<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kur'an: Hiç Tükenmeyen Mucize &#187; Güneş, Ay ve Dünya</title>
	<atom:link href="http://www.mucizeler.com/category/gunes-ay-ve-dunya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mucizeler.com</link>
	<description>Kur'an Mucizeleri</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Mar 2012 23:56:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>GECEYİ GÜNDÜZÜN ÜZERİNE SARMAK</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/11/geceyi-gunduzun-uzerine-sarmak/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/11/geceyi-gunduzun-uzerine-sarmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 06:52:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güneş, Ay ve Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın Geoit Şekli]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>
		<category><![CDATA[Gece ve Gündüz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/geceyi-gunduzun-uzerine-sarmak/</guid>
		<description><![CDATA[Gökleri ve yeryüzünü gerçek ile yarattık. Geceyi gündüzün üzerine sarıyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor… (39:5) Bu ayette &#8220;sarıyor&#8221; diye çevirdiğimiz kelimenin Arapçası &#8220;yükevviru&#8221;dur. Bu kelime Türkçe’ye de geçen &#8220;küre&#8221; kelimesi ile aynı kökten gelmektedir. Bu fiil Arapça’da yaygın olarak ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Gökleri ve yeryüzünü gerçek ile yarattık. Geceyi gündüzün üzerine sarıyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor… <a href="http://quran.com/39/5">(39:5)</a></p></blockquote>
<p>Bu ayette &#8220;sarıyor&#8221; diye çevirdiğimiz kelimenin Arapçası &#8220;yükevviru&#8221;dur. Bu kelime Türkçe’ye de geçen &#8220;küre&#8221; kelimesi ile aynı kökten gelmektedir. Bu fiil Arapça’da yaygın olarak &#8220;başa sarık sarmayı&#8221; ifade etmek için kullanılır. Baş gibi küremsi bir yapının etrafına sarığın sarılması için kullanılan bu fiil, gecenin gündüzün üzerine sarılmasını ifade etmek için de kullanılmıştır. Ayette gecenin gündüzün etrafına sarılması ifade edilirken aynı zamanda gündüzün de gecenin üzerine sarıldığı ifade edilmektedir. Gece ile gündüzün oluşma sebebi Dünya’nın küremsi yapısıdır. Dünya’nın küremsi şekli sayesinde gecenin ve gündüzün bu şekilde yer değiştirmesi mümkün olmaktadır.</p>
<p>Böylece bu ayette de Dünya’nın küremsi yapısına işaret vardır. Bu işaret &#8220;yükevviru&#8221; fiilinin yuvarlakımsı zeminlere sarılmayı ifade etmesinden dolayı oluşmaktadır.</p>
<h3 style="text-align: center">UZAYDAN DÜNYAYI SEYRETMEK</h3>
<p>Peygamberimiz yaşarken, Kuran’ın mı, Arap Yarımadası’ndaki yanlış görüşlerin mi bilimsel olarak doğru olduğu anlaşılmayacaktır. Kuran’ın ortaya koyduğu doğruların bilimsel olarak ispatı, Peygamberimiz’in vefatından 1000 yılı aşkın bir süre sonra mümkün olacaktır. Kuran kendi döneminde anlaşılmayacak, kendi dönemindeki yanlış bilgilerle zıt düşecek bilimsel izahları, kendi döneminde hiçbir avantaj sağlamayacak, bilakis dezavantaj bile oluşturacakken neden yapmaktadır? Görülüyor ki Kuran’ın amacı avantaj ve dezavantaj hesaplarının çok ötesinde &#8220;Doğruyu, ne pahasına olursa olsun doğruyu&#8221; ortaya koymaktır. Uysa da, uymasa da! Bu gerçeklerin bin yıl sonra keşfedilen bilgilerle anlaşılması ise, Kuran’ın evrenselliğini ve zaman-üstülüğünü, kendi dönemine hitap ettiği gibi, Dünya’nın sonuna kadar tüm insanlara da hitap edeceğini göstermektedir.</p>
<p>Gün gelip de astronotlar Uzay’a gittiklerinde, Kuran’ın bu ayetindeki ifadeye gözleriyle tanık oldular ve fotoğraflar da çektiler. Dünya’nın Güneş’e bakan yarım küresinde gündüz olurken diğer yarım kürede gece oluyordu. Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüşü sayesinde Dünya’nın kimi bölgelerinde gündüz, kimi bölgelerinde gece oluyordu; kimi bölgelerde gündüzden-geceye, kimi bölgelerde geceden-gündüze geçiş aynı anda gerçekleşiyordu. Böylece Kuran’ın 1400 yıl önce vahiy ile açıkladığı, bir kaç yüz yıl önce matematiksel hesaplarla ve mantık yürütmelerle ortaya konulan gerçekler, duyu organlarıyla da algılanıyordu. Yani gayb (duyu organlarıyla algılanamayan) olan, artık duyu organlarıyla algılanır, görülür olmuştu.</p>
<p>Kuran’ın, Dünya’nın küremsi yapısıyla ve gece gündüzün yer değiştirme tarzıyla ilgili açıklamasındaki oluşumlar, aynı zamanda yaşamımız için olmazsa olmaz şartlardır. Dünyamız eğer küre şeklinde olmasaydı, gece ile gündüz Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönüşü sayesinde bu şekilde yer değiştirmeseydi; Dünya’nın sürekli olarak ısı alan yerlerinde kavrulmadan dolayı yaşam yok olacaktı, ısı ve ışık almayan bölgede ise bitkilerin varlığı da, yaşam da mümkün olmayacaktı. Kuran’ın gözümüzü çevirdiği oluşumlar üzerinde her düşündüğümüzde; Allah’ın hem ilmini, hem kudretini, hem sanatını, hem her şeyi nasıl kusursuz planladığını, hem de Kitab’ının mucizevi yönlerini daha iyi anlıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/11/geceyi-gunduzun-uzerine-sarmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FARKINA VARMASAK DA DÜNYA DÖNÜYOR</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/08/farkina-varmasak-da-dunya-donuyor/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/08/farkina-varmasak-da-dunya-donuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Aug 2011 04:55:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güneş, Ay ve Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Dağların Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Dönüyor]]></category>
