<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kur'an: Hiç Tükenmeyen Mucize &#187; Bitkiler ve Hayvanlar</title>
	<atom:link href="http://www.mucizeler.com/category/bitkiler-ve-hayvanlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mucizeler.com</link>
	<description>Kur'an Mucizeleri</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Mar 2012 23:56:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>KUŞLAR ARASI MUHABBETLER</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/10/kuslar-arasi-muhabbetler/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/10/kuslar-arasi-muhabbetler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Oct 2011 05:16:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bitkiler ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Davut]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Kuşların İletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Neml @tr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/kuslar-arasi-muhabbetler/</guid>
		<description><![CDATA[Süleyman Davud’a mirasçı oldu ve dedi ki: Ey insanlar bize kuşların dili öğretildi&#8230;(27:16) Alıntıladığımız ayette, bir Peygamber olan Hz. Süleyman’a, Allah’ın verdiği üstün özellikler sayılırken O’na kuşların dilinin öğretildiği de söylenmektedir. Böylece Kuran, kuşların birbirleriyle iletişim kurduklarına, kuşların çıkardıkları seslerin(veya ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Süleyman Davud’a mirasçı oldu ve dedi ki: Ey insanlar bize kuşların dili öğretildi&#8230;<a href="http://quran.com/27/16">(27:16)</a></p></blockquote>
<p>Alıntıladığımız ayette, bir Peygamber olan Hz. Süleyman’a, Allah’ın verdiği üstün özellikler sayılırken O’na kuşların dilinin öğretildiği de söylenmektedir. Böylece Kuran, kuşların birbirleriyle iletişim kurduklarına, kuşların çıkardıkları seslerin(veya vücut dillerinin) rastgele olmadığına dikkatlerimizi çekmektedir. Buradan hareketle hayvanların da insanlar gibi iletişim kurduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu iletişim hiç şüphesiz insanlarınki kadar gelişmiş değildir, fakat hayvanlar arasında iletişimin olmadığını söylemek büyük bir yanılgıdır.</p>
<p>Zoologların yaptıkları araştırmalar, hayvanların çıkardıkları seslerin rastgele olduğunu, hayvanların kendi aralarında bir iletişime sahip olmadığını söyleyenlerin yanıldıklarını ortaya koymuştur. Kuşlar, karıncalar, yunuslar ve daha birçok havyan türü üzerinde yapılan araştırmalar, bu hayvanların kendi türleri arasındaki konuşmalarını, iletişimlerini ortaya koymuştur.</p>
<h3 style="text-align: center">KUŞ SESLERİNDEKİ ANLAM</h3>
<p>Kuran, hayvanların konuşma dili olduğuna kuşlardan örnek verdiği için biz de kuşlar üzerine yapılan araştırmaları inceleyelim. Brezilyalı ve Amerikalı bilim adamları &#8220;Sinekkuşu&#8221; (Dünya’nın en küçük kuş türlerinden biri) üzerinde araştırmalar yaptılar ve bu konudaki makalelerini İngiliz dergisi &#8220;Nature(Doğa)&#8221;da yayınladılar. Makale yazarı Maria Luisa Da Silva sinekkuşunun kelime hazinesinin sonradan oluştuğunu söylemektedir. Yani bu iddiaya göre sinekkuşu insanlar gibi sonradan öğrenerek konuşmaktadır.</p>
<p>Kargalar üzerinde yapılan araştırmalar, kargaların alarm için ayrı, toplantı için ayrı, endişeli haller için ayrı sesler çıkardıklarını ortaya koymuştur. Kargaların sesini sonogram  grafikleri haline getiren bilim adamları kargaların konuşmasını daha detaylı bir şekilde çözme çabasındadırlar.</p>
<p>Hayvanların konuşmaları üzerine sonogramlar çıkararak araştırmalar yapan Bernd Heinrich bu çalışmaların zorluğunu şöyle anlatmaktadır: &#8220;Bizim araştırmamız, başka bir gezegenden gelip de insanların konuşmalarını sonogramlar aracılığıyla çözmeye çalışan, insanın yemek, oyun, aşk, balıkçılık gibi faaliyetleriyle ilgili kelimelerini sonograma çeviren uzaylılarınki gibidir. Bizim çabamız kendimizi başka gezegenden gelen canlılar yerine koymak ve diğer akıllı varlıklarla iletişimi sağlamaktır.&#8221; Kuzgunlar üzerine araştırmalar yapan Bernd Heinrich hayvanların konuşmalarını çözmenin güçlüğünü ve ilginçliğini böyle ortaya koymaktadır.</p>
<p>Değişik kuş türlerinin arasındaki iletişim farklı olduğu için, her kuş türünün çıkardığı sesleri ayrı olarak ele almak gerekmektedir ki, bu cidden çok zor bir uğraştır. İnsanların &#8220;evet&#8221; demek için baş ile, &#8220;buraya gel&#8221; demek için elle yaptıkları vücut dili konuşmaları vardır. Kuşların türleri arasında sesler çıkararak iletişimleri farklı olmakla beraber, genelde tüm kuş türlerinin ortak bir vücut dili de vardır. Kuşların çıkardıkları sesleri çözmenin zorluğuna karşın, kuşların birçok türünde ortak olan vücut dilini çözmemiz daha kolaydır. Örneğin dilini gagasına karşı gelecek şekilde tıklatan kuş &#8220;Ben arkadaşım, zarar vermem&#8221; demektedir. Fakat gagasını tıklatan kuş, bir yeri koruduğunun, kendini tehdit altında hissettiğinin mesajını vermektedir. Bu konuda geniş araştırmalar sonucunda elde edilen tespitleri açıklayan Theresa Jordan yukarıda saydığımız örneklerle beraber uzun bir liste vermekte ve kuşların sırf vücut dilinin bile bir minik sözlük hacminde olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Kuşların dili kadar, fizyolojik yapıları, binlerce kilometre mesafeyi hiç kaybolmadan bulmaları ve her türün kendine has yaratılış özellikleri de muhteşemdir. Kuşların yaratılışını inceleyenler Allah’ın mükemmel sanatını bu canlıda da keşfedeceklerdir.</p>
