etkileyecek hiçbir oluşum olmadan devam etmektedir. Tam tersine bütün oluşumlar Dünya’daki hayatı ve çeşitliliği mümkün kılacak şekilde yaratılmaktadırlar. Dünya Güneş etrafında eğilmiş bir vaziyette dolanmaktadır. Bu eğim 23 derece 27 dakikadır. Bu eğim sayesinde Dünya’mızda mevsimleri yaşarız. Her mevsimin farklı tabloları, bitkilerin büyüme düzeni hep bu yaratılmış olan eğimle mümkün olmaktadır.</p>
<p>Dünya’mızın kendi ekseninde yaptığı dönüş ekvatorda saatte 1670 km hıza ulaşmaktadır. Oysa 20 km. hızla giden bir arabada bile yol aldığımızı fark ederiz. Dünya kendi ekseni boyunca dönmeseydi Güneş’e bakan yüz daima gündüz, bakmayan yüz ise daima gece olacaktı. Böyle bir Dünya’da ne bitkiler yaşayabilirdi, ne de canlılık oluşabilirdi.</p>
<blockquote><p>Ne Güneş’in Ay’a erişmesi, ne de gecenin gündüzü geçmiş olması uygun değildir. Her biri bir yörüngede yüzüp giderler. <a href="http://quran.com/36/40">(36: 40)</a></p></blockquote>
<p>Gerek Güneş’in, gerek Ay’ın, gerek Dünya’mızın tüm hareketleri hiçbir karışıklık olmadan, hiçbir aksama oluşmadan devam etmektedir. Güneş Sistemimizde her şey öyle güzel planlanmıştır ki Güneş Sistemimizin en büyük gezegeni olan Jüpiter bile varlığıyla Dünya’daki hayatın mümkün olmasına katkıda bulunmaktadır. Astronom George Wetherill &#8220;Jüpiter Ne Kadar Özel&#8221; adlı makalesinde bunu şöyle açıklar: &#8220;Jüpiter’in bulunduğu yerde eğer bu büyüklükte bir gezegen var olmasaydı, Dünya gezegenler arası boşlukta gezinen meteorlara ve kuyruklu yıldızlara yaklaşık bin kat daha fazla hedef olurdu&#8230;Eğer Jüpiter olduğu yerde olmasaydı, şu anda biz de Güneş Sistemi’nin kökenini araştırmak için var olmazdık.&#8221;</p>
<p>Başımızı Evren’in neresine çevirsek büyük bir ihtişama, çok ince hesaplara, harika sanatlara rastlarız. Yeter ki Allah’ın yaratışları üzerine düşünelim, aklımızı çalıştıralım, Yaratıcımızdan kaçmayalım. Yaratıcımız, aklını çalıştırmak isteyenler için kudretini, merhametini, sanatını gösteren delilleri Evren’in her yerinde sergilemektedir.</p>
<blockquote><p>Şüphesiz Evren’in ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde aklını ve gönlünü işletenler için çok deliller vardır.<a href="http://quran.com/3/190">(3:190)</a><br />
Onlar ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah’ı hatırlarlar, Evren’in  ve yerin yaratılışı konusunda derin derin düşünürler &#8220;Efendi’miz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateş azabından koru.&#8221; <a href="http://quran.com/3/191">(3:191)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/her-biri-bir-yorungede/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇEKİM GÜCÜ VE HAREKET</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/cekim-gucu-ve-hareket/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/cekim-gucu-ve-hareket/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 13:18:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Çekim Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Newton @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Tekvir Suresi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/cekim-gucu-ve-hareket/</guid>
		<description><![CDATA[Hayır o sinenlere yemin ederim. (81:15) Akarak yuvalarına girenlere. (81:16) Bu ayetlerin anlamlarını daha iyi anlamak için önce ayetlerde geçen kelimelerin Arapça anlamlarını inceleyelim. 15. ayette &#8220;sinenler&#8221; diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça’sı &#8220;hunnes&#8221;tir. &#8220;Hunnes&#8221;e &#8220;akışın tersi, pusma, büzülme, sinme, gerilemek&#8221; anlamları ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Hayır o sinenlere yemin ederim. <a href="http://quran.com/81/15">(81:15)</a><br />
Akarak yuvalarına girenlere. <a href="http://quran.com/81/16">(81:16)</a></p></blockquote>
<p>Bu ayetlerin anlamlarını daha iyi anlamak için önce ayetlerde geçen kelimelerin Arapça anlamlarını inceleyelim. 15. ayette &#8220;sinenler&#8221; diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça’sı &#8220;hunnes&#8221;tir. &#8220;Hunnes&#8221;e &#8220;akışın tersi, pusma, büzülme, sinme, gerilemek&#8221; anlamları verilmektedir. 16. ayette &#8220;yuvalarına girenlere&#8221; diye çevirdiğimiz deyim ise Arapça &#8220;kunnes&#8221;tir. &#8220;Kunnes&#8221;e &#8220;belli güzergah, yuvaya girme, hareket halindeki cismin yuvası&#8221; anlamları verilmektedir. 16. ayetteki &#8220;akış&#8221;ı ise &#8220;cereyan&#8221; kökünden türeyen &#8220;cariye&#8221; kelimesi karşılamaktadır. </p>
<p>Bilimin birçok kanunuyla her an içiçe yaşarız. Çekim yasası, hareket yasaları, termodinamik kanunlar her an hayatımızın içindedir. Yemek yerken, tuvaletimizi yaparken çekim kanunları rol oynar. Uzaya çıkan astronotlar Uzay’da yemek yerlerken, tuvaletlerini yaparlarken ancak özel tertibatlar, önlemler sayesinde Dünya yerçekimine göre yaratılmış bedenlerinin Dünya dışındaki ihtiyaçlarını karşılarlar. </p>
<p>Bilim adamlarının bilimsel buluşları, olmayanın keşfi değil, olanın açıklamasını yapmaktır. Çekim gücü Evren’de zaten vardır, fakat çekim gücünün tarif edilmesi, matematiksel formüllerle ortaya konması ilk Isaac Newton(1642-1727)’a nasip olmuştur. Newton Evren’deki çekim yasasıyla Allah’ın her şeyi yarattığını, yıldızlara, Dünya’ya, Ay’a düzen koyduğunu açıklamış, insanların Dünya’nın üzerinde durmasının rastgele bir şekilde değil, fakat Allah’ın maddeye koyduğu çekim gücü sayesinde olduğunu göstermiştir. </p>
<p>Allah’ın Evren’i hassas dengelerle yarattığını Isaac Newton şu sözleriyle açıklamaktadır: &#8220;Güneş’ten, gezegenlerden ve kuyruklu yıldızlardan oluşan bu çok hassas sistem sadece akıl ve güç sahibi bir Varlık’ın amacından ve hakimiyetinden kaynaklanabilir&#8230;O, bunların hepsini yönetmektedir ve bu egemenliği dolayısıyladır ki O’na ‘Üstün Kuvvet Sahibi Efendimiz’ denir.&#8221;</p>
<h3 style="text-align: center">EVRENSEL MATEMATİK</h3>