		<category><![CDATA[Gallileo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/08/farkina-varmasak-da-dunya-donuyor/</guid>
		<description><![CDATA[Dağları görürsün de onları durgun sanırsın, oysa onlar bulutların hareketi gibi hareket etmektedirler. Bu her şeyi sapasağlam, mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır. Gerçekten O yaptıklarınızdan haberdardır.(27:88) Yeryüzünün en sabit görünümlü, şekli dağlardır. Dağların ulaşılmazlığı fikri, bazı ilkel zihniyetlerin çok tanrılı inançlarda, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Dağları görürsün de onları durgun sanırsın, oysa onlar bulutların hareketi gibi hareket etmektedirler. Bu her şeyi sapasağlam, mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır. Gerçekten O yaptıklarınızdan haberdardır.<a href="http://quran.com/27/88">(27:88)</a></p></blockquote>
<p>Yeryüzünün en sabit görünümlü, şekli dağlardır. Dağların ulaşılmazlığı fikri, bazı ilkel zihniyetlerin çok tanrılı inançlarda, dağların tepelerinde tanrılar olduğunu düşünmelerine bile sebep olmuştur. Dağların ulaşılmazlığı kadar yerinden oynamaz sabit görüntüsü de insanlar için bir aldatmacadır. Ayet bu algı yanılmasını ortaya koymakta ve dağların bulutlar gibi hareket ettiğini söylemektedir. En sabit görüntüyü veren dağlar bile hareket ediyorsa, onlarla beraber tüm yerküremiz hareket ediyor demektir. Ayet insanların algı yanılgılarından kaynaklanan sabit Dünya fikrini böylece yıkmakta ve en sabit görüntülü dağların hareketini bulutlara benzeterek, o dönemin insanları için inanılmaz olan bir bilgiye işaret etmektedir.</p>
<p>Peygamberimiz döneminde yaşayan insanlar için inanılmaz olan bu işaret, ilk yüzyıllarda ayetin kıyamete işaret ettiği söylenerek anlaşılmadı. Hiç Arapça bilmeyen biri bile yorumun yanlış olduğunu ve Kuran ile çeliştiğini rahatça anlayabilir. Kuran’da anlatılan kıyamet günü meydana gelecek olaylar farkına varılmayacak olaylar değildir, tam tersine her şeyin yıkılıp mahvolduğu, görenlerin dehşete kapıldığı olaylardır. Kuran’da kıyameti tarif eden tüm ayetlerden bu anlaşılabilir. Oysa incelediğimiz ayette, insanların dağları hareketsiz sandığı, fakat bunun bir yanılsama olduğu söylenmektedir. Ayette anlatılan dağların hareketinden, kıyamet günü dağların hareket edeceği hiçbir şekilde anlaşılmamaktadır.</p>
<h3 style="text-align: center">DÜNYA DÖNSE NELER OLURMUŞ</h3>
<p>Peygamberimiz’den sonraki ilk yüzyılda yapılan bu yanlışları, 1970’lerde  Suudi Arabistanlı Şeyh Abdul Aziz Bin Baz’ın, Dünya’nın hareketsiz olduğuna ve aksini söyleyenlerin kafir olduğuna dair açıklamalarını okuduktan sonra mazur görebilirsiniz! Suudi Arabistanlı Şeyh şöyle diyor : &#8220;&#8230; Bunu iddia eden kafir olur ve delalete düşer. Bunu iddia eden kişi tövbeye davet edilir. Ederse ne ala! Aksi taktirde kafir ve mürted olarak öldürülür ve malı da Müslümanlar’ın hazinesine katılır. Eğer ileri sürdükleri gibi Dünya dönüyor olsaydı ülkeler, dağlar, ağaçlar,nehirler, denizler bir düzende kalmazdı. İnsanlar batıdaki ülkelerin doğuya, doğudaki ülkelerin batıya kaydığını görürlerdi. Kıble’nin yeri değişir, insanlar kıbleyi tayin edemezlerdi. Bunların hiçbiri görülmediğine göre, Dünya’nın hareketli olduğu iddiası uzun sürecek birçok nedenden dolayı batıldır.&#8221; Görüldüğü gibi Dünya’nın hareketsiz olduğuna dair kanaatler o kadar kuvvetli olmuştur ki; Kuran’daki işaretlere rağmen din adamı görüntüsündeki cahiller, Kuran’ın işaret ettiği bu gerçeği söyleyenin kafir olduğunu ve öldürülmesi gerektiğini iddia edebilmişlerdir (Hem de 20. yüzyılda). Kuran, kitabımız boyunca gördüğümüz gibi mucizelerle doludur, fakat din adına uydurulan birçok kaynaksa zırvalarla doludur. Bu zırvalarla dolu kaynakları dinde rehber edinenler, Kuran’ı yanlız okuma kitabı gibi okuyup, anlamını anlamaya çalışmayanlar, dine en büyük zararı vermişlerdir. Kuran mucizeleriyle ilgili bu çalışmamız ateistlerin, dinsizlerin, dindarların hepsine yöneliktir. Uydurmaları dine karıştıranlar da bu kitabımızdan yararlanmalı, Kuran’ın güvenilirliğini kavramalı ve uydurma, hurafelerle dolu kaynakların din adına hiçbir şey ifade etmediğini anlamalıdırlar.</p>
<h3 style="text-align: center">GALİLE’YE YAPILANLAR</h3>
<p>Dünya’nın hareket ettiği fikrine karşı din (!) adına yapılan saldırılara önce İslam aleminden örnek verdik. Oysa Hırıstiyan dünyasındaki Galile örneği çok daha ünlüdür. Galile Allah’ın Evren’i yarattığına inanan, bilimsel araştırmalar yapan inançlı bir bilim adamıydı. Sarkaç yasalarından, düşme yasalarına kadar birçok önemli fizik kuralını ortaya koydu. Onun deneyci, gözlemci bilimsel anlayışı birçok ilki gerçekleştirmesini sağladı.</p>