<blockquote><p>Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı, kanatlarıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi toplumlardır. Bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra onlar Efendilerinin huzurunda toplanacaklar. <a href="http://quran.com/6/38">(6:38)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/10/kuslar-arasi-muhabbetler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YUVAYI DİŞİ ARI YAPAR</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/05/yuvayi-disi-ari-yapar/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/05/yuvayi-disi-ari-yapar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 May 2011 09:39:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bitkiler ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Arılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kovan]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Petek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/05/yuvayi-disi-ari-yapar/</guid>
		<description><![CDATA[Efendin dişi bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda, insanların kurdukları kovanlarda evler edin.(16:68) Kuran, arının yaptıklarını anlatırken, fiilin dişi formunu kullanmaktadır. Arapça’da fiiller dişiye ve erkeğe göre farklı çekilirler (Başka birçok dünya dilinde de bu böyledir). Arının yaptıkları anlatılırken fiilin dişi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Efendin dişi bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda, insanların kurdukları kovanlarda evler edin.<a href="http://quran.com/16/68">(16:68)</a></p></blockquote>
<p>Kuran, arının yaptıklarını anlatırken, fiilin dişi formunu kullanmaktadır. Arapça’da fiiller dişiye ve erkeğe göre farklı çekilirler (Başka birçok dünya dilinde de bu böyledir). Arının yaptıkları anlatılırken fiilin dişi formunun kullanılması Kuran’ın saydığı eylemleri dişi bal arısının yaptığını göstermektedir. Bu yüzden ayeti &#8220;dişi bal arısı&#8221; diye çevirmek daha doğrudur. Dişi bal arısının yaptıkları Kuran’da şöyle tarif edilmektedir: (Arapça’da arının erkeği ve dişisi aynı şekilde yazılır, bu kelimenin ayrıca dişisi yoktur.)</p>
<blockquote><p>Evini (kovanını) inşa etmesi <a href="http://quran.com/16/68">(16:68)</a><br />
Bal özünü toplamak için doğadaki faaliyeti <a href="http://quran.com/16/69">(16:69)</a><br />
Bal yapması (Bir sonraki bölümde inceledik)<a href="http://quran.com/16/69">(16:69)</a></p></blockquote>
<p>Kuran’ın saydığı bu üç faaliyeti de dişi arı olan işçi arılar gerçekleştirmektedir. Bu yüzden Kuran’da arıdan sonra gelen fiile dişilik takısı eklenmiştir. Kuran’ın saydığı bu faaliyetler ile erkek arıların hiçbir ilişkisi yoktur. Dişi olan işçi arılardan daha iri yapılı ve kocaman gözlü olan erkek arıların tek görevi genç ana arıyı döllemektir. Yaz sonunda bu görevini yerine getiren erkek arılar dişi arılar tarafından kovandan atılır ve dişi arıların bakımıyla yaşamaya alışkın oldukları için çok geçmeden açlıktan ölür.</p>
<p>Kuran’ın indiği dönemde insanların kovan içindeki iş bölümünün detaylarından, işçi arıların dişi olduğundan, kovanı inşa etmenin, bal yapmanın, bal yapmak için meyvaların özünü toplamanın dişi-işçi arıların görevi olduğundan haberleri yoktu. Bu yüzden Kuran’ın dişi arının görevlerini sayarken fiili dişiye göre çekmesi ve erkek arıları bu görevlerden dışlaması mucizevi bir ifadedir.</p>
<p style="text-align: center"><strong>ARI BİR MATEMATİK PROFESÖRÜ MÜDÜR?</strong></p>
<p>Kuran’da dikkat çekilen dişi bal arısının yaptıklarını iyice incelediğimizde arının kabiliyetlerine şaşmamak elde değildir. Arının yaşayacağı evini (kovanını) oluşturması, bu evin içindeki petekleri inşa etmesi matematiksel bir deha gerektirmektedir.</p>
<p>Bal arıları milyonlarca yıldır peteklerini altıgen yapmaktadır (On milyonlarca yıl öncesine ait arı fosillerinden bu anlaşılmaktadır). Acaba neden bu şekil dikdörtgen, beşgen, sekizgen değil de altıgendir? Bunu araştıran matematikçiler birim alanın tamamen kullanılması ve en az malzemeyle petek yapılabilmesi için en ideal şeklin altıgen olduğunu ortaya koydular. Petekler üçgen ya da dörtgen olsaydı, boşluksuz kullanılabilecekti. Fakat altıgen hücreler için kullanılan malzeme üçgen ya da dörtgen için kullanılan malzemeden daha azdır. Diğer birçok geometrik şekilde ise kullanılmayan bölgeler ortaya çıkacaktı. Sonuç olarak altıgen hücre, en çok miktarda bal depolarken, yapılması için en az balmumu gereken şekildir.</p>
<p>Dişi (işçi) arıların bu çalışmalarında en çok ilgi çeken durumlardan biri onbinlerce işçi arının her birinin, birer tuğlacığını bıraktığı bu yapının, geometrik ölçülere bütünüyle uyabilmesidir. Matematikçiler verilen belirli miktardaki balmumuyla yumurtadan çıkacak kurtçukları içine alabilecek daha geniş bir yer yapılamayacağını ispatlamışlardır. Böylece işçi arılar belirli miktardaki gereçle, gereken büyüklükteki bir yapının en ekonomik biçimde nasıl yapılabileceğini göstermektedirler.</p>
<p>Antoine Ferchault adındaki bir Fransız böcek bilgini, bunu &#8220;Arılar problemi&#8221; diye tanınan bir geometri problemi olarak ortaya koymuştur. Bu problem şudur: &#8220;Tabanı birbirlerine göre eğimi aynı olan üç çeşit eşkenar dörtgen ile kapanmış düzgün altıgen bir dik prizma verilsin. Bu prizmanın toplam yüzey alanının en küçük değerde olması için eşkenar dörtgenler arasındaki açılar ne olmalıdır?&#8221; Biri Alman, biri İsviçreli, biri de İngiliz olan üç tanınmış matematikçi bu problemin çözümüyle uğraştılar ve şu sonuca vardılar: 70° 32’ (70 derece ve 32 dakika). Gerçekten de bu, dişi bal arılarının yaptığı petek gözeneklerinin açısının tamı tamına aynısıdır.</p>