<p>Kuran’da Allah’ın her şeyi bir ölçü ile yarattığı geçer. Herşeyin ölçü ile yaratıldığı iddiası evrene matematiğin hakim olması anlamına gelir. Çünkü ölçü konulan ölçülebilir, düzenlidir, matematiksel olarak ifade edilebilir. Newton, Kepler ve Galileo’nun çalışmalarını düzeltti, dakikleştirdi ve maddi Evren’in matematiksel olarak açıklanabileceği yönündeki kuşku ile yaklaşılan görüşü ispatladı. Fiziksel Evren’in ince ölçülerle yürüyen yasalarla işlediği böylece anlaşıldı.</p>
<p>Bilim ancak 1700’lü yıllarda çekim gücünün önemini fark etmiştir.Allah Evren’deki yaratışlarında kullandığı çekim yasasına, kitabı Kuran-ı Kerim’de 600’lü yıllarda işaret etmiştir. Bu bölümün başında bahsettiğimiz ayetler incelenirse bu ayetlerin çekim gücüne, çekim ile hareket arasındaki dengeye işaret ettikleri anlaşılır. Gerek atomun çekirdeği, gerek gezegenlerin ortasındaki Güneş sinmiş, büzülmüş bir halde bulunmakta, atomdaki çekirdek elektronları, Güneş sistemindeki Güneş ise gezegenleri kendi içine çekerek onları da sindirmeye, büzdürmeye çalışmaktadır. Biz bu güce çekim, yerçekimi diyoruz. Merkezdeki sinmiş çekirdekler, Güneş’ler etraflarındaki elektronları, gezegenleri kendileriyle birleştirmek, bütünleştirmek isteyerek, onları da büzmeye, kendileri gibi sindirmeye yönelik kuvvet uygularlar. Böylelikle Tekvir suresi 15. ayette geçen &#8220;Hunnes&#8221; kelimesinin çekim gücünü ifade ettiği hiçbir zorlama yapılmadan anlaşılmaktadır.(Unutulmamalıdır ki Kuran’ın indiği dönemde insanlar yerçekiminin varlığından haberdar olmadıkları için terim olarak &#8220;yerçekimi&#8221; kelimesi yoktu. Kuran yerçekimini tarif için yerçekiminin fonksiyonu olan &#8220;Hunnes&#8221; [merkeze doğru çekilme, büzülme, sinme] kelimesini kullanıp bu güce dikkat çeker.)</p>
<p>Atomun çekirdeğinin çekimine rağmen elektronlar çekirdeğe yapışmaz. Güneş’in çekimine rağmen de gezegenler Güneş’e yapışmaz. Elektronları çekirdeğe yapışmaktan, gezegenleri Güneş’e yapışmaktan kurtaran elektronların ve gezegenlerin hareketidir. Tekvir suresi 16. ayette geçen &#8220;cariye&#8221; kelimesi &#8220;akışı, hareketi&#8221; ifade eder ki çekimden kurtulmayı sağlayan unsuru ifade etmesi bakımından bu önemlidir. Galaksilerden atomlara kadar tüm yapılar çekim kuvvetine karşı hareketin merkezkaç kuvveti oluşturmasıyla var olabilmektedir.</p>
<p>&#8220;Hunnes&#8221;e yani büzüşmeye, çekime yönelik kuvvete karşılık elektronlar, gezegenler çekirdeğe, Güneş’e yapışsalardı Evren’de ne bir gezegen, ne bir Güneş sistemi, ne yörüngeler, ne canlılık, ne de bu ihtişam var olurdu. &#8220;Cariye&#8221;ye göre yani &#8220;harekete, akışa&#8221; göre elektronlar, gezegenler Evren’e rastgele dağılsalar, çekimden (Hunnes’ten) tamamen kurtulsalardı, yine ne galaksiler, ne hayvanlar, ne bitkiler, ne renkler, ne de biz var olurduk. Bu iki ayrı oluşum sayesinde elektronlar kendi yuvalarında, yörüngelerinde, gezegenler kendi yuvalarında, yörüngelerinde hareket ederler. Bu yuvada olmayı da 16. ayetteki &#8220;Kunnes&#8221; kelimesi mucizevi bir şekilde ifade etmektedir. Kuran yerçekimindeki merkeze çekişi &#8220;Hunnes&#8221; kelimesiyle, bu çekimden kurtulmayı sağlayan hareket unsurunu &#8220;cereyan&#8221; kelimesiyle ve her iki unsur sayesinde oluşan yörüngede olmayı &#8220;Kunnes&#8221; kelimesiyle anlatır. Böylece Kuran, yerçekimiyle ilgili terminolojinin var olmadığı bir dönemde, yerçekimine bağlı oluşumları açıklamıştır. </p>
<h3 style="text-align: center">ATOMLARDAN YILDIZLARA HEP HARİKULADELİK</h3>
<p>Daha önce de gördüğümüz gibi Kuran’ın bazı ayetlerinde Allah bazı yaratılışlara, olaylara dikkat çekmek için olaylar üzerine yemin etmiştir. Bu bölümde incelediğimiz ayetlerdeki yemin edilen unsurlar hem Allah’ın Evren’deki mükemmel yaratışlarını, hem de Kuran’ın ifadelerinin mucizeliğini bir kez daha inattan arınmış zihinlere göstermektedir.</p>
<p>Vücudumuzda sayamayacağımız kadar çok sayıdaki atomların çekirdeklerindeki protonlar çekim gücü uygulamakta, elektronlar ise hareketleriyle bu çekimden kaçmakta, fakat yörüngelerini de aşmamaktadır. Atomun içindeki bu oluşumlar nükleer çekirdek kuvvetiyle, atomdaki elektriksel kuvvetle uyumlu bir şekilde sürekli faaliyet içindedir. Bir sandalyeye oturduğumuzda &#8220;ben&#8221; dediğimiz vücudumuzun atomları sandalyeyle karışsa, yere uzandığımızda vücudumuzun atomları yerle karışsa, &#8220;ben&#8221; dediğimiz atom topluluğu olan varlıktan eser kalır mıydı? Ya oturduğumuz sandalyenin elektronları ile vücudumuzun elektronları çarpışıp bir karmaşa çıksa, ya da yere uzandığımızda yerdeki atomların çekirdeklerindeki çekim gücü, vücudumuzdaki atomları karıştırsaydı var olabilir miydik? Tabi ki hayır. Varlığımızdan ne eser kalırdı, ne de var olabilirdik. Varlığımız hem çekimlerin, hem hareketlerin, hem diğer kuvvetlerin ayrı ayrı yaratılmalarıyla, hem de tüm bu kuvvetlerin mükemmel bir uyumla beraber faaliyet göstermeleriyle mümkün olmaktadır.</p>
<p>Yoktan ortaya çıkan kuvvetler, bu kuvvetlerle yaratılan harikulade atomlar, harikulade yıldızlar, harikulade yaratılışlar. Herşey bize Allah’ı hatırlatıyor&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/cekim-gucu-ve-hareket/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>VURUŞLU YILDIZ</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/vuruslu-yildiz/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/vuruslu-yildiz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 13:07:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Nötron Yıldızı]]></category>
		<category><![CDATA[Tarık]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Ölümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/vuruslu-yildiz/</guid>