<p>Galile’yle ilgili tarihteki en meşhur olaysa, Dünya’nın hareket ettiğini ortaya koyması ve bunun sonunda başına gelenlerdir. Hırıstiyan kilisesi Ortaçağ’da Aristo’nun ve Batlamyus’un Evren ve Dünya ile ilgili fikirlerini resmi görüş olarak kabul etmişti. Bu Evren modelinde Dünya sabit bir şekilde duruyorken, Güneş, Dünya’nın etrafında dönüyordu. Kilise, Dünya merkezli bu görüşü resmi görüş olarak kabul etmişti. Kilise kendi görüşlerini Tanrı’nın iradesinin yansıması olarak sunduğu için, o dönemde bu görüşlere karşı çıkmak Tanrı’ya karşı çıkmak olarak değerlendirilirdi. Görüldüğü gibi dini bilimle çatışır gibi gösteren açıklamaların kaynağı cahil din adamları, bu din adamlarının yönetimindeki din kurumlarıdır. İslam’da da bu böyledir, Hırıstiyanlık’ta da böyle olmuştur. İnsanların dedikleriyle, Allah’ın gönderdiği vahiylerin karışması engellenirse bu sorun çözülecektir. Yoksa insanların kendi görüşlerini dine katıp, din diye savunmalarının günahı devam edecektir.</p>
<p>Galile, Kopernik ve Kepler’le devam eden süreçte Dünya’nın hareket ettiğini ve Güneş’in merkezde olduğunu, Dünya’nın merkez olmadığını savundu. Kilise Galile’ye, Kopernik ve Kepler’e davrandığı kadar yumuşak davranmadı. Galile kilisenin kurduğu &#8220;Inquisition&#8221; (Engizisyon) mahkemesine çağrıldı. Ölmek veya tövbe belgesi imzalayıp hatalı olduğunu kabul etmek arasında kalan Galile, tövbe belgesini imzaladı, savunduklarının hatalı olduğunu beyan etti. Galile, bununla da kurtulamadı ve maddi, manevi işkencelere uğradı. Engizisyon’un keyfi istediği kadar hapiste kaldı, üç yıl haftada bir kere yedi tövbe pasajını okumaya mahkum edildi. Kilise ve Galile’nin arasında geçenler tarih kitaplarında din ile bilim arasında geçen kavganın en önemli örneği olarak gösterilmektedir. Oysa görüldüğü gibi bu kavganın sebebi din değil, din adamı etiketiyle boy gösterenlerdir. Kuran, bizi din adamı etiketiyle boy gösterenlerin zulümlerine, onların maddi menfaatler için yaptığı rezilliklere karşı uyarmıştır.</p>
<blockquote><p>Ey iman sahipleri! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan da geri çevirirler…<a href="http://quran.com/9/34"> (9:34)</a></p></blockquote>
<p>Din adamı diye, dindar diye ortaya çıkan cahil ve gözünü para hırsı bürümüş dinci (!) insanlardan kendimizi korumalıyız. Bunu yapmamız dini güvenilir kaynak olan Kuran’dan öğrenmekle, din adına söylenenlerin Kuran’dan dayanağını aramakla mümkün olabilir. Kuran’ı rehber yapmak, hem hurafelerden kurtulmanın, hem de dini gerçek şekliyle öğrenmenin olmazsa olmaz şartıdır.</p>
<h3 style="text-align: center">DAĞLARIN HAREKETLERİ</h3>
<p>Kuran’da Dünya’nın hareket ettiğine işaret eden tek ayet bu bölümde incelediğimiz ayet değildir.10.bölümde incelediğimiz 21-Enbiya Suresi-33. ayeti de Güneş ve Ay gibi Dünya’nın da hareket ettiğine işaret etmektedir.</p>
<p>Bu bölümde incelediğimiz ayetin başka bir işareti de olması mümkündür. Yerkabuğumuz kendisinden daha yoğun olan Manto tabakasının üzerinde yüzer gibi hareket etmektedir. Bu yüzden tüm kıtalar başta bir aradayken yüze yüze birbirlerinden ayrılmıştır. İlk olarak Alman bilim adamı Alfred Wegener’in 1915 yılında yayınlanan makalesiyle ortaya koyduğu bu oluşum, başta itirazlara uğradıysa da zamanla fizikçilerin yaptığı araştırmalar Wegener’in haklılığını ortaya koydu. Yerkabuğunu oluşturan okyanus ve katı parçalar (bunlara levha denmektedir), bir gölün üzerine serpilmiş sallar gibi birbirine çarpmakta, birbirlerinin altına girmekte, birbirlerine sürtünmektedir. Bunların hareket hızları yıllık 3 cm ile 15 cm arasındadır. Böylece sabit, sarsılmaz gördüğümüz dağlar Dünya ile beraber Uzay’da hareket ettikleri gibi, bağlı oldukları kıta parçasıyla da hareket halindedir. Kim bilir belki sarsılmaz, oynamaz, sabit sandığımız dağların başka hareketlerini de keşfederiz!</p>
<h3 style="text-align: center">DÖNEN BİR DÜNYADA MUNTAZAM BİR YAŞAM</h3>
<p>Üzerinde bulunduğumuz Dünya kendi etrafında hızla dönerken, Güneş etrafında da döner, aynı zamanda Güneş sistemiyle beraber Uzay’da hızla hareket eder, bu arada Ay’la beraber Dünya’nın yaptığı hareketlerden, diğer gezegenlerin çekim güçlerine kadar birçok etken ve bunlara bağlı hareketler vardır. İşte tüm bu oluşumlar içinde rahatça uyuyor, rahatça yemek yiyor, rahatça konuşuyor, rahatça kitap okuyor, rahatça spor yapıyoruz. Arabanın en makbulu hızını, hareketini, süspansiyon sistemleriyle yolcusuna hissettirmeyenidir. En mükemmel arabayla bile düz yolda giderken yolculuk yaptığımızı hiç hissetmememiz ne kadar mümkün olabilmektedir? Araba gibi Dünya’ya nazaran çok basit bir aracı tesadüflerle açıklayanlara çılgın gözüyle bakılmaz mı? Oysa Dünya’mız çok hızlı, çok karışık hareketlerini kaptansız, şoförsüz mükemmel şekilde yerine getirmektedir. Hem de biz yolculara en ufacık bir sarsıntı hissettirmeden, ufacık bir rahatsızlık vermeden&#8230;</p>
<p>Bu bölümün başında incelediğimiz ayet, tüm bu oluşumların Allah’ın her şeyi sapasağlam, mükemmel yapması sayesinde oluştuğunun dersini de vermektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/08/farkina-varmasak-da-dunya-donuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AY’A GİDİŞ</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/05/ay%e2%80%99a-gidis/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/05/ay%e2%80%99a-gidis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 May 2011 09:23:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güneş, Ay ve Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Aya Ayak Basılması]]></category>