<p>İşçi arılarımız peteğin yapımına birkaç farklı noktadan başlarlar. İş ilerledikçe peteğin gözenekleri orta yerde birleşir. Bu durumda kaynaşma noktasındaki peteklerin açıları yine kusursuzdur. Bu işçi arıların peteğin yapımına rastgele koyulmadıklarını, başlangıç ve bitiş noktaları arasındaki uzaklıkları, arkadaşları olan diğer işçi arılarının pozisyonlarını önceden çok ince bir şekilde hesapladıklarını ortaya koyar. En usta matematikçiler bile arının hesabının kusursuzluğunu 70° 32’ (70 derece ve 32 dakika)’yı hesaplayarak ortaya koymaktadırlar. Fakat bu matematik profesörlerine elinize bir cetvel alın, bu açıları tam tutturarak bir altıgen çizin desek, hele hele bu hesapları yapan üç profesöre üçünüz ayrı yerden başlayarak altıgenler çizin, ortadaki altıgenler de tam düzgün, kusursuz olsun desek hiç şüphesiz bu kadar ince bir çizimi beceremezlerdi. Görülüyor ki arı, hem büyük bir teorisyendir, hem de müthiş bir pratisyendir. Teoride hesaplanması çok zor olanı hesaplamış, pratikte ise bizim el ve gözlerimizle tayin edemeyeceğimiz hassaslıktaki ölçüleri tutturmuştur. (Kuran’ın matematiksel mucizelerinden bahsedeceğimiz kitabımızın ikinci kısmının, KUM15 bölümünde &#8220;arı&#8221;dan bahseden sure ve ayetlerdeki matematiksel kodu, arının kromozom sayısına işaretleri inceleyeceğiz. Arının yaratılışında arıya matematikçi özellikleri veren Allah, arıdan bahsettiği sure ve ayetlerde de matematiksel mucizeler oluşturmuştur.)</p>
<p>Altı hafta yaşayabilen arılar tüm bu hesapları ve uygulamaları nasıl gerçekleştirmektedir? Arıların bu yaptıklarını &#8220;içgüdü&#8221; diye niteleyip, tüm bu harikalıkları tesadüfen oluşmuş gibi göstermek Yusuf suresinin 40. ayetinin işaret ettiği gibi isimlendirmelerin arkasına sığınmaktır. İçgüdü kelimesi, sadece bir isimlendirmeden ibaret olup aslında hiçbir açıklama ortaya koymayan bir terimdir. Kuran arıya vahyedildiğini söyleyerek, arının tüm bu yaptıklarının, Allah’ın proglamlaması ve düzenlemesinin sonucunda olduğu ortaya koymaktadır. altı haftada en zeki canlı olan insan &#8220;1,2,3&#8243; diyerek, üçe kadar saymayı bile beceremez&#8230; Arının tüm bu yaptıklarının ne arı tarafından öğrenildiğini, ne de tesadüfen oluştuğunu söylemek mümkündür. Açıkça bellidir ki arıyı Yaratan, arıyı bütün özellikleriyle beraber yaratmış, tüm bu matematiksel problemleri halletmiş ve arıya en mükemmel uygulamaları yaptırmıştır. Yine bu Yaratıcı, arıya kendi ihtiyaçlarından fazla bal yaptırtarak, insanlara nimetlerini göstermektedir.</p>
<blockquote><p>Görmezler mi ki kudretimizle nice hayvanları yarattık da onlara sahip olmaktadırlar.<a href="http://quran.com/36/71">(36:71)</a><br />
Onları kendilerine boyun eğdirdik. Bir kısmına binmekte, bir kısmını yemektedirler.<a href="http://quran.com/36/72">(36:72)</a><br />
Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Hala şükretmiyorlar mı?<a href="http://quran.com/36/73">(36:73)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/05/yuvayi-disi-ari-yapar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SÜTÜN OLUŞUMU</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/sutun-olusumu/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/sutun-olusumu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 07:15:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bitkiler ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Laktoz]]></category>
		<category><![CDATA[Süt]]></category>
		<category><![CDATA[Sütün Oluşumu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/sutun-olusumu/</guid>
		<description><![CDATA[Elbette hayvanlarda da sizin için ibretler vardır. Size onların karınlarında sindirilmiş gıdalar ile kanın arasından, halis, boğazınızdan kolaylıkla kayan bir süt içirmekteyiz. (16:66) Keçinin, koyunun, ineğin ot yediğine hepimiz tanık oluruz. Çoğu zaman süt içerken, bu sütten imal edilen tereyağını, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Elbette hayvanlarda da sizin için ibretler vardır. Size onların karınlarında sindirilmiş gıdalar ile kanın arasından, halis, boğazınızdan kolaylıkla kayan bir süt içirmekteyiz. <a href="http://quran.com/16/66">(16:66)</a></p></blockquote>
<p>Keçinin, koyunun, ineğin ot yediğine hepimiz tanık oluruz. Çoğu zaman süt içerken, bu sütten imal edilen tereyağını, yoğurdu, peyniri tüketirken koyunun yediği otla bu nimetler arasında hiç bağlantı kurmayız. Oysa Allah bu hayvanlara otu yedirtmekte ve vücutlarında bu otu değişime uğratarak, beslenmenin en temel gıdalarından olan sütü yaratmaktadır.</p>
<p>Yukarıda incelediğimiz ayet mucizevi bir ifadeyle hayvanın vücudunda sütün, sindirilmiş gıdalardan ve kandan ayrışarak oluştuğuna işaret etmektedir. William Harvey Peygamberimiz’in vefatından 1000 yıl kadar sonra kan dolaşımını keşfetti. Peygamberimiz’in yaşadığı dönemde kanın, sindirilmiş gıdalardan ayrışmış besinleri meme salgı bezlerine taşıdığı, meme salgı bezlerinin ise kendilerine ulaşan bu ham maddeleri işleyerek süt ürettiği bilinmemekteydi.</p>
<p>En başta ot olarak alınan ham madde, vücutta sindirilmiş gıda ve kan olmakta, daha sonra ise meme bezleri Dünya’nın en mükemmel, rafine edilmiş, lezzetli ürününü bunlardan oluşturmaktadır. Kuran böylelikle hem kendi döneminde bilinmeyen gerçeklere parmak basmış, hem de insanların gözlerinin önüne bir ibret tablosunu sermiştir.</p>
<p>Kan, diğer organlara olduğu gibi, sütün üreticisi olan meme salgı bezlerine de sindirilmiş gıdalardan oluşan maddeleri toplar ve taşır. Bu sürecin oluşumu, kanın ince bağırsak muhtevası ile bağırsak duvarı düzeyinde bir araya gelmesi sayesinde olur. Bağırsakta, sindirilmiş gıdaların gerekli kısımları emilmekte ve buradan sonra bu gıdalar yollarına kanla devam etmektedir. Bu bilgiler biyoloji, kimya ve sindirim fizyolojisindeki gelişmelerle elde edilmiştir. Peygamberimiz’in yaşadığı 600’lü yıllarda bu bilgiler bilinmemektedir.</p>