		<description><![CDATA[Kuran’ın 86. suresinin adı Tarık’tır. Tarık &#8220;tark&#8221; kökünden türeyen bir kelimedir. Kelimenin aslı &#8220;vurmak, çarpmak&#8221; anlamlarına gelir. &#8220;Yol&#8221; anlamına da gelen &#8220;Tarık&#8221;, yolcular ayaklarını vurup yol aldığı için bu kökten türemiştir. Kuran çevirilerinin birçoğunda &#8220;Tarık&#8221; kelimesi özel isim gibi yazılıp, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kuran’ın 86. suresinin adı Tarık’tır. Tarık &#8220;tark&#8221; kökünden türeyen bir kelimedir. Kelimenin aslı &#8220;vurmak, çarpmak&#8221; anlamlarına gelir. &#8220;Yol&#8221; anlamına da gelen &#8220;Tarık&#8221;, yolcular ayaklarını vurup yol aldığı için bu kökten türemiştir. Kuran çevirilerinin birçoğunda &#8220;Tarık&#8221; kelimesi özel isim gibi yazılıp, anlamı çeviride verilmemiş, fakat açıklamalarda anlam açıklanmıştır. Oysa kelimenin en temel anlamı olan &#8220;Vuruş&#8221; diye ayet çevrilirse, kozmolojik fizik ile ilgilenenler Kuran’ın bir mucizesine daha tanıklık edebilirler. </p>
<blockquote><p>Ve Evren’e ve Vuruşlu’ya(Tarık’a) <a href="http://quran.com/86/1">(86:1)</a><br />
Vuruşlu (Tarık) nedir kavrayabilir misin? <a href="http://quran.com/86/2">(86:2)</a><br />
O delici yıldızdır. <a href="http://quran.com/86/3">(86:3)</a></p></blockquote>
<h3 style="text-align: center">EVRENİN KÜÇÜK YEŞİL ADAMLARI</h3>
<p>1967 yılında İngiltere Cambridge Üniversitesi’nde Jocelly Bell düzenli ve ısrarlı bir radyo sinyali yakalar. Radyo sinyalinden kalbin vuruşları gibi düzenli vuruşlar gelmektedir. O zamanda Uzay’da böyle düzenli vuruşların kaynağı olabilecek bir gök cismi bilinmiyordu. Bu yüzden bu sinyallerin, başka gezegenlerdeki akıllı yaratıklar tarafından gönderildiğine kanaat getirilir. Büyük bir heyecanla davetiyeler bastırılır, basın kuruluşlarına haber verilir ve LGM adı verilen görkemli bir seminer düzenlenir. LGM (Little Green Men) &#8220;Küçük Yeşil Adamlar&#8221; demektir ve Evren’de akıllı yaratıklarla irtibat kurulduğunu simgelemektedir. Çok kısa bir süre sonra söz konusu sinyallerin kaynağının nötron yıldızlarının çok büyük bir hızda dönmeleri olduğu anlaşılır. Böylece nötron yıldızlarına bir ad daha takılacaktır: &#8220;Pulsarlar&#8221;. Jocelly’in buluşu uzaylılarla irtibatı sağlayamamıştır ama Pulsarların keşfini sağlamıştır. İngilizce’de &#8220;pulsate&#8221;, nabız gibi vuruşları ifade eden bir kelimedir. &#8220;Pulsation&#8221; da &#8220;vuruş, titreşim&#8221; demektir. Bundan da nötron yıldızlarına takılan &#8220;Pulsar&#8221; isminin Kuran’da geçen &#8220;Tarık&#8221; yani &#8220;Vuruş&#8221; ismiyle uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. </p>
<h3 style="text-align: center">PULSAR’I KAVRAYABİLİR MİSİNİZ?</h3>
<p>Tarık suresinin ikinci ayetinde &#8220;Vuruşlu yıldızın(Tarık’ın)&#8221; insan zihni tarafından kavranmasının zor olduğu vurgulanmaktadır. 2. ayette geçen &#8220;Ve Ma Edrake&#8221; ifadesinde geçen &#8220;edrake&#8221; kelimesi Türkçe’mize &#8220;idrak etmek&#8221; olarak Arapça’dan girmiştir ve &#8220;kavramayı, anlamayı&#8221; ifade etmektedir. </p>
<p>Pulsar’ı incelediğimizde ayetin bu mucizevi yönüne de tanık olmaktayız. Pulsar’ın içinden alacağımız bir kaşık madde bir milyar ton gelmektedir. Pulsar’dan alacağımız çok ufak bir maddeyi eğer yeryüzüne bıraksak Dünyamızın öbür ucuna kadar bir delik açıp çıkardı. Oysa Dünya’da herhangi bir maddenin bir kaşığı birkaç gramı geçmez. Sırf bunu düşünmek bile Pulsar’ın kavranması ne kadar güç bir yıldız olduğunu ortaya koyar. Güneş’in bir kaç misli büyük yıldızlar sıkışarak Pulsar’ı oluşturur. Oysa bir Pulsar’ın çapı 15-20 km’dir. Dünyamızı aynı şekilde sıkıştırsak Dünyamız 100 metre çapında bir küre olurdu. Dünyamız 24 saatte kendi etrafındaki dönüşünü tamamlar, oysa Pulsar bir saniyede defalarca kendi etrafında döner. Pulsar’ın hem dönüşündeki hızı, hem tüm bu bilgiler Tarık suresinin 2. ayetinde &#8220;Vuruşlu yıldızın (Tarık’ın, Pulsar’ın)&#8221; kavranmasının ne kadar zor olduğunun belirtilmesinin ne kadar mucizevi olduğunu göstermektedir. </p>
<h3 style="text-align: center">HAYDİ KAFADAN SALLAYARAK BİR MUCİZE ÜRETİN</h3>
<p>Ayette geçen yıldızın Saturn, Venüs gibi yıldızlar olabileceğine dair eskiden tahminler yapılmıştır. İlk Boşnakça Kuran tercümesini yapan Mustafa Mlivo bu tahminlerin hatalı olduğunu Tarık’ın Pulsar olduğunu söyleyerek özetle şöyle demektedir: 86 Tarık suresi 1-3 ayetlerde şunlardan bahsedilir:</p>
<p>“1-Vuruş yapmak<br />
 2- Bir yıldız olmak<br />
 3- Delmek</p>
<p>Uzaydaki hiçbir gök cismi bu kriterleri karşılamaz (Pulsar dışında) çünkü;</p>
<p>- Hiçbir gök cismi vuruşlar şeklinde tarif edilemez<br />
- Ayette bahsedilen yıldızdır.(Satürn, Venüs gibi gök cisimleri gezegenlerdir.)<br />
- Pulsar güçlü radyasyon ve radyo dalgaları yaymaktadır. 3. ayette geçen &#8220;sakıb&#8221; kelimesine &#8220;karanlığı delmek, yanıp tutuşmak, nufüz etmek&#8221; anlamları verilmektedir.”</p>
<p>Görüldüğü gibi ancak 1970 yılına gelindiğinde yeni keşfedilen bir yıldızdan Kuran 1400 yıl önce bahsetmektedir. Vuruşları olan bir yıldızın ne anlama geldiğini binlerce yıldır kimse tahmin edemediğinden &#8220;Tarık&#8221; kelimesi özel isim gibi Arapça’sının aynısıyla çevrilmeden çevirilere yazılmış, ancak dipnotlarda, sözlüklerde ve tefsirlerde anlamı açıklanmıştır. </p>
<p>Gökyüzünde çok ince hesaplarla, çok muhteşem olaylar oluşmaktadır. Hiç kimsenin kafadan iki cümle atıp da gökyüzünde oluşan olaylar hakkında isabetli bir tahmin yapabilmesi, dediğine uyacak bir cismin gökyüzünde tesadüfen bulunması beklenemez. Kuran’ın her cümlesinde, her kelimesinde nasıl inceliklerin olduğu, Kuran’ın her sorusunda, her vurgusunda (&#8220;Vuruşlu nedir, kavrayabilir misin?&#8221; örneğinde olduğu gibi) nasıl derin anlamların saklı olduğu Kuran ne kadar çok araştırılırsa o kadar iyi anlaşılmaktadır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/vuruslu-yildiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATOM VE ATOMUN PARÇACIKLARI</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/atom-ve-atomun-parcaciklari/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/atom-ve-atomun-parcaciklari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 13:02:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Atom @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Atom Altı Parçacıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Atomun Yaratılışı]]></category>