		<category><![CDATA[Aya Gidiş]]></category>
		<category><![CDATA[Ayın Yarılması]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraflar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/05/ay%e2%80%99a-gidis/</guid>
		<description><![CDATA[Ve dolunay haline geldiği zaman Ay(84:18) Siz gerçekten tabakadan tabakaya binip geçeceksiniz(84:19) Şu halde onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar. (84:20) Birçoğumuzun hafıza kayıtlarında Ay, unutulmaz anıların, güzel manzaraların bir sembolüdür. Diğer taraftan Ay, Ay takvimini kullananlar için şaşmaz bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Ve dolunay haline geldiği zaman Ay<a href="http://quran.com/84/18">(84:18)</a><br />
Siz gerçekten tabakadan tabakaya binip geçeceksiniz<a href="http://quran.com/84/19">(84:19)</a><br />
Şu halde onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar. <a href="http://quran.com/84/20">(84:20)</a></p></blockquote>
<p>Birçoğumuzun hafıza kayıtlarında Ay, unutulmaz anıların, güzel manzaraların bir sembolüdür. Diğer taraftan Ay, Ay takvimini kullananlar için şaşmaz bir hesap aletidir. Gel-gitleriyle de, Dünya’mıza uyguladığı çekimle de Ay, her zaman insanlar için merak unsuru olmuş, insanlığın ilgisini çekmiştir. O, kimimiz için matematiği, kimimiz için astronomiyi, kimimiz için sanatı, kimimiz için romantizmi ifade etmektedir. Tarih boyunca Ay, insanlar için ulaşılmazlığı da ifade etmiştir. Nitekim Peygamberimize Kuran-ı Kerim’in vahyedildiği dönemde de bu hiç şüphesiz böyleydi. Bu yüzden 1400 yıla yakın bir süre yukarıdaki ayetlerde Ay’a gidileceğine işaret olduğu anlaşılamadı. Kuran’da &#8220;ve&#8221; ile başlayan ifadeler birşeye dikkat çekmek için kullanılır, bazı çevirmenler &#8220;ve&#8221; ifadesini &#8220;andolsun&#8221; diye çevirerek de bu vurguyu belirtmeye çalışmışlardır. Kuran’da yemin etmek için &#8220;kasem&#8221; kelimesi kullanıldığından biz &#8220;kasem&#8221; kelimelerini &#8220;andolsun&#8221; diye çevirirken, &#8220;ve&#8221; kelimelerini aynen yazıp bu vurguyu açıklıyoruz. Bu surede de &#8220;ve&#8221; vurgusuyla Ay’a dikkat çekildikten sonra &#8220;tabakadan tabakaya, binip geçileceği&#8221; söylenmiştir. Daha önceden Kuran’ı anlamaya çalışanlar 18. ayetle 19. ayeti ayrı düşünmüşler ve &#8220;tabakadan tabakaya geçişi&#8221; başka türlü değerlendirmeye çalışmışlardır. Çünkü onların zihninde Ay ulaşılmazdı, Ay’a gitmek hayal bile edilemezdi, hayal edilse bile bu ancak romantik bir düş olarak mümkündü.</p>
<p>Bu düşüncelerin etkisiyle tabakadan tabakaya geçişin manevi yükselişi ifade ettiği, Dünya’dan ahirete geçişi anlattığı, insanın spermden gençliğe, gençlikten yaşlılığa kadar geçirdiği halleri mecazi bir ifadeyle dile getirdiği düşünüldü. Oysa ayette insanların gelecekte tabakadan tabakaya geçeceği söylenmektedir. Manevi yükseliş veya çocukluktan yaşlılığa geçiş gibi süreçler Kuran’ın inişinden önce de vardı, indiği zaman da vardı, indikten sonra da var olmuştur. Bu yüzden ayet hakkında geçmişte yapılan bu yorumların gerçeği yansıtmadığını düşünüyoruz. Ayetin ifadesinde gelecekte gerçekleşecek bir olaydan bahsedilmektedir ve bu olayın olduğu zamanda insanların neden iman etmediği sorgulanmaktadır. Yani gelecekte bu olay olduğu zaman da iman etmeyen insanlar olacaktır. Ayrıca ayette geçen &#8220;tabaka&#8221; kelimesi Kuran’ın diğer yerlerinde, örneğin 67-Mülk suresi 3. ayette ve 71-Nuh suresi 15. ayette maddi tabakaları ifade etmekte; fakat manevi bir tabakayı veya halleri ifade etmemektedir. Ayette &#8220;binip geçilmesinden&#8221; de bahsedilmesi ayetin Ay’a gidilmesine işaret ettiğini desteklemektedir.</p>
<p>19. ayeti bu şekilde değerlendirdikten sonra 18. ayete baktığımızda Ay’a dikkat çekilmesi, 19. ayette bahsedilen &#8220;binerek tabakadan tabakaya geçişin&#8221; Dünya’dan Ay’a Uzay aracıyla geçiş olduğu fikrini doğrulamaktadır.(18. ayette Ay’ın dolunay şekline dikkat çekilir. Ay’ın gerçek şekli dolunaydaki halidir. Ay’ın dolunay hali Ay’ın bütününü, Ay’ın diğer halleri ise kendisini değil ancak bir bölümünü ifade eder. Ay’ın özellikle Dolunay haline dikkat çekilmesi bu yüzden olabilir. En doğrusunu Allah bilir.)</p>
<p style="text-align: center"><strong>NEDEN İMAN ETMEZLER</strong></p>
<p>Ay’a gidişte açılışı, 12 Eylül 1959’da Rusların yaptığı Luna 2 Uzay aracı gerçekleştirdi. Aynı yıl Luna 3 Ay’ın gizli yüzünün fotoğrafını çekti. Fakat insanlık açısından asıl önemli an 21 Temmuz 1969’da Neil Armstrong ve arkadaşlarının Apollo 11 ile Ay’a (Dünya dışındaki bir yere ilk kez) ayak basmalarıdır. Cızırtılı televizyon görüntülerinden izlenen bu olayın sahneleri insanlık tarihinin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. İnsanlık tarihinde imkansız olarak kabul edilen bir olay böylelikle gerçekleşti. Bilimi dinin yerine geçirmeye kalkan bazı pozitivistler bu olayı dine karşı kullanmaya kalktılar. İslam alemindeki bazı cahil din adamları Ay’a gidildiğini söyleyenin kafir olacağını, bu olayın hiç gerçekleşmediğini ileri sürdüler. Oysa görüldüğü gibi bu, Kuran’ın bir işaretidir ve bu olay dinle çatışmak bir yana, Kuran’ın Allah’ın kitabı olduğunu doğrulayan binlerce delilden biridir.</p>