<h3 style="text-align: center">SÜT: EN KOLAY VE EN BESLEYİCİ</h3>
<p>Süt, memeli canlıların dişi bireyleri tarafından, doğumdan sonra yavrularını besleyebilmeleri için üretilir. Balinanın yavrularından insanların bebeklerine kadar bütün yavru memeliler yaşamlarının ilk dönemlerinde annelerinin sütleriyle beslenir. Bebek, çok harika bir besine, hiçbir uğraş vermeden sahip olmaktadır. Yeni doğan herhangi bir yavru için, en faydalı, gelişimine en uygun besin anne sütüdür. Örneğin insanı ele alalım. Yeni doğmuş bir bebeğe, Dünya’da mevcut bütün maddelerden hangisini verirseniz verin, hiçbiri annesinin sütünün yerini tutmaz. Dünya’mızda onbinlerce madde tanımı yapabiliriz. Eğer Evren’de rastgele oluşumlar olsaydı, bilinçli bir yaratılış söz konusu olmasaydı; anne sütünün, mevcut onbinlerce madde arasında en mükemmel, en isabetli seçilmiş besin olması için hiçbir sebep olmazdı. Her memeli canlı için oluşan bu mükemmel düzen, Evren’in Yaratıcısının her şeyi nasıl mükemmel bir planla yarattığının delilidir. Başta sindirilmiş gıda olan, başta kan olan maddeler, annenin memesinde süt olmakta, bu da yeni doğan bebeğe doğar doğmaz Yaratıcısının hazırladığı bir ikram olarak annesinin memesiyle sunulmaktadır. İsterse en basit mantıkla, isterse olasılık hesabıyla bakılsın bir annenin yavrusunu doğduğu anda sütle karşılaması ve bu sütün o yavru için en uygun madde olması, bilinçli bir yaratılış dışında hiçbir şeyle açıklanamaz. Sütü emecek insan yavrusuna anne karnında parmağı emdirilerek süt emme talimi yaptırılır. Böylelikle annesinin memesi süt vermeye hazırken, o da emmeye hazırdır. Sütün memeden fışkırmadan, tam bebeğe uygun bir ahenkle gelmesi de süt emmenin mükemmel yaratılmış bir yönüdür&#8230;</p>
<p>Doğunca annemizden emerek tanıştığımız sütle ilişkimiz tüm hayat boyu devam edecektir. Hayvani ürünler içinde hiçbiri süt kadar vücudumuzun ihtiyaçlarını tümüyle karşılayamamaktadır. Süt; proteiniyle, laktoz adlı süt şekeriyle, kazeiniyle, kalsiyumuyla, fosfor gibi mineralleriyle, yaşamsal öneme sahip vitaminleriyle çok harika bir gıdadır. Süt, aynı zamanda peynir, tereyağı, yoğurt gibi maddelere dönüşerek de insanoğlunun en temel gıdalarından biri olmaktadır. Hatta en temel gıdası olduğu bile söylenebilir&#8230;</p>
<p>Sütün içindeki tüm maddelerin, minerallerin, vitaminlerin vücudumuza sağladığı faydaları yazmak kitabın bu bölümünü aşacak uzunluktadır. Sütün faydalarına dair yayınlar gazetelerden televizyonlara kadar birçok yerde yayınlanmaktadır. Bunlara rastladığımızda Kuran’ın ayetini, Allah’ın kanla, sindirilmiş gıdaların arasından sütü yaratmasını hatırlayalım. Her süt ürünü kullandığımızda da&#8230;</p>
<blockquote><p>Efendinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyorsunuz? <a href="http://quran.com/55/18">(55:18)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/sutun-olusumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TİTREŞEREK, KABARARAK  CANLANAN TOPRAK</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/titreserek-kabararak-canlanan-toprak/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/titreserek-kabararak-canlanan-toprak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 07:14:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bitkiler ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Brown Titremesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[Titreme]]></category>
		<category><![CDATA[Toprak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/titreserek-kabararak-canlanan-toprak/</guid>
		<description><![CDATA[&#8230;Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, ancak üzerine su yağdırdığımız zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten bir şeyler bitirir. (22:5) Su ve hava olmadan yaşanamayacağını ufacık çocuklar bile bilir. Peki, toprak olmadan yaşayamayacağımızın acaba yeterince bilincinde miyiz? Toprak sürekli gelişim ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>&#8230;Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, ancak üzerine su yağdırdığımız zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten bir şeyler bitirir. <a href="http://quran.com/22/5">(22:5)</a></p></blockquote>
<p>Su ve hava olmadan yaşanamayacağını ufacık çocuklar bile bilir. Peki, toprak olmadan yaşayamayacağımızın acaba yeterince bilincinde miyiz? Toprak sürekli gelişim halindedir. Binlerce yıl içerisinde, özellikle suyun etkisiyle, yavaş yavaş aşağıdan yukarıya doğru ana kayanın (Litosfer) tahrip olmasıyla oluşur. Bu süreç en sert kayalarda yılda 0.01 milimetre olduğu için toprağın gelişim hareketi gözümüzden kaçar. (Bu oran yeryüzünün sıcak bölgelerinde yılda 20 milimetreye kadar çıkar.) Bu bağlamda toprak cansız olan mineral dünyadan canlı bir dünyaya geçiş aşamasıdır. Bir metreküp verimli toprakta 30 milyon kadar bakteri vardır. Gözle algılayamadığımız bu bakteriler toprağın her santimetrekaresinin canlı olması anlamına gelir. Bu canlılığın en önemli maddesi hem bu bakterileri, hem de bitkileri harekete geçirip canlandıran sudur.</p>
<p>Bu ayette kupkuru toprağın üzerine suyun düşmesiyle oluşan aşamalar anlatılır. Kuran’ın ifadelerinde anlatılan titreşmenin ve kabarmanın önce sadece edebi ifadeler olduğu sanıldı. Fakat &#8220;Brown Titremesi&#8221;nin anlaşılmasıyla Kuran’ın bu noktada da bir mucize gösterdiği anlaşıldı. Ayette toprağa suyun düşmesiyle oluşan 3 aşamaya dikkat çekilir:</p>
<p>1- Toprağın titreşmesi<br />
2- Toprağın kabarması<br />
3- Toprağın çiftler halinde ürünler vermesi</p>