		<category><![CDATA[Elektron]]></category>
		<category><![CDATA[Kuark]]></category>
		<category><![CDATA[Nötron]]></category>
		<category><![CDATA[Proton @tr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/atom-ve-atomun-parcaciklari/</guid>
		<description><![CDATA[Ne göklerde, ne yerde zerre (atom) ağırlığınca bir şey O’ndan (Allah’tan) gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü de, daha büyüğü de, istisnasız olarak hepsi muhakkak apaçık bir kitaptadır. (34:3) Zerre bir maddedeki en küçük parçanın adıdır. Zerrenin bir tercümesi de atomdur. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Ne göklerde, ne yerde zerre (atom) ağırlığınca bir şey O’ndan (Allah’tan) gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü de, daha büyüğü de, istisnasız olarak hepsi muhakkak apaçık bir kitaptadır.<a href="http://quran.com/34/3"> (34:3)</a></p></blockquote>
<p>Zerre bir maddedeki en küçük parçanın adıdır. Zerrenin bir tercümesi de atomdur. Allah atomun varlığına ve atomun bilgisinin önemine böylelikle dikkat çekmiştir. Çıplak gözle masaya, halıya, duvara, taşa bakan bir kişi bunlardaki en küçük birim olan atomu ve atomun içindeki bilginin önemini kavrayamaz. Oysa Kuran atomun bilgisine dikkat çektiği gibi, &#8220;Bundan daha küçüğü&#8221; ifadesiyle atomdan daha küçük birimlerdeki bilginin önemine de dikkat çekmiştir. Kuran’ın en küçük parçada önemli bilgiler olduğunu vurgulamasının ardından, bundan daha küçüğünde de önemli bilgiler olduğunu vurgulaması atom ve atomun parçacıklarının bilgisinin önemini ortaya koymaktadır. &#8220;Bundan daha büyüğü&#8221; ifadesiyle atomun birleşenleri olan moleküller gibi birleşimlerin bilgisinin önemi de vurgulanmakta, tüm bunların Allah’ın katında bilindiği hatırlatılmaktadır. Peygamberimiz’in yaşadığı dönemdeki insanlar maddenin en küçük biriminin, bunun parçacıklarının ve bunun bileşenlerinin önemli ve birbirinden ayrı bilgileri içerdiğini, her birinin farklı olduğunu bilecek imkana sahip değillerdi. Kuran, Allah’ın bilgisinin her şeyi kuşatıcı olduğunu söyler. Atoma ve atom altı parçacıklarının önemine dikkat çekilmesi fiziğin günümüzde vardığı çok önemli bilgilerle uyum içindedir. Bütün Evren’i inceleyen kozmolojik fiziğin bilgileri atom fiziğinin bilgileriyle çok ilişkili, çok iç içedir. Kuran ayetinin diğer bir mucizevi işareti de Kuran’ın atoma &#8220;zerre&#8221; kelimesiyle her dikkat çekişinde onun ağırlığına da (Arapça’sı miskale) değiniyor olmasıdır. (Bilindiği gibi atomların incelenmesinde atom ağırlıkları çok önemli bir bilgidir.)</p>
<h3 style="text-align: center">SINIRSIZ BÜYÜKLÜKTEN SINIRSIZ KÜÇÜKLÜKLERE KUDRET</h3>
<p>Kendimizi bir pizza yerken düşünelim. Bu pizza nelerden oluşur: Sucuk, peynir, mantar, domates, un. Peki sucuk, peynir, mantar, domates neden oluşur? Ya bunları oluşturanlar neden oluşur&#8230;? Bunları inceleyince karşımıza moleküller çıkar. Bu moleküller de atomlardan oluşur. Oksijen, hidrojen, karbon bu atomlara örnektir. Daha sonra protonlar, elektronlar&#8230;</p>
<p>Evren’imizin bütünü maddeden oluşur. Bir ağacın gövdesinden yaprağına, bir insanın gözlerinden ellerine, altın takılardan pamuklu elbiselere kadar her şey maddedir. Maddenin en küçük birimiyse atomdur. Atomun çekirdeğindeki pozitif yüklü proton ve yüksüz nötron temel maddelerdir. Negatif yüklü elektron ise çekirdeğin çevresinde döner. Son yüzyıllarda bilimin ortaya koyduğu bilgiler ortaya eşsiz bir tablo çıkartmaktadır. Elinize en basit madde farzedilen bir taşı alın ve onun içinde hayatınız boyunca saysanız bitiremeyeceğiniz kadar, katrilyonlarca atom olduğunu düşünün. Sonra bu atomların her birinin elektronlarının, Güneş’in etrafında dönen gezegenler gibi, çekirdeğin etrafında döndüğünü düşünün. Katrilyonlarca Güneş sistemi bir taşın içine sığdırılıyor ve bu taşı elinize alıp tutuyorsunuz. Herhalde bunu düşünen biri Evren’de basit, sıradan hiçbir şey olmadığını anlar. İster pizzayı ele alın, ister taşı ele alın ve ilk temel maddelerini yeniden elde etmek istiyorum, ne yapmalıyım diye kendinize sorun. Ne mi yapmalısınız? İlk patlamadan başlayarak Evren’in geçirdiği tüm süreçleri en başından yeniden oluşturmalısınız. Bu süreçlerde Evren’in yapı taşı olan atomların, yapı taşları olan proton, elektron, nötron ortaya çıkacaktır; sonra hidrojen ve helyumdan oluşan bir gaz bulutu meydana gelecektir; sonra yıldızlar oluşacak ve bu yıldızların içinde üretilen atomlar tüm aşamalardan sonra bir gün pizzamızın mantarı, peyniri, domatesi olacaktır&#8230;</p>
<p>Eğer atomu iyice incelerseniz, hayretiniz inceledikçe kat kat artar. Masanın üzerine koyacağınız bir bozuk paranın bir atomun çekirdeğini temsil ettiğini düşünün. Bu atomun çevresinde dönen elektronun çizdiği yörüngeyi merak ederseniz, bu yörünge bozuk paranın 2-3 km civarından geçecektir. Peki bu ikisinin ortası nedir? Bu ikisinin, çekirdeğin ve elektronların ortası boşluktur. Yani elimizde tuttuğumuz bir taş parçası katrilyonlarca Güneş sistemini içinde taşımaktadır ama bu taşın %99.99’u boşluktur. Ne kadar ilginç değil mi?</p>