<p>Ay’a gidilmesi Kuran’ın mucizesini gösterdiği gibi, Ay’a gidilince görülenler, Allah’ın sanatını, gücünü, kudretini göstermektedir. Dünya’nın Ay’dan çekilen fotoğrafları Allah’ın sanatının muhteşemliğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Ay’ın Dünya ile açısından, Ay’ın kütle miktarından, Ay’ın Dünya’ya uzaklığına kadar her şey, Allah’ın sanatını göstermektedir. Örneğin Ay’ın kütlesi daha fazla olsaydı veya Ay, Dünya’ya daha yakın olsaydı, gel-git olaylarında tüm karaları sular basardı ve Dünya’da yaşamamız mümkün olmazdı.</p>
<p>Ay’a gidileceğine işaret eden 18. ve 19. ayetlerden sonra 20. ayette &#8220;Şu halde onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar?&#8221; diye sorulması da ilginçtir. Ay’a gidiş ve Ay hakkındaki tüm bulgular, Allah’ın sanatının mükemmelliğini ortaya koymasına rağmen dinsizler, ateistler,  Allah’a isyan ve inkâra devam etmişler ve Ay’a gidişi adeta bilimin dine karşı zaferi olarak göstermişlerdir. Bu yanlış değerlendirmenin sebebini şöyle açıklayabiliriz: Bunlar bilimin, Allah’ın sanatının anlaşılmasını sağlayan bir uğraş, Allah’ın maddeye koyduğu kurallar bütünü olduğunu anlamamışlar, bilimin din ile yarış halinde olduğunu sanmışlardır. Bilim Allah’ın yaratışı olup Allah’tan, din ise Allah’ın göndermesi olup Allah’tandır. Allah’tan olan iki şey çelişemez. Var olan çelişkiler ya bilim adına hatalardan, ya da bundan daha çok din adına uydurmalar üreten din adamlarından olmuştur, dinin kendisinden olmamıştır.</p>
<p>Bu bölümde incelediğimiz İnşikak suresinin 18, 19, 20. ayetlerinden sonraki 21. ayet ise şöyledir:</p>
<blockquote><p>Kendilerine Kuran okunduğunda secde etmiyorlar. <a href="http://quran.com/84/21">(84:21)</a></p></blockquote>
<p style="text-align: center"><strong>AY’IN YARILMASI</strong></p>
<blockquote><p>Yaklaştı saat ve yarıldı Ay.<a href="http://quran.com/54/1">(54:1)</a></p></blockquote>
<p>Kuran’da Ay’a gidilmesi ile ilgili ikinci bir işaret daha vardır. O da yukarıda alıntıladığımız ayettedir. Bu işareti daha iyi anlamak için &#8220;yarıldı&#8221; diye tercüme ettiğimiz &#8220;şakka&#8221; kelimesini incelemek yerinde olacaktır. &#8220;Şakka&#8221; kelimesi Arapça’da &#8220;ikiye ayrılma&#8221; anlamının yanında &#8220;toprağın kazılması, sürülmesi&#8221; gibi anlamlara da gelmektedir.</p>
<blockquote><p>Suyu akıttıkça akıttık. <a href="http://quran.com/80/25">(80:25)</a><br />
Sonra yeri yardıkça yardık. <a href="http://quran.com/80/26">(80:26)</a></p></blockquote>
<p>Abese Suresi’nde gördüğümüz gibi suyun toprakta açtığı yollar, toprakta yaptığı değişiklikler de &#8220;şakka&#8221; kelimesiyle açıklanmıştır. Ay’a gidildiğinde gerçekleşen en önemli olaylardan biri Ay’ın zemininden örneklerin alınıp Dünya’ya getirilmesidir. Ay’a gidilmesini anlatan tüm yazılar, astronotların Ay’ın zemininden örnek parça alıp geri geldiklerini vurgulamaktadır. Bu olayla Ay’ın zemini insanlık tarihinde ilk defa eşelenmiştir; yani &#8220;şakka&#8221; kelimesiyle Kuran’da vurgulanan olay gerçekleşmiştir. Ayetten anladığımız kadarıyla bu olayın gerçekleşmesi kıyametin yaklaştığının bir habercisidir. Zaten Peygamberimiz son Peygamber olduğu için, O’nun gelişi kıyametin yaklaştığını göstermekteydi, bu olay ise artık kıyametin daha da yaklaştığını haber vermektedir. Fakat kıyametin gerçek vaktinin ne zaman olduğu ve bu yaklaşmanın ne kadarlık bir süreyi kapsadığını sadece Allah bilmektedir.</p>
<p>İncelediğimiz 54- Kamer Suresi 1. ayetten Kuran’ın sonuna kadar 1389 ayet geçmesi çok ilginçtir. Çünkü Ay’a gidiş hicri takvime göre 1389 yılında gerçekleşmiştir. Bunun dışında Ay’dan Apollo11’in kalkış anı da ilginçtir. Bu an 1.54.01 (E.D.T)’dir. Bu bölümde alıntıladığımız Kamer suresi 54. suredir. Bu surenin 1. ayetinde bahsettiğimiz ifade geçmektedir (Yani 54-1). Uzay’da zamanın nasıl hesaplandığını ve bu zamanın doğruluğunu anlamak için Nasa’nın www.nasm.edu/apollo/AS11/a11facts.htm internet adresine bakabilirsiniz. (Kuran’daki matematiksel verileri değerlendirdiğimiz kitabın ikinci kısmında Kuran’daki matematiksel kodun ve matematiksel uyumların tesadüfen oluşmasının imkansız olduğunu göreceğiz.)</p>
<p>Kamer suresinin 1. ayetinin işaretini gördük. Kamer suresinin 2. ayeti ise Allah’ın gösterdiği delilleri görmelerine rağmen bunlara yüz çevirenlere seslenmektedir:</p>
<blockquote><p>Onlar bir delil görseler sırt çevirirler ve &#8220;Bu süregelen bir büyüdür&#8221; derler. <a href="http://quran.com/54/2">(54:2)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/05/ay%e2%80%99a-gidis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DÜNYA’NIN VE UZAY’IN ÇAPLARI</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/dunya%e2%80%99nin-ve-uzay%e2%80%99in-caplari/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/dunya%e2%80%99nin-ve-uzay%e2%80%99in-caplari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 06:53:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güneş, Ay ve Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Çap]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın ve Uzayın Çapları]]></category>