<p>1- Birinci aşamada topraktaki parçacıklar suyun üzerlerine düşmesiyle hareket eder. Toprağın üzerine düşen su damlacıkları bir hedef olmaksızın birçok yönde hareket eder. Böylece birçok taraftan suyla çarpışan toprak parçacıkları titreşir gibi hareket ederler. Suyun toprağa düşmesiyle topraktaki farklı moleküller arasında elektrik akımı oluşur. Toprağın parçacıkları iyonlaşır. Elektrik akımının düşüşüyle pozitif iyona, yükselişiyle negatif iyona dönüşüm olur. Suyun toprağa gelişiyle iyonik moleküller titreşir. Botanikçi Robert Brown 1828 yılında toprağın partiküllerinin bu hareketini tespit etti ve adını Brown Movement (Brown Titremesi) koydu. Bu hareket, suyun toprağın üzerine düşmesiyle oluşan bir süreçte gerçekleşir.</p>
<p>2- İkinci aşamada dikkat çekilen olay, suyu emen toprak parçacıklarının hacimce büyümesi, böylece kabarmanın gerçekleşmesidir. Parçacıklar suya doyunca suyun mineral depoları olurlar. Bitkiler ihtiyaçlarını bu depolardan karşılar. Toprağın suyu tutan mükemmel yapısı sayesinde yağmur suları toprağın derinliklerinde kaybolmaz. Böylece bitkilerin, dolayısıyla tüm canlıların yaşaması mümkün olur.</p>
<p>3- Üçüncü aşamada bitkilerin filizlenmesine dikkat çekilir. Ayetin işaret ettiği gibi zevci ve zevcesiyle yani dişiliği ve erkekliğiyle bitkiler yaratılmaya başlanır. Başlangıçta ölü olan toprak suyun toprağın üzerine düşmesiyle başlayan bir sürecin sonunda canlı bitkiyi bağrından çıkarmaktadır.</p>
<p>Kuran’da bitkilerin yaratılışına birçok defa dikkat çekilir, hatta bitkilerin yaratılışıyla insanların yaratılışı ve diriltilmesi arasında benzerlik kurulur. Bitkilerin filiz verdiği dönem insanın gençliğine benzer, daha sonra insanın olgunluk dönemi gibi bitkinin de olgunluk dönemi vardır. İnsan yaşlandığında nasıl buruşuyor, güçten düşüyorsa bitki de yaşlanınca buruşur, kurur ve eski gücünü, cazibesini kaybeder. Bitki de ölünce insan gibi çer-çöp olur ve toprağa karışır. Bitkiler her mevsimde soldukları yerde yeniden canlanarak insanın öldükten sonra yeniden yaratılışına delildirler. Canlı olan bitkiyi her sene öldüren sonra yeniden aynı yerde dirilten Allah, tüm insanlığın gözü önünde yeniden yaratmanın kendisi için ne kadar kolay olduğunun delillerini göstermektedir. Böylelikle insanoğlu, bitkilerin yeniden canlandırıldığı her mevsimde, ölümü yaratan Allah için, yeniden canlandırmanın da ne kadar kolay olduğuna tanık olmaktadır.</p>
<blockquote><p>Ölü toprak onlar için bir delildir. Onu diriltiriz, ondan taneler çıkartırız da ondan yerler. <a href="http://quran.com/36/33">(36:33)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/titreserek-kabararak-canlanan-toprak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DİŞİ KARINCA VE  HAYVANLARDAKİ İLETİŞİM</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/disi-karinca-ve-hayvanlardaki-iletisim/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/disi-karinca-ve-hayvanlardaki-iletisim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 10:04:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bitkiler ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlarda İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[Karınca]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/disi-karinca-ve-hayvanlardaki-iletisim/</guid>
		<description><![CDATA[Karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: &#8220;Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin&#8230;&#8221; (27:18) Hz. Süleyman’a verilen üstün özelliklerden bahsedilirken Neml Suresi’nin 16. ayetinde kuşların dilinin ona öğretildiğini öğrendik. Aynı surenin devamında Hz. Süleyman’ın, karıncaların dilini de anladığı anlaşılmakta, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: &#8220;Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin&#8230;&#8221;<a href="http://quran.com/27/18"> (27:18)</a></p></blockquote>
<p>Hz. Süleyman’a verilen üstün özelliklerden bahsedilirken Neml Suresi’nin 16. ayetinde kuşların dilinin ona öğretildiğini öğrendik. Aynı surenin devamında Hz. Süleyman’ın, karıncaların dilini de anladığı anlaşılmakta, 18. ayette ise karıncaların kendi arasındaki iletişimine örnek verilmektedir. Gerçekten de karıncalar üzerine yapılan araştırmalar, karıncaların çok kompleks, çok organize bir sosyal yaşantıları olduğunu ve bu organizasyonun gereği olarak birbirleriyle iletişimde bulunduklarını göstermektedir. </p>
<p>Karıncalar ufacık kafalarında 500.000 kadar sinir hücresine sahiptir. Ayrıca çok hassas antenleri, birçok kimyasal madde salgılayan vücut yapısı, karıncanın iletişiminde kullandığı araçlardır. Karıncalar birbirleriyle değişik yöntemlerle iletişim kurarlar. İç salgı bezlerinde salgılanan &#8220;feromen&#8221; bu iletişim araçlarından biridir. İnsanların kullandıkları kelimelerin veya vücut dilinin yerini mükemmel bir şekilde bu salgı doldurmaktadır. Öyle ki karıncalar, insanların becerdiklerinden kimi zaman daha düzenli bir şekilde, bu sıvıyla iletişim kurarak toplanmakta, paylaşmakta, savunma yapmakta ve beslenmektedir.</p>
<p>Farklı karınca türleri, farklı salgı bezlerinden yararlanır ve her karınca çeşidinde bunların ayrı ayrı fonksiyonları vardır. Örneğin &#8220;dufour bezleri&#8221; alarm ve saldırı komutlarında kullanılır. &#8220;Sternal bezler&#8221;deki salgılar koloni göçleri sırasında ve av kovalarken kullanılır. Her karınca bu salgıları insanların kelimeleri kullanması gibi belli bir amaç için kullanır. </p>
<p>Karıncalar salgı bezlerinin sıvılarını kullanmanın dışında ses ile de iletişim kurar. Örneğin vücudu yere vurarak yapılan ses sinyali, ağaç yuvaları bulunan kolonilerde kullanılır. Marangoz karıncalar davul çalarak haberleşirler. Koloni üyeleri hiçbir kargaşa çıkarmadan çağrılara cevap verir ve gereken hedefe yönelirler. </p>