<p>Evren’in yörüngelerle dolu olduğuna dair ayeti 5. bölümde (51-Zariyat Suresi-7. ayet) incelerken Evrende yüz milyardan fazla galaksinin, her bir galakside yüz milyondan fazla yıldızın, her birinin gezegenleri, gezegenlerin uydularıyla var olmalarının, tüm bu gök cisimlerinin her birinin mükemmel bir şekilde hesaplanmış yörüngelerinde hareket ettirilmelerinin, Allah’ın kudretinin sınırsızlığını, büyüklüğünü ispatladığını gördük. Elimize bir taş alıyoruz ve onda Güneş sisteminin minik kopyaları olan katrilyonlarca atomun çekirdeklerinin etrafında, gayet düzenli bir şekilde elektronların döndüğünü anlıyoruz. Evet, bu bize neyi anlatmaktadır? Bu bize her şeyden önce Yaratıcımızın gücünün sınırsız büyüklüklerde sınırsız bir şekilde gözüktüğü gibi, sınırsız küçüklüklerde de sınırsız bir şekilde gözüktüğünü göstermektedir. Sınırsız büyüklükler hep bu ufacık atomlarla yaratılmıştır. Atomun içindeki hareket tarzı sınırsız büyüklüklerdeki merkezin etrafındaki dönüşlerin aynısıdır. Evren’in bir galaksisindeki sistemle, bir toz zerresini oluşturan atomdaki sistem aynıdır. Demek ki Evren’in tek bir toz zerresini yaratan kim ise, tüm Evren’in sahibi de O’dur. Üstelik tüm bu oluşumlar O’nun kuvvetinin hem çok büyük, hem çok planlı olduğunu, hem de O’nun Evren’inde sıradanlığa yer olmadığını göstermektedir. Üstelik tüm bu verilere göre diyebiliriz ki Evren’in yaratıcısı için bir milimetreyi yaratmak ile Evren’i yaratmak arasında hiçbir fark yoktur. Bir noktanın içinde trilyonlarca atomun yaratılmasından, Uzay’ın sınırlarının uçsuz bucaksızlığına kadar her şey Allah için yaratmanın adedinin, büyüklüğünün, küçüklüğünün farketmediğini, Yaratıcımız için zor kavramının olmadığını gösterir. Tüm bunları yaratan Yaratıcımızın bilgisi de, kudreti de sınırsızdır.</p>
<blockquote><p>Eğer yeryüzündeki her bir ağaç kalem olsa, yedi denizle desteklenen bir deniz de eklense Allah’ın kelimeleri bitmez. Doğrusu Allah güçlüdür, hikmetlidir.  <a href="http://quran.com/31/27">(31: 27)</a></p></blockquote>
<h3 style="text-align: center">ATOMUN İÇİNDEKİ İNCE YARATILIŞLAR</h3>
<p>Var olan her madde atomlardan oluşur. Atomun yaratıldığının anlaşılması, geri kalan her şeyin yaratıldığının anlaşılması demektir. (Atomun var olabilmesi için gerekli maddenin yoktan yaratıldığını ilk üç konuda görmüştük.) Çünkü geri kalan her şey bu atomlar ile yaratılmıştır.</p>
<p>Atomun çekirdeğinde pozitif yüklü protonlar bulunmaktadır. Bu pozitif yükler birbirini iter. Ama yaratılışın harikalarının ortaya çıkması için protonların birbirlerine yapıştırılıp aynı noktada toplanmaları gerekmektedir. Atomun içindeki birbirini iten protonları ve nötronları aynı noktaya hapseden güç çok şiddetlidir ve bu gücün adı çekirdekteki nükleer kuvvettir. Bu kuvveti taşıyan çok küçük parçacıklar Latince’de yapıştırıcı anlamına gelen &#8220;gluan&#8221; diye adlandırılırlar. (Atom bombasının şiddetli tahrip gücü de bu gücün kullanılmasıyla oluşturulmuştur.) Kainatın her şeyini hassas matematiksel değerlerle tasarlayan Allah, bu şiddetli gücü de hassas bir şekilde ayarlamıştır. Birbirini iten protonları bir arada duracak şekilde yapıştıran bu güç, daha zayıf olsa protonlar bir arada tutulamayacaktır, eğer bu güç daha şiddetli olsa protonlar ve nötronlar birbirinin içine girecektir.</p>
<p>Atom bombası bize atomun içindeki şiddetli gücün varlığını acı bir şekilde ispatladı. Fakat bu bize şunu da gösterdi ki, şu anda rahat bir şekilde Dünya’da yaşamamızı sağlayan etkenlerden biri atomun kendi içinde dengeli bir yapıya sahip olmasıdır. Bu denge sayesinde maddeler bir anda bozulmaya uğramaz ve insanlara zarar verebilecek ışınları yaymaz. Atomun bu dengesini sağlayan unsurlardan biri de zayıf nükleer kuvvettir. Bu kuvvet özellikle içinde fazla nötron ve proton bulunduran çekirdeklerin dengesini sağlamada önemlidir.</p>
<p>Atomun varlığını sağlayan bir kuvvet ise elektromanyetik kuvvettir. Bu kuvvet zıt elektrik yüklü parçacıkların birbirini çekmesini, aynı yüklü parçacıkların da birbirini itmesini sağlar. Böylece protonlarla elektronlar birbirlerini çekip biraraya gelebilmişlerdir. Fakat bu biraraya gelişin de bir ölçüsü vardır. Elektronlar yörüngelerinde akıl almaz hızlarıyla çekirdeğin etrafında dönerlerken protona yapışmazlar. Arka arkaya dönen negatif yüklü elektronların birbirini itmesi ve protonun elektronu çekmesi hiçbir şeyi değiştirmez. Elektron ne kendini çeken protona yapışır, ne dönüş hızının etkisiyle, ne de kendini iten diğer elektronların etkisiyle yörüngesinin dışına çıkar. Bilinçsiz elektronlara tüm bu hareketleri yaptıran elbette maddenin de, atomun da, elektronun da, her şeyin de Yaratıcısıdır. Bilinçli insanlar olarak isterseniz bir deney yapalım. Üç beş arkadaşımızın beline bir ip bağlayalım ve birkaç kişi ortaya geçerek bu üç beş kişiyi kendilerine yapıştırırcasına çekerken etraftaki kişiler koşarak ortadaki merkezin etrafında dönsünler. Bu dönen kişiler birbirini itsin. Çekirdeği temsil eden ortadaki kişiler de birbirini itsin. Hiç şüphesiz etrafta dönenlerin elektron gibi bir saniyede yüzlerce tur yapmalarını beklemeyeceğiz. Fakat acaba bilinçli insanlar bu durumda bir dakika süreyle atomun hareketini taklit edebilirler mi? Bir de üç veya dört yörüngeli bir atomun modelini taklit ettiğimizi, temsili çekirdeğin etrafında üç dört tane ayrı dairede dönüşler olduğunu düşünün. Hele çekirdeğin içindeki şiddetli yapıştırıcı &#8220;gluon&#8221;ları temsilen birkaç sumo güreşçisinin, ipi çeken fakat birbirini iten ortadaki kimseleri yan yana tutmasını sağlayabilsek, deneyimiz kim bilir ne kadar enteresan olurdu! Bilinçli insanların bir dakika süresince beceremediği bir hareket tarzını acaba milyarlarca yıldır sayısını telaffuz bile edemeyeceğimiz protonlar, elektronlar nasıl beceriyor? Hem de bir taşın içinde katrilyonlarca adette var olan atomlarda&#8230;</p>
<p>Evren’de ve vücudumuzda var olan birçok atom çok uzun zaman önce, çok uzaklardaki dev yıldızlarda imal edilmiştir. Dişlerimizdeki kalsiyum, pizzamızdaki karbon atomu, vücudumuzdaki demir atomu hep yüksek ısılı yıldızların imalatıdır. Evren’in bu ham maddeleri yıldızların özenli mutfağında pişirilir, imal edilir ve sonra pizzamız olur, kanımız, etimiz, dişimiz, gözümüz olur.</p>
<p>Bu anlatılanları uzakta gerçekleşen bir masal olarak dinlemeyelim. Elimizden, saçımızdan, gözümüzden, yediğimiz yemeklerden oturduğumuz sandalyeye kadar her an her şeyde bu mükemmel düzen sürekli sürdürülmektedir. Yaratıcımız bizim için her an her şeyi ince bir hesapla ve büyük bir kudretle ayakta tutmaktadır. Atomdaki tüm bu hareketler, atomda var olan tüm kuvvetler maddenin ve bizim var olmamızı sağlamaktadır.</p>