		<category><![CDATA[Rahman @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Uzayın Sınırları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/dunya%e2%80%99nin-ve-uzay%e2%80%99in-caplari/</guid>
		<description><![CDATA[Ey cinler ve insanlar topluluğu! Göklerin ve yeryüzünün çaplarını aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa aşıp geçin. Ancak üstün bir güçle geçebilirsiniz. (55:33) Ayette &#8220;çapları&#8221; diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça’sı &#8220;aktar&#8221; dır. Arapça &#8220;çap&#8221; anlamına gelen &#8220;kutur&#8221; kelimesinin çoğulu olan &#8220;aktar&#8221;, göklerin ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Ey cinler ve insanlar topluluğu! Göklerin ve yeryüzünün çaplarını aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa aşıp geçin. Ancak üstün bir güçle geçebilirsiniz. <a href="http://quran.com/55/33">(55:33)</a></p></blockquote>
<p>Ayette &#8220;çapları&#8221; diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça’sı &#8220;aktar&#8221; dır. Arapça &#8220;çap&#8221; anlamına gelen &#8220;kutur&#8221; kelimesinin çoğulu olan &#8220;aktar&#8221;, göklerin ve yeryüzünün birçok çapı olduğunu ifade etmektedir. Arapça’da ikiliği belirten özel çekim de mevcuttur, “aktar” kelimesi çoğulu ifade ederek hem tekil hem ikilik vurgusundan ayrılmaktadır. Bu inceliğe dikkat etmeliyiz. Üç boyutlu cisimlerde &#8220;çaptan&#8221; ancak küremsi yapıların içinde bahsedebiliriz. Düzgün bir kürede ise “çaplardan” bahsetmek yanlış olur, düzgün bir kürede ancak bir tane &#8220;çap&#8221; vardır. Bu ayette “çaplar (aktar)” kelimesinin nasıl yerli yerinde, ince bir bilgelikle kullanıldığına tanık oluyoruz.</p>
<p>Üstelik bu ayet, Dünya’nın geoit yapısına işaret ettiği için önemlidir. Dünya’nın küresel yapısı ile ilgili şüpheler ancak Newton’un (1642-1724) ortaya koyduğu yerçekimi yasalarıyla yok olmuştur. Bundan önce Dünya’nın alt tarafında kalan insanların, canlıların,denizlerin aşağı düşeceği sanılıyor, Dünya’nın küre olduğu fikrine itiraz ediliyordu. İsaac Newton’un çekim kuvvetini açıklamasıyla, Dünya’nın çekimiyle, denizlerin, insanların ve diğer canlıların Dünya üzerinde durduğu; Dünya’nın altı ve Dünya’nın üstü kavramlarının anlamsız olduğu anlaşıldı. Newton’un &#8220;Principa&#8221; eserinde ortaya koyduğu bu açıklamalarla, Dünya’nın küresel yapısına gelen itirazlar anlamını yitirdi, fakat hâlâ Dünya’yı birçok kişi düzgün bir küre sanıyordu. Yani Newton’un bu açıklamalarından sonra eğer bir kişiye Dünya’nın çaplarından bahsetseydiniz, o sizin çoğul şekilde &#8220;çapları&#8221; demenizi düzeltip Dünya’nın “çapı” derdi. Dünya’nın çaplarının olması küre yapısında mümkün değildir; fakat geoit’in küremsi yapısında mümkündür.</p>
<h3 style="text-align: center">UZAY’IN SINIRLARI</h3>
<p>Ayette &#8220;göklerin çapları&#8221; denmesi de önemlidir. Uzay’ın tek bir noktanın patlamasıyla oluştuğu ve sürekli genişlediği öğrenilene kadar birçok bilim adamı Uzay’ı sonsuz sanıyordu. Oysa Uzay sürekli genişlemekteydi ve Uzay’ın her genişlediği noktada yeni ve daha büyük bir çapı oluşuyordu (1.,2.ve 3. bölümde bu konuyu açıkladık), Uzay’ın küremsi bir yapısı olduğuna da ayette işaret vardır. Nitekim Einstein da Uzay’ı şişmekte olan bir balona benzetmişti ki, bu benzetme ayetle uyumludur. Uzay’ın değişik yerlerinden 	alınan ölçülerde Uzay’ın çapları farklı çıkacağı gibi, Uzay genişlemekte olduğu için her an alınan çap ölçüleri de bir öncekinden farklı olacaktır. Bu yüzden göklerin de çaplarından bahsedilmesi, hem birçok çaplar dile getirildiği için, hem de sonsuz Uzay görüşü reddedildiği için önemlidir.</p>
<p>Dünya’mızın merkezindeki noktadan kutupları birleştirecek şekilde bir çap, ekvator çapı ve bunların arasında çaplar alırsak; en büyük çap ekvator çapı, en küçük çap kutup bölgesinde alınandır. Diğer çaplar ise bunların arasında kalır. Dünya’nın içinden Atmosfer’in sonuna kadar uzattığımız çaplarda da aynı şekilde farklılık gözükmektedir. Kutupların hizasından Atmosfer’in üstüne kadar uzatılan çapın, ekvatordan Atmosfer’in üstüne çekilen çapın, bunların arasında aynı şekilde oluşturulan çapların uzunlukları farklıdır.</p>
<p>Yeryüzümüzün Atmosfer’inin sınırına kadar giden çapların da, Uzay boyunca oluşturulan çapların da insan vücudunun kabiliyetleriyle aşılması imkansızdır. Allah ayette bu çapların aşılmasının güçlüğünü belirttikten sonra, bu çapları aşmanın imkansız olduğunu söylememiş, bilakis bu çapların üstün bir güçle aşılmasının mümkün olduğuna dikkat çekmiştir. Hiç şüphesiz bu çapları aşacak güç, bizim bedenimizin imkanlarının dışındadır. Nitekim insanlık bilimde gelişerek, Dünya’da var olan enerji kaynaklarından, madenlerden yararlanarak, uzay gemisi inşa ederek yerküremizin dışa doğru çaplarını geçmiştir. Uzay’ın çaplarının geçilmesi ise Uzay’ın çok uzak sınırları, insanın kısa ömrü, mevcut teknolojimizin imkanlarının yetersizliği yüzünden zor gözükmektedir. Kuran’da üstün bir güçle (Arapça’sı sultan) geçişin mümkün olduğuna dikkat