<p>Karıncaların iletişiminde özellikle şu başlıklar vurgulanmaktadır: Alarm verme, gıda yerini haber verme, temizlik, toplanma, sıvı besin değişimi, tanıma&#8230;Kuran, karıncaların alarm vermesine dikkat çekmiştir, bu da karıncalar üzerine yapılan araştırmalarda karıncaların iletişiminde tespit edilmiş en önemli iletişim başlıklarından biridir.</p>
<h3 style="text-align: center">DİŞİ KARINCA</h3>
<p>İncelediğimiz ayette dişi karıncaya dikkat çekilmektedir. Bu da aynen sivrisinek, arı ve örümcek örneklerinde olduğu gibi Kuran’ın bir mucizesidir. Karıncaların kolonisi arılarınkiyle benzerlik göstermektedir. Erkek karıncaların tek görevi olgunlaştıklarında genç bir kraliçe ile çiftleşmektir. Erkek karıncalar bu çiftleşmeden kısa bir süre sonra ölür. Koloninin bütün işlerini yapan işçi karıncalar kısır dişilerdir. Koloni, arı kovanında olduğu gibi anne ve kızlarının hakim olduğu bir dünyadır. </p>
<p>Hz. Süleyman’ın ordusunun gelişini, nöbetçi veya gıda toplayan karıncaların haber verdiğini düşünürsek, bu dişi olan işçi karınca olacaktır. Eğer koloninin en imtiyazlı, kolonideki kastın en seçkin üyesinin bu haberi verdiğini düşünürsek, bu da kraliçe karınca olacaktır ki o da dişidir. </p>
<p>İnsan başına 10 milyondan fazla karıncanın var olduğu sanılmaktadır. Bu, Allah için yaratmanın ne kadar kolay olduğunun, sayının, büyüklüğün hiçbir sorun oluşturmadığının delilidir. Karıncaların türlerinin her birinde müthiş bir organizasyon vardır. Yaprakları terzi gibi kesip-biçen karıncalardan, çöl karıncalarına, ziraatçilik yapan hasatçı karıncalara kadar her tür ayrı ve mükemmel özelliklere sahiptir. Karıncaların ve diğer canlı cansız varlıkların tümünün ortak yanı Allah’ın sanatının ihtişamına tanıklık etmeleridir. </p>
<blockquote><p>İşte Allah’ın yaratması. Hadi O’ndan başkasının neler yarattığını bana gösterin. Hayır, zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.<a href="http://quran.com/31/11"> (31:11)</a></p></blockquote>
<p>YUNUSLARDA VE DİĞER HAYVANLARDA İLETİŞİM</p>
<p>Kuran’da özellikle kuşların ve karıncaların iletişimine dikkat çekilmiştir. Kuran’ın bu işaretleri bizi tüm hayvanlardaki iletişimi incelemeye sevketmektedir. Örneğin filler üzerinde yapılan araştırmalar fillerin çok uzak mesafedeki fillerle iletişim kurduklarına dair birçok veriyi ortaya koymaktadır.</p>
<p>İletişim konusundaki araştırmacıların en çok ilgisini çeken canlıların başında yunuslar gelmektedir. Yunuslar ıslık, ciyaklama, klikleme gibi sesler çıkartarak birbirleriyle konuşurlar. Yunuslar kullandıkları sonar sistemiyle belli frekanslarda tıklamalar yollar. Yunusların kullandıkları sonar sistemi, karanlık sularda objeleri tanımlamalarını, mesafeleri bilmelerini sağlar. Yunuslar 0.25 kHz’den 200 kHz’ye kadar ses frekanslarını kullanır. Bu aralığın yüksek frekans kısımlarını yer tayininde, düşük frekansları ise iletişimde, oryantasyonda kullanır. Deniz altına yerleştirilen mikrofonlarla, insanlar tarafından yunusların önüne konan suni engellerle, yunusların kendi aralarındaki iletişimini tespit etmek için deneyler tasarlanmıştır. Bu deneylerin sonucunda yunusların kendi aralarında konuşup, iletişim kurduğu belirlenmiştir, fakat yunusların çıkardığı seslerin tam olarak neye karşılık geldiğinin tespiti mümkün olamamıştır. (Dr. Dreher’in, Dr. Evans’ın ve Dr. John C.Lilly’in deneyleri bunlara örnektir.)</p>
<p>Yeryüzündeki hangi yaratılış örneği incelenirse incelensin, mutlaka Allah’ın mükemmel yaratışı ortaya çıkmaktadır. Bakmayı bilen gözler, anlamayı bilen kalpler bunlara tanık olabilmektedirler.</p>
<blockquote><p>Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki böylece kendisiyle akledebilecekleri kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin. Şu bir gerçek ki, gözler kör olmaz, ama göğüslerin içindeki kalpler körleşir. <a href="http://quran.com/22/46">(22:46)</a>
</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/disi-karinca-ve-hayvanlardaki-iletisim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ARININ KARINCIKLARI VE BALIN ŞİFASI</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/arinin-karinciklari-ve-balin-sifasi/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/arinin-karinciklari-ve-balin-sifasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 10:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bitkiler ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Arı Dansı]]></category>
		<category><![CDATA[Arılar]]></category>
		<category><![CDATA[Bal]]></category>
		<category><![CDATA[Baldaki Şifa]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Resimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/arinin-karinciklari-ve-balin-sifasi/</guid>
		<description><![CDATA[Sonra meyvelerin her türünden ye de Efendinin sana kolaylaştırdığı yollara koyul. Onun karınlarından renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, insanlar için onda şifalar vardır. Şüphesiz, aklını çalıştıran bir topluluk için bunda bir delil vardır.(16:69) Uzunluğu 1-3 cm arasında değişen ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Sonra meyvelerin her türünden ye de Efendinin sana kolaylaştırdığı yollara koyul. Onun karınlarından renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, insanlar için onda şifalar vardır. Şüphesiz, aklını çalıştıran bir topluluk için bunda bir delil vardır.<a href="http://quran.com/16/69">(16:69)</a></p></blockquote>