<blockquote><p>O’na(Allah’a) mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. <a href="http://quran.com/25/2">(25:2)</a></p></blockquote>
<h3 style="text-align: center">DAHA NE OLACAK?</h3>
<p>Tüm Evren’de  1080 adet parçacık olduğu tahmin edilmektedir. Bu sayıyı daha iyi anlamak için 1 sayısının arkasına 80 tane sıfır yazın ve bu sayının büyüklüğünü düşünün. İşte tüm bu parçacıklar çok kompleks, çok ince ayarlanmış kuvvetlerle, çok ince dengeler içinde hareketlerini her an sürdürürler. Tüm bu parçacıkların birbirleriyle uyumlu hareketlerinin sonucunda ortaya çıkan kuyruklu yıldızlar, süpernovalar, gezegenler de çok kompleks, çok ince ayarlanmış, çok mükemmel hesaplanmış bir şekilde hareket ederler. Gücü, kudreti, tasarımı görmek isteyene daha ne lazım acaba?</p>
<p>Bu bölümde atomun yapısının çok kompleks, çok mükemmel, çok ince tasarımlı olduğunu kısaca göstermeye çalıştık. Eğer atomu derinlemesine incelersek hayretimiz daha da artar ve mükemmelliğe daha da çok tanık oluruz.</p>
<p>Şunu da ekleyelim ki Big Bang’ten sonra atom parçacıklarının ortaya çıkışı da çok ince şekilde planlanmıştır. Patlamanın her anındaki sıcaklık, atom parçacıklarının sayısı, her an devreye giren kuvvetler, bu kuvvetlerin şiddeti çok hassas değerlerle tasarlanmıştır. Bu değerlerin birinin bile sağlanamaması durumunda ne madde, ne atom, ne Evren var olurdu;ne de biz varolabilirdik. Tüm bu bahsettiğimiz değerlerdeki en ufacık değişim varlık, düzen, galaksiler ve atom yerine kaosu ve yokluğu getirecektir. Bir patlamanın karmaşa ve kaos oluşturması beklenirken Allah bu patlamayı öyle bir ayarlamıştır ki, bu patlamayla tüm fizik kuralları, mükemmel bir düzen, galaksiler, atomlar 					 oluşturmuştur.</p>
<p>Evren’in yaratılışında saniyelerden ufak birimlerin bile çok önemli etkileri olmuştur. Steven Weinberg meşhur &#8220;İlk Üç Dakika&#8221; kitabının yazarıdır ve Evren’deki ilk dakikalardaki kritik yaratılışlara onun şu sözleri de delildir: &#8220;Evren’de ilk birkaç dakikada gerçekten de eşit sayıda parçacık ve karşıt parçacık oluşmuş olsaydı, sıcaklık bir milyar derecenin altına düştüğünde, bunların tümü yok olur ve ışınım dışında hiçbir şey kalmazdı. Bu olasılığa karşı çok iyi bir kanıt vardır: Var olmamız. Parçacık ve karşı parçacıkların yok olmasının ardından şimdiki Evren’in maddesini sağlamak üzere geriye bir şeylerin kalabilmesi için, pozitronlardan biraz daha çok elektron, anti protonlardan biraz daha çok proton ve anti nötronlardan biraz daha çok nötron var olmalıydı.&#8221;</p>
<p>Büyük Patlama sonrasında meydana gelen her parçacık belli hızda, belli ısıda, belli zamanda oluşmalıdır. Tüm veriler çok açık bir şekilde bu patlamanın özel bir tasarımla yapıldığını, patlama sonrası her oluşumun büyük bir kudretle, büyük bir planla, büyük bir sanatla gerçekleştirildiğini göstermektedir. Atomun yapısına kısaca değindiğimiz gibi, Büyük Patlama sonrasında atom parçacıklarının oluşumuna da kısaca değindik. Bu konu derinlemesine incelendiğinde yaratılışın mükemmel planlanmışlığına hayranlık kat ve kat artacaktır. Atomun mevcut muhteşemliği, atomun parçacıklarının ince planla ortaya çıkışının dışında, bu parçacıkların nasıl olup da atoma dönüştüğü de üzerinde çok düşünülmesi gereken ayrı bir olağanüstülüktür.   1080 tane parçacık birbirini iten ve çeken yüklerle, ince dengelerle, büyük kuvvetlerle örülü atomlara dönüştürülmese, ne “ben” dediğimiz varlık, ne okuduğumuz bu kitap, ne üzerinde var olduğumuz bu Dünya var olabilirdi.</p>
<p>Görüldüğü gibi teleskopla Evren’in derinliklerine çıkmak da, elektron mikroskobuyla maddenin derinliklerine inmek de hep aynı şeyleri göstermektedir: Allah’ın sanatının muhteşemliğini, Allah’ın kudretinin sınırsızlığını, Allah’ın ilminin mükemmelliğini, Allah’ın planlarının eşsizliğini&#8230;</p>
<blockquote><p>Evren’in(göklerin), yerin ve bunlarda bulunanların mülkü Allah’ındır. O’nun her şeye gücü yeter.<a href="http://quran.com/5/120">(5:120)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/atom-ve-atomun-parcaciklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EVRENDEKİ MÜKEMMEL YÖRÜNGELER</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/evrendeki-mukemmel-yorungeler/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/evrendeki-mukemmel-yorungeler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 13:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Galaksiler]]></category>
		<category><![CDATA[Gezegenler]]></category>
		<category><![CDATA[Hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Resimler]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış]]></category>
		<category><![CDATA[Yörüngeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/evrendeki-mukemmel-yorungeler/</guid>
		<description><![CDATA[Özenle oluşturulmuş yollara(yörüngelere) sahip Evren’e (Göğe) andolsun. (51:7) Ayette özenle oluşturulmuş yollar diye çevirdiğimiz ifadenin Arapçası &#8220;zatul hubuk&#8221;tur. Bu kelimenin kökleri sağlamlığı, sanat eseri olacak şekilde güzelce oluşturulmayı belirtir. İlk insan topluluklarından günümüze yıldızların büyüleyici parlaklığı, gökyüzünün eşsiz tablosu insanların ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Özenle oluşturulmuş yollara(yörüngelere) sahip Evren’e (Göğe) andolsun. <a href="http://quran.com/51/7">(51:7)</a></p></blockquote>
<p>Ayette özenle oluşturulmuş yollar diye çevirdiğimiz ifadenin Arapçası &#8220;zatul hubuk&#8221;tur. Bu kelimenin kökleri sağlamlığı, sanat eseri olacak şekilde güzelce oluşturulmayı belirtir.</p>