çekildiğini hatırlayıp bu geçişi de imkansız görmüyoruz. Dünya’nın sonu gelmeden Allah’ın insanlığa bu imkanı verip vermeyeceğini bilemediğimiz için bu imkansız gözüken hedef karşısında susmayı tercih ediyoruz. Şimdilik bilimin gelişmesinin ve yeryüzünde saklı olan kaynakların değerlendirilmesinin sonucunda Atmosfer’imizin dışına çıkılmasının mutluluğunu yaşıyoruz. (16. bölümde Ay’a gidilmesine bakın). Yerkürenin dışına doğru çapları aşmamıza rağmen, bu çapların merkezi olan yerkürenin ortasına inmemiz de imkansız gibi gözükmektedir. Yerin merkezindeki çok sıcak ortam ve teknolojimizin yetersizliği yerküremizin merkezine doğru çapların aşılmasını imkansız gibi göstermektedir. Bu konuda da ilerleyen yüzyılların neler getirebileceği konusunda bir yorum yapmadan, en doğrusunu Allah bilir diyoruz.</p>
<p>Bu arada bir noktaya daha dikkat çekmek istiyoruz : Bir çok Kuran çevirisinde yeryüzünün ve göklerin çevresinden, bucaklarından, etrafından, sınırlarından çıkılmasından bahsedilmiş, &#8220;çaplar&#8221; kelimesi atlanmış, yerine &#8220;bucak, etraf, sınırlar&#8221; gibi kelimeler getirilmiştir. Gerçekten de bir alanın çaplarının uçları o alanın çevresini, sınırlarını, etrafını vermektedir. Bu açıdan çevirmenlerin niye böyle çeviri yaptıkları anlaşılmaktadır. &#8220;Çaplar&#8221; kelimesinin doğrudan çevrilmemesi ve çevirmenlerin kendi anlayışlarını çevirilerine katmalarıyla bu tarz çeviriler oluşmuştur. Çevirmenlerimizden eski Kuran çevirilerindeki bu noktayı düzeltmelerini rica ediyoruz. Kuran’ın orijinaline tamamen sadık bir çeviri yapılırsa, Kuran’ın bu mucizesi daha geniş kitlelerce anlaşılabilecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/dunya%e2%80%99nin-ve-uzay%e2%80%99in-caplari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DÜNYANIN GEOİT ŞEKLİ</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/dunyanin-geoit-sekli/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/dunyanin-geoit-sekli/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 06:49:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güneş, Ay ve Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın Şekli]]></category>
		<category><![CDATA[Geoit]]></category>
		<category><![CDATA[Naziat @tr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/dunyanin-geoit-sekli/</guid>
		<description><![CDATA[Ve yeryüzünü de yayıp yuvarlattı. (79:30) Ayetin Arapça’sında geçen &#8220;dahv&#8221; kelimesinin köklerinden türetilen kelimeler &#8220;yuvarlaklık&#8221; ifade etmekte, &#8220;devekuşu yumurtası&#8221; gibi anlamlara gelmektedir. Bu yüzden yukarıdaki ayeti &#8220;Yeryüzüne devekuşu yumurtasının şeklinin verildiği&#8221; anlamında algılayanlar da olmuştur. Prof. Dr. Süleyman Ateş, en ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Ve yeryüzünü de yayıp yuvarlattı. <a href="http://quran.com/79/30">(79:30)</a></p></blockquote>
<p>Ayetin Arapça’sında geçen &#8220;dahv&#8221; kelimesinin köklerinden türetilen kelimeler &#8220;yuvarlaklık&#8221; ifade etmekte, &#8220;devekuşu yumurtası&#8221; gibi anlamlara gelmektedir. Bu yüzden yukarıdaki ayeti &#8220;Yeryüzüne devekuşu yumurtasının şeklinin verildiği&#8221; anlamında algılayanlar da olmuştur. Prof. Dr. Süleyman Ateş, en ünlü Arapça sözlük olan Lisanul Arab’a da dayanarak bu kelimenin anlamını şöyle açıklamaktadır : &#8220;&#8230;Hasılı dahv döşemek, düzeltmek demek ise de sadece basit bir döşemek ve düzeltmek değil, yuvarlak olarak düzeltmek, döşemek anlamını verir ki bu ayetten Yeryüzünün yuvarlak yaratıldığı anlamı çıkar.&#8221; &#8220;Dahv&#8221; kelimesi cevizle oynanan bir oyun anlamında da kullanılmış, aynı kökten türeyen &#8220;medahi&#8221; kelimesi yuvarlak taşları ifade etmek için kullanılmıştır. &#8220;Dahv&#8221; kelimesinde ve bu kelimenin kökünden türeyen kelimelerde yuvarlaklık anlamı olmasına karşın bazı çevirmenler yeryüzünün yuvarlaklığını algılamaktaki zorlukları sebebiyle ayeti sadece yeryüzünün düzenlenmesi olarak algılamışlar, yazı ve çevirilerinde bunu yansıtmışlardır. Oysa Dünya’nın şekli gerçekten de &#8220;dahv&#8221; kelimesinin ifade ettiği yuvarlaklığa, yumurta biçimine, devekuşu yumurtası şekline benzemektedir. Dünyamız aynı devekuşu yumurtası gibi geoittir. Yani tam düzgün küre olmayan, fakat küremsi, kutuplardan basık şekildedir. İnsanlığın yıllarca anlamaya çalıştığı Dünya’nın şeklinin ne olduğu konusunu da Kuran böylelikle çözmüştür.</p>
<p>Kuran indikten bir kaç yüzyıl sonra yazılan kitaplarda bile Dünya’nın bir tepsi olarak algılandığına ve Dünya’nın öküz ile balık üzerinde olduğuna inanıldığına tanık oluyoruz. Depremleri bile Dünya’nın üzerinde olduğu balığın kuyruğunu sallaması ile açıklayan bir zihniyet Arap Yarımadası’nda hakimdi. İşte Kuran, Dünya’nın yuvarlaklığına, böyle bir zihniyetin hakim olduğu ortamda işaret etti. Peygamberimiz’in o dönemde, ne Dünya’yı boydan boya katedecek ve böylece Dünya’nın küremsi yapısını ispat edecek bir gemisi, ne de Uzay’a çıkıp Uzay’dan insanlara Dünya’nın resmini gösterip, Dünya’nın küremsi yapısını kanıtlayacak bir uzay aracı ve fotoğraf makinesi vardı. Şu anda bizim için çok açık ve sıradan bir bilgi olan Dünya’nın küremsi yapıda olması, o dönemin insanları için inanılması zor bir açıklamaydı Bu inanılmazlık nedeniyle Kuran’da işaret edilen bu gerçek anlaşılamadı. İnsanlar ayeti Allah’ın, yeryüzünü düzgünce yarattığına delil kabul ettiler, &#8220;dahv&#8221; kelimesindeki yuvarlaklık ifade eden anlamları göz ardı ettiler.</p>