<p>Uzunluğu 1-3 cm arasında değişen arının vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere üç bölümden oluşur. En arkadaki karın bölümü gövdenin öbür bölümlerinden daha uzundur ve halka biçimindeki bölütlerden oluşur. Ayette tekil dişi arıda, &#8220;karınlar&#8221; olduğu vurgulanmaktadır. Ayetin Arapça’sında bu &#8220;butuniha&#8221; ifadesiyle belirtilir. Kelimenin sonundaki &#8220;ha&#8221;, dişi ve tekil şahısı belirtir. Eğer çoğul dişi arılardaki karınlar vurgulanmak isteseydi bu ifade &#8220;butunihinne&#8221; olur idi. Böylece ayet arının bölütlü, parçalı karın yapısına da işaret etmektedir. Bu parçalı karın yapısıyla arı &#8220;karınların&#8221; sahibi olarak nitelenmektedir. Arıların bu karın yapısının iç kısmında birine bal torbası ve diğerine de kursak adı verilen iki mide vardır. Arı çiçeklerden aldığı bal özünü önce kursağında bal haline getirir. Arının karın bölgesi bir kimya laboratuarı gibi çalışmakta ve bal üretmektedir.</p>
<p>Balın rengi gerçekten de ayette geçtiği gibi çeşit çeşittir. Bu renk, iklim, mevsim, hava koşulları ve alındığı kaynaklara bağlı olarak çok değişik görünüştedir. Beyazdan tutunuz da esmer (pekmez rengi) ve kahverengiden yeşile kadar çeşitli renklerde ballar vardır. Bu renklerin en hoşa gideni bal rengi de denilen açık altın sarısıdır. Balcılık alanında modern ve titiz çalışması olan ülkeler balın rengini saptamak için tespit edilmiş bir renk cetveli kullanmaktadır.</p>
<h3 style="text-align: center;">ARILARIN DANSI</h3>
<p>İncelediğimiz ayetin başında, dişi bal arısının bal yapabilmek için bitkilerin özünü toplamasına işaret edilir. Gerçekten de ayette söylendiği gibi dişi olan işçi arılar bal yaptıkları gibi, bu balın ham maddesini bitkilerden toplamak da dişi olan bu işçi arıların görevidir. Arıların bal özlerini toplama aşamalarında birbirinden ilginç, inanılmaz olaylar gerçekleşmektedir.</p>
<p>Çiçeklerin yerini bulan arı, bulduklarını haber vermek üzere diğer arıların yanına döner. Bu arı, dans ederek diğer arılara balın ham madde kaynağının koordinatlarını bildirir. Arı yaptığı dans yoluyla verdiği mesajlarla, kaynağın hem doğrultusunu, hem de uzaklığını eksiksiz olarak diğer arılara iletir. Belli bir yaşa gelmiş insanlar 6 haftada bir dans kurunu bile bitirememektedirler. Oysa sadece 6 hafta yaşayan arı yaptığı dansları bir iletişim aracı olarak kullanabilmektedir.</p>
<p>Arının dansı kadar, kovanına dönerken yaptığı hesaplar da çok ilginçtir. Balın ham maddesinin kaynağını sadece Güneş’e göre tarif etmesi mümkün olan arı kovana dönene kadar Güneş her 4 dakikada 1 derece yer değiştirir. Arı Güneş’in bu yer değişimini hem besini bulurken, hem kovana en kestirme yönden dönmesi gerekirken hesaplar. Arı hedefinin peşinde ne kadar dolaşırsa dolaşsın, en kestirme şekilde kovana dönerken, Güneş’in ne kadar yer değiştirdiğini hesaplamak zorundadır. Arı bu hesabı da kusursuz yapmaktadır. Arının tüm bu hesapları, kovan içindeki tüm bu uyum; ne tesadüflerle, ne de 6 hafta yaşayan arının eğitilmesiyle açıklanabilir. Arı tüm bu görevleri kendisine öğretilmiş olarak doğmaktadır. Yaratıcı, arıyı en mükemmel şekilde programlamıştır.</p>
<h3 style="text-align: center;">BALDAKİ ŞİFA</h3>
<p>Dişi olan işçi bal arılarının üretimi olan balın, insanlar için ne kadar faydalı bir besin kaynağı olduğu ayette belirtilir. Balın şifa olduğu günümüzde tüm tıp otoritelerince tartışmasız olarak kabul edilmektedir. Bal hem birçok vitamine, hem kalsiyum, potasyum, magnezyum, sodyum, fosfor gibi birçok minerale, hem bakıra, iyota, demire, çinkoya, hem de bazı hormonlara sahiptir.</p>
<p>Bal, içindeki şekerlerin bir başka cins şekere dönüşebilme özelliği sayesinde kolayca sindirilir. Bal, içerdiği serbest şekerler ile beynin çalışmasını kolaylaştırır. Kan yapımına, kanın temizlenmesine, kan dolaşımının düzenlenmesine yardımcı olur. Bal, vücudumuzun iç mekanizmasının daha iyi çalışması için yenilerek kullanıldığı gibi, kozmetikte ve cilt hastalıklarında vücuda dıştan sürülerek kullanılır. Balın iyileştirdiği söylenen hastalıklar saymakla bitmez.</p>
<p>Balın şifa kaynağı olduğu birçok toplumda düşünülmüştür. Bu yüzden Kuran’ın bu konuda söylediğinin, Kuran’ın indiği dönemde bilinmediğini söylemiyoruz. Fakat şuna dikkat etmeliyiz ki, Peygamberimiz döneminden gelen uydurma hadislerde deve idrarının içilmesine, bu idrarın şifa olduğuna dair sözlere de rastlıyoruz. Kuran o dönemin bu uydurma şifa kaynaklarına gönderme yapmamış, bal gibi günümüzde hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir maddeyi şifa olarak insanlara sunmuştur. Eğer Kuran kendi döneminin heyecanlarıyla yazılmış bir uydurma olsaydı, içinde elbette kendi döneminin safsatalarını içeren böylesine yanlışlar da olacaktı.</p>
<p>Kuran arılarla ve balın yapımıyla ilgili hiçbir yanlış izah yapmadığı gibi, kovan yapma, balın ham maddesini toplama, bal yapma gibi görevleri dişi arıların yaptığını belirterek indiği dönemdeki insanların bilemeyeceği bir gerçeği de açıklamıştır. Ayrıca bu dişi arının, bölmeli karınlardan oluşan anatomik yapısına da &#8220;bir tek dişi arıda çoğul karın&#8221; ifadesi kullanılarak işaret edilmiştir. Arının ve diğer böceklerin fizyolojik yapısını incelemeye dair bir geleneğe rastlanmayan bir dönemde bu ifadenin olması da çok ilginçtir.</p>
<p>Arının kovandaki iş bölümünü, arının tüm marifetlerini anlatmaya bu kitabın hacmi yetmez. Bu tek başına bir kitap konusudur. Arının kovanı havalandırması, belirli bir nem ve ısı oranını sağlaması, kovan içinde mükemmel bir hijyenik ortamı oluşturması, kovanda nöbet beklemesi, yabancı maddeleri kovandan atış yöntemleri, salgıladığı balmumu, propolis, süt gibi maddeler birbirinden hayret verici ve mükemmeldir. Altı hafta yaşayan arı, tüm bu mükemmel özelliklere doğuştan nasıl sahip olmaktadır? Bilinçli bir Yaratıcı olmadan arının bu bilgileri kendi kendine tesadüfen elde etmesi hiç mümkün olabilir mi ? Kuran’ın dikkat çektiği arının, yaptıklarını her inceleyen, arının şahsında Allah’ın mükemmel bir sanat eserini görecektir.</p>