<p>İlk insan topluluklarından günümüze yıldızların büyüleyici parlaklığı, gökyüzünün eşsiz tablosu insanların dikkatini çekmiş, bu mükemmel görüntü insanları derinden etkilemiştir. Tarihteki birçok şiir, birçok yazı, gökyüzünün insan benliğinde oluşturduğu olağanüstü güzellik hissinin delilidir. Güneş’in hergün doğup batması, Ay’ın şekil değiştirmesine karşılık gökyüzündeki yıldızlar, değişmeyen Evren izlenimini güçlü bir şekilde vermektedir. Çıplak gözle Evren’in yörüngelerle dolu olduğunu anlamak mümkün değildir. Geceleyin gökyüzüne baktığımızda dakikada binlerce kilometre hızla hareket eden yıldızlar bile bize hiç hareket etmiyorlarmış gibi gözükür. Evren’de bilinen tüm yıldızların, tüm cisimlerin hareket ettiği, ayetin ifade ettiği şekilde Evren’in yörüngelerle dolu olduğu teleskobun bulunması ve bilimin gelişmeleri sayesinde anlaşılmıştır.</p>
<p>Evren’de 100 milyarın üzerinde galaksi olduğu bilinmektedir. Her galakside 100 milyondan fazla Güneş’imiz gibi yıldız bulunmaktadır. Bu yıldızların kimisi Güneş’imizden çok daha büyük, kimisi ise daha küçüktür. Güneşimiz orta boy bir yıldızdır. Bu yıldızların Dünya’mız gibi birçok gezegeni, bu gezegenlerin ise Ay gibi birçok uydusu vardır. Tüm bunlar tek bir noktanın ayrılmasıyla oluşmuşlardır. Tek noktadan ayrılan tüm bu yıldızların, gezegenlerin, uyduların ise kendilerine özel yörüngeleri vardır. Allah, gücünün, kudretinin sonsuzluğunu tüm bu oluşumlarda göstermektedir. Allah, her şeyi çok basit bir noktadan başlatarak, becerinin noktada değil kendisinde olduğunu gösterirken, bu noktadan olağanüstü yüksek sayıdaki gök cismini yörüngeleriyle yaratarak, kudretinin sonsuzluğunu ve yaratmada her şeyin kendisine kolay olduğunu, kendisi için zorluk diye bir kavramın olmadığını göstermektedir. Tüm bu gök cisimlerinin her biri kendi yörüngesinde hareket etmektedir ve Evren’in her saniyedeki durumu bir önceki saniyeden farklıdır. Uzay’ın genişlemesiyle ortaya çıkan bu farklılık, aynı zamanda her yıldızın, her gezegenin, her uydunun kendine özgü yörüngede hareketiyle oluşmaktadır. Evren’in her anı birbirinden farklı bir andır, her yıldızın her anı birbirinden farklı bir andır, her gezegenin, her uydununki de&#8230;</p>
<h3 style="text-align: center;">HAREKET DELİLİ</h3>
<p>Kainatta var olan hareket, tarih boyunca birçok düşünürün dikkatini çekmiştir. Platon hareketin kaynağının bilinçli bir Yaratıcı olduğunu söylemiş, Evren’i yöneten bilgi ve iyilik sahibi Yaratıcının varlığıyla Evren’i izah etmiştir. Aristo’nun hareketten yola çıkarak Allah’ın varlığını ispatı ise Platon’un izahına göre daha ön planda olmuştur. Aristo tüm hareketin en son noktada hareket etmeyen bir hareket ettiriciye dayanması gerektiğini söylemiş, ezeli olan Yaratıcıyı ilk hareket ettirici noktasından delillendirmiştir. İslam aleminden Farabi de ilk hareket ettiricinin tüm varlığın kaynağı olduğunu, kendisi değişmeden, değişimleri meydana getirdiğini açıklamıştır. İslam aleminin felsefi-dini cemaati İhvanı Safa(Temiz kardeşler) 10. yüzyılda yaşamış ve ansiklopedi kapsamında eserler vermişlerdir. Bu eserlerinde İhvanı Safa da Evren’deki hareketin altını çizerler ve alemin yokluktan varlığa çıkışından, alemin düzeni ve devamına kadar hep hareketin gözlendiğini, bunun da hareketin başlatıcısı ve sürdürücüsü Allah’ın varlığına delil olduğunu söylerler. Hıristiyan aleminden Thomas Aquinas gibi birçok düşünür de Evren’de var olan hareketleri Allah’ın varlığının bir delili olarak görmektedirler.</p>
<p>Hareket delili açısından bakıldığında, Evren’de var olan hareketin sadece Güneş sistemimizde veya üç-beş yıldızda değil tüm Evren’de var olduğunun keşfi, hareketi yaratan Allah’ın kudretinin sınırsızlığının anlaşılması açısından da çok önemli bir bilgidir. Ayetin mucizevi bir şekilde Evren’deki yörüngelere dikkat çekmesi bu açıdan çok anlamlıdır. Tüm galaksiler galaksi olarak hareket ederken, bu galaksilerin yıldızları kendi yolunda giderken, gezegenler elips yörüngelerinde yıldızların çevresinde, uydular da gezegenlerin etrafında hareket ederler. Eğer hareket maddeye içkin bir şekilde yaratılmasa ne koltuğumuzda oturup kahvemizi içerken televizyon seyredebilirdik, ne kahve, ne televizyon, ne Güneş’imiz, ne Dünya’mız, ne de biz var olabilirdik. Tüm bu oluşumlar hareketin gerçekleşebileceği Evren’in ve harekete uygun bir şekilde maddenin yaratılıp maddeye hareket kabiliyeti verilmesiyledir. Yıldızların yörüngelerinde hareketi, gezegenlerin yıldızlar çevresinde hareketlerinin var olması; bizim mümkün olmamızı ve televizyon karşısında içtiğimiz kahvenin mümkün olmasını sağlamıştır. Sayısız sonuçların oluşmasını mümkün kılan hareketin var olması ve Evren’in en makro birimleri olan galaksilerden en mikro birimleri atomlara kadar özenli, düzenli, mükemmel hareketlerin gözlemlenmesi, Evren’in sahibi Allah’ın kudretini anlamak isteyenlere haykırmaktadır. Bu haykırışı duymayanlar elbette olacaktır. Evren’deki yörüngelere dikkat çeken Zariyat Suresi’nin 7. ayetinin arkasından inkârcıların çelişkili sözlerine ve gerçeğe sırtlarını dönmelerine dikkat çeken 8. ve 9. ayetleri şöyledir:</p>
<blockquote><p>Siz gerçekten çelişkili sözler içindesiniz. <a href="http://quran.com/51/8">(51:8)</a><br />
O’ndan çevrilen, çevrilir. <a href="http://quran.com/51/9">(51:9)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/evrendeki-mukemmel-yorungeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KARADELİKLER: BÜYÜK BİR YEMİN</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/karadelikler-buyuk-bir-yemin/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/karadelikler-buyuk-bir-yemin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 09:32:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[Hawking @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Karadelik]]></category>
		<category><![CDATA[Karadelikler]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldızlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/karadelikler-buyuk-bir-yemin/</guid>