<blockquote><p>Sizin yaratılışınızda ve her yana yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir toplum için deliller vardır. <a href="http://quran.com/45/4">(45:4)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/arinin-karinciklari-ve-balin-sifasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİTKİLERDE ERKEKLİK VE DİŞİLİK</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/bitkilerde-erkeklik-ve-disilik/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/bitkilerde-erkeklik-ve-disilik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 09:59:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bitkiler ve Hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Bitkilerde Üreme]]></category>
		<category><![CDATA[Çiçekli Bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Rad @tr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/bitkilerde-erkeklik-ve-disilik/</guid>
		<description><![CDATA[Gökten su indirdi, nitekim onunla çeşit çeşit bitkilerden eşler çıkardık.  (20:53) &#8230;Bütün meyvalardan ikişer eş yaratmıştır.  (13:3) Kitabımızın 11. bölümünde Allah’ın Evren’i çiftler halinde yarattığını ve bunu açıklayan Kuran ayetlerini inceledik. Bitkilerdeki eşler halinde yaratılma ise Kuran’da özel olarak vurgulanmaktadır. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Gökten su indirdi, nitekim onunla çeşit çeşit bitkilerden eşler çıkardık.  <a href="http://quran.com/20/53">(20:53)</a></p>
<p>&#8230;Bütün meyvalardan ikişer eş yaratmıştır.  <a href="http://quran.com/13/3">(13:3)</a>
</p></blockquote>
<p>Kitabımızın 11. bölümünde Allah’ın Evren’i çiftler halinde yarattığını ve bunu açıklayan Kuran ayetlerini inceledik. Bitkilerdeki eşler halinde yaratılma ise Kuran’da özel olarak vurgulanmaktadır. Ayetlerde geçen &#8220;zevc (çoğulu zevce)&#8221; kelimesi eski Türkçe’mizde eşleri belirtmek için kullanılmaktaydı, hanımlar beylerine &#8220;zevcim&#8221;, beyler hanımlarına &#8220;zevcem&#8221; demekteydiler. Arapça’dan dilimize geçen bu kelime bitkilerin eşlerini belirmekte de kullanılan &#8220;zevc&#8221; kelimesidir.</p>
<p>Bitkiler üzerine yapılan incelemelerde bitkilerde de erkekliğin ve dişiliğin olduğu, bu farklı organlar sayesinde bitkilerde üremenin gerçekleştiği anlaşıldı. Peygamberimiz döneminde biyoloji gelişmiş bir bilim değildi. Bitkilerin üremesi, bu üremedeki dişi ve erkek unsurların rolü bilinmiyordu. Bu yüzden 1400 yıl önceden Kuran’da bitkilerdeki eşler halinde yaratılışa dikkat çekilmesi çok anlamlıdır.</p>
<p>Tohumlu ve çiçekli bitkilerde erkek ve dişi üreme hücreleri vardır. Bu hücreleri her ikisi de çiçeğin ortasında bulunan erkek organ ile dişi organ üretir. Dişi organın yumurtalık denen şişkince bölümünde küçük ve yuvarlak tohum taslakları, bunların içinde de dişi üreme hücreleri bulunur. Erkek üreme hücreleri ise erkek organın başçık bölümünün ürettiği çiçek tozlarının içinde saklıdır. Çok hafif olan çiçek tozları rüzgarla ya da çeşitli hayvanlar aracılığıyla çiçekten çiçeğe taşınırken, içlerinden bir bölümü dişi organın tepeciğine yapışıp kalır. Daha sonra bu çiçek tozu taneciği boyuncuktan aşağıya doğru inerek, yumurtalıklardaki tohum taslaklarına ince bir borudan uzanır. Erkek üreme hücresi de bu borudan geçer ve tohum taslağının içindeki dişi üreme hücresiyle birleşir. Erkek ve dişi üreme hücrelerinin birleşmesine döllenme denir. Döllenmiş tohum taslaklarından tohumlar, bunlardan da yeni bitkiler gelişir.</p>
<h3 style="text-align: center;">BİTKİLERDEKİ MÜTHİŞ UYUM</h3>
<p>Bitkilerin yüz binlerce değişik türü vardır. Çok küçük boyutlu bitkilerden, California’nın kıyı sekoyaları gibi 90 metre boyundaki dev bitkilere değin sayamayacağımız kadar çok çeşit vardır. Eşeyli üreme yapan tüm bitkilerde dişi organ ve erkek organ birbirinden farklı özelliklerde yaratılmışlardır ve mikro seviyede de tüm bu organlar çok kompleks ve çok mükemmel yaratılışa sahiptir. Yüzbinlerce türdeki yüzbinlerce dişi ve yüzbinlerce erkek organ birbirlerine uygun şekilde yaratılmıştır. Bu uyum, bir kasayı açacak şifrenin o kasaya uyması gibi, çok ince bir uyumdur. Bitkilerin her birinin içinde bu uyum yaratılmasaydı, bu bitkilerin hiçbiri var olamazdı. Bir bitkinin yaşamının devamı bu dişi ve erkek organlarına bağlıdır. Bu organların tekinin eksikliği veya bu organlar arasındaki en ufak uyumsuzluk, o bitki türünün yok olmasına sebep olur. Bu yüzden bu organlar aynı zaman dilimi içinde, aynı bitki türünün üzerinde, eksiksiz ve mükemmel olarak var olmak zorundadır. Bu da Yaratıcımızın her şeyi ne kadar mükemmel planladığının, hiçbir şeyde en ufacık bir tesadüfün, rastgeleliğin yer alamayacağının delilidir. Çok kompleks bir şifre yüzbinlerce kere verilse ve yüzbinlerce ayrı kasa her seferinde açılsa; bu bir tesadüfün, rastgeleliğin sonucunda olabilir mi? Bitkilerdeki dişi ve erkek organlar ve bu organların birleşmesi için gerekenler Dünya’daki en kompleks kasa için gereken şifreden çok daha komplekstir. Üstelik bitkilerdeki dişilik, erkeklik ve buna bağlı üreme, bitkilerin yaratılışının sadece bir yüzüdür. Her bitki kendi harika yaratılışıyla Dünya’mızın bir süsü, ekolojik sistemimizin bir parçası ve yaratılışın bir mucizesidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/bitkilerde-erkeklik-ve-disilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