		<description><![CDATA[Hayır, yıldızların düştükleri yere (mevkilerine) yemin ederim. (56:75) Eğer bilirseniz, gerçekten bu büyük bir yemindir.(56:76) 75. ayette yıldızların düştükleri yerler diye tercüme ettiğimiz &#8220;düştükleri yeri&#8221; deyimi, Arapça’da &#8220;mevki&#8221; kelimesiyle ifade edilmektedir. Aynı kelime 18. Kehf Suresi 53. ayette de geçer ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Hayır, yıldızların düştükleri yere (mevkilerine) yemin ederim. <a href="http://quran.com/56/75">(56:75)</a><br />
Eğer bilirseniz, gerçekten bu büyük bir yemindir.<a href="http://quran.com/56/76">(56:76)</a></p>
<p>75. ayette yıldızların düştükleri yerler diye tercüme ettiğimiz &#8220;düştükleri yeri&#8221; deyimi, Arapça’da &#8220;mevki&#8221; kelimesiyle ifade edilmektedir. Aynı kelime 18. Kehf Suresi 53. ayette de geçer ve orada da suçluların cehenneme düşmesindeki &#8220;düşmeyi&#8221; ifade etmek için kullanılır. Bu kelimenin kökü Arapça &#8220;Vakaa&#8221;dır ve Kuran’da düşmek, vaki olmak, gerçekleşmek anlamlarında kullanılır.</p>
<p>Yıldızlar bünyelerinde hidrojen bombaları patlatarak yaşar. Bu patlamalarda bir kısım madde enerjiye dönüşür ve çok büyük bir sıcaklık açığa çıkar. İki milyon kilo kömürü yakarak elde edeceğiniz enerjinin tamamını sadece bir gram maddeyi enerjiye dönüştürerek elde edebilirsiniz. Örneğin orta boy bir yıldız olan Güneş’imizde her saniye dört milyar kilo madde enerjiye dönüşür. Yani bir saniye gibi ufak bir zaman diliminde sekiz milyon kere trilyon ton kömüre eşdeğer sıcaklık ortaya çıkar. Bir yıldız bütün maddesinin az bir kısmını yakıt olarak kullanır ve bu yakıt bitince yıldızlar da ölür. Allah’ın canlılar için takdir ettiği doğum ve ölüm yıldızlar için de takdir edilmiştir. Her yıldızın muhakkak bir sonu vardır, Evren’in bir yanında yıldızlar doğarken, diğer tarafta ölen yıldızlar adeta &#8220;Biz ölür gideriz, ama bizim Yaratıcımız her zaman vardır, onun yaratışı hep devam etmektedir.&#8221; demektedirler.</p>
<h3 style="text-align: center">YILDIZLARIN DÜŞÜŞÜ VE BÜYÜK YEMİN</h3>
<p>Kuran’da birçok varlığın, olayın üzerine yemin edilerek bunlar vurgulanır. Yıldızların düştükleri yerlere de böyle dikkat çekilmekle beraber, ilgili ayetlerde özel bir durum da oluşmuştur. Yıldızların düştükleri yerlere yemin edildikten bir ayet sonra bu yeminin büyük bir yemin olduğunun söylenmesiyle özel durum oluşur. Çünkü Kuran’da bu tarzda birçok yemin olmasına rağmen bir tek burada bu yeminin büyüklüğüne dikkat çekilmiştir. Birazdan yakıtını tüketen yıldızların ölümünde ortaya çıkan müthiş sayısal değerleri göreceğiz. Evren’in en büyük sayısal değerlerinden bir kısmının yıldızların ölümünde ortaya çıkması ayette &#8220;Eğer bilirseniz, bu gerçekten büyük bir yemindir.&#8221; denmesinin ne kadar anlamlı ve yerinde olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Fizikle uğraşan herkes Evrendeki en ilginç olaylardan birinin karadelikler olduğunu bilir. Büyük yıldızlar (Güneşimizin 3 katından daha büyükler) ömürlerini bir karadelik olarak tamamlarlar. Enerjilerini tüketen bu yıldızlar şiddetli bir şekilde büzüşür. Çok küçük bir hacme bürünen dev yıldız müthiş bir yoğunluğa ve çekim gücüne sahiptir. Bu çekim gücü o kadar şiddetlidir ki saniyede 300 bin kilometre hızla hareket eden ışık bile bu çekim gücünden kurtulamaz ve karadelikler yakınlarından geçen ışığı bile yutar. Bu çekim gücü bir yıldızın kendi üstüne düşmesi (büzüşmesi) sonucu oluşur; fakat daha sonra birçok gezegen, birçok yıldız da bu şiddetli çekim alanına düşer. Yani karadelikler kendi dışındaki yıldızların da “düşme alanı”, sonu olmaktadır. Teleskopla görülemeyen karadeliklerin varlığı, çevredeki yıldızların maddesini anafor gibi kendi içlerine çekip X ışınları yaymalarından, civarlarındaki her ışını, yıldızı yutmalarından anlaşılabilir. Stephen Hawking’in en meşhur çalışmaları da karadelikler üzerine olanlardır. Stephen Hawking, Hawking Radyasyonu’nu bularak bir karadeliğin hem radyasyon yaymasının, hem de fiziğin enerji yasalarına uymasının mümkün olacağını keşfederek fizik bilimine büyük katkılarda bulunmuştur. Her ne kadar Hawking, 2004 yılında, kara delikler hakkındaki görüşlerinde önemli düzeltmeler yapmışsa da, kara delikler konusundaki katkıları yine de çok önemlidir.</p>
<p>Yıldızların kendi içlerine çökmesiyle oluşan ve daha sonra diğer yıldızları da çekimleriyle içlerine düşüren müthiş çekim kuvvetine sahip karadelikler Vakıa Suresi’nin 75. ve 76. ayetleriyle tam bir uygunluk göstermektedirler. Kuran’ın indiği dönemde yıldızların sonu, yıldızların son bulup karadeliğe dönüşmeleri ve Evren’in fiziği açısından bunun önemi elbette ki bilinmiyordu. Yıldızların son bulurken karadeliğe dönüşmeleri de, tüm geçirdikleri aşamaları da çok enteresandır. </p>
<p>Yakıtlarını tüketen yıldızlar birden bire ölmezler, yıldızlar önce büyümeye, şişip kabarmaya başlar. Önceleri 15 milyon derece olan sıcaklık yükselerek 100 milyon dereceye varır. Yıldız kırmızı dev veya süper dev olur. Bir süper devin kapladığı alan o kadar büyüktür ki 60 milyon taneden fazla Güneşi içine rahatlıkla alabilir.(Tüm bu sayıların büyüklüğü karadeliğin çekiminin büyüklüğü gibi Vakıa Suresi 76. ayette işaret edilen büyüklüğü çağrıştırmaktadır.)</p>
<p>Koca kırmızı devlerin bazıları sıkışır ve bir cüce olur çıkar. Bu aşamadaki yıldız, beyaz cüce olur ve insan hacmindeki bir parçasının ağırlığı 10 milyon kiloya gelmektedir. Daha büyük yıldızlar ise nötron yıldızlarına (pulsarlara) dönüşürler. Nötron yıldızlarında madde çok daha yoğundur, burada bir çay kaşığı madde bir milyar ton gelmektedir. Evren’deki tüm bu müthiş gelişmeler her an yaşanırken, biz Dünya’mızda ne müthiş patlamalardan, ne olağanüstü çekimlerden, ne de yüksek ısılı kaynamalardan zarar görmeden yemek yeriz, uyuruz, spor yaparız, koşarız, sohbet ederiz&#8230; Kısacası yaşamaktayız, daha doğrusu yaşatılmaktayız. Çok mükemmel bir şekilde ve çok ince hesaplarla&#8230;
</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/karadelikler-buyuk-bir-yemin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