<p>Dünya’yı, öküzün ve balığın sırtındaki düz bir tepsi yapısında algılayan zihniyetin hakim olduğu Arabistan Yarımadası’nda, Dünya’nın şekli çok güzel bir işaretle anlatılmıştır. Ayrıca yuvarlaklığı ifade etmek için kullanılan &#8220;Dahv&#8221;, devekuşu yumurtasını da ifade etmektedir. Devekuşlarının o dönemde Arap yarımadasında bolca bulunması, Kuran ayetlerinin indiği dönemde insanların bu yumurtayı ellerine alıp incelemelerine ve Dünya’nın şeklini hayallerinde canlandırmalarına imkan vermektedir. Dünya gibi geoit olan bu yumurtanın şekli, ayetin işaretindeki inceliği ortaya koymaktadır. Kuran, ayetlerindeki inceliklerle, tüm insanlığa hem açık bir kanıt, hem de aydınlatıcı bir ışıktır.</p>
<blockquote><p>Ey insanlar! Efendinizden size kesin bir kanıt geldi. Size apaçık bir ışık indirdik. <a href="http://quran.com/4/174">(4:174)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/dunyanin-geoit-sekli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DİREKSİZ YÜKSELMİŞ GÖKYÜZÜ</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/direksiz-yukselmis-gokyuzu/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/direksiz-yukselmis-gokyuzu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 06:48:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güneş, Ay ve Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Direksiz Gökyüzü]]></category>
		<category><![CDATA[Gökyüzü Yaratılışı]]></category>
		<category><![CDATA[Rad @tr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/direksiz-yukselmis-gokyuzu/</guid>
		<description><![CDATA[Allah, şu gördüğünüz gökleri direksiz yükseltendir… (13:2) Kuran’ın, Peygamberimiz dönemindeki bilgi seviyesiyle söylenmesi mümkün olmayan bilimsel gerçekleri söylemesi, mucizevi yönlerinden biridir. Bu kitabımızda bu mucizeleri göstermeye çalışırken, daha çok son yüzyılda veya son yüzyıllarda ancak anlaşılabilen bilimsel gerçeklerin, 1400 küsür ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Allah, şu gördüğünüz gökleri direksiz yükseltendir… <a href="http://quran.com/13/2">(13:2)</a></p></blockquote>
<p>Kuran’ın, Peygamberimiz dönemindeki bilgi seviyesiyle söylenmesi mümkün olmayan bilimsel gerçekleri söylemesi, mucizevi yönlerinden biridir. Bu kitabımızda bu mucizeleri göstermeye çalışırken, daha çok son yüzyılda veya son yüzyıllarda ancak anlaşılabilen bilimsel gerçeklerin, 1400 küsür yıl önce söylendiğine yer verdik. Peygamberimiz dönemindeki araştırmalarla, gözlemlerle bilinmesi imkansız olan bilgilerden biri yukarıdaki ayetteki ifadedir. Fakat bu gerçek diğer başlıklarımızdaki konular gibi son asırlarda keşfedilen bir olgu değildir. İnsanlar çok uzun zaman önce gökyüzünün direkler üzerinde yükselmediğini öğrendiler. Fakat Kuran’ın indiği dönemde, toplumun böyle bir ortak kanaati yoktu. Kuran’ın indiği dönemden sonra bile gökyüzünün Dünya’nın iki ucundaki dağlara yaslandığı fikrine inananlar vardı.</p>
<p>Örneğin Yeni Amerikan İncili’nin eski baskılarından birinde gökyüzü tersine çevrilmiş bir tasa benzetilmektedir ve gökyüzü direklerle ayakta durmaktadır (Bakınız The New American Bible, St Joseph’s Medium Size Edition, sayfa 4-5) İbni Abbas (Ölümü Hicri 68 / Miladi 687), Mücahid (Ölümü Hicri 100 / Miladi 718), İkrime (Ölümü Hicri 115 / Miladi 733) gökyüzünü ayakta tutan direklerin (dağların) varlığına inanıyorlardı. Bu şahıslar, Kuran’ın ayetinin sadece görünen kısmı belirttiğini, görünmeyen alanda gökleri ayakta tutan direklerin var olduğunu savundular. Gökyüzünün, Dünya’nın ucundaki dağlara yaslandığı fikrini, Babilliler gibi tarihte savunan topluluklar oldu. Peygamberimiz’in yaşadığı dönemde insanlar, yeryüzünün küre şeklinde olduğunu ve yeryüzünde her iki yöne gidilince, yine aynı noktaya gelinebileceğini bilmiyorlardı. Bu yüzden gökyüzünün direkler üzerinde yükseldiği veya yükselmediği iddiası Peygamberimiz’in içinde bulunduğu dönem için belirsiz, bilinemez, ispatlanamaz bir iddiadır. Kendi döneminde bilinmeyen ve şüpheli bir konuyu, doğru olarak açıklaması Kuran’ın bir mucizesidir. Kuran’ın belirttiği bu gerçek, Peygamberimiz’in zamanında ispatlanamadığı için, Kuran’daki bu ayetin varlığı Peygamberimiz’e bir avantaj sağlamamaktadır. Hatta bu ayet, o dönemde ispatlanamaz olduğu için bu ayetin ifadesi yüzünden Kuran’a itirazlar yöneltilmiş olması da mümkündür. Kuran’ı Peygamberimiz’in yazdığı iddiasını ileri sürenlerin, Peygamberimiz’in dönemindeki kanaatlere karşın Kuran’da niye böyle bir ifade geçtiğini açıklamaları mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Kuran’daki anlatımların değerini daha iyi kavramamız için Peygamberimiz’in dönemine hayalen gidip, o dönemin insanlarının kafa yapısını anlamaya çalışmamızın gerekliliği bu konuyla da anlaşılmaktadır. Kuran, uçakların, arabaların olmadığı, Dünya’nın ne şeklinin bilindiği, ne de haritasının olduğu, çoğunluğun okuma yazma bilmediği bir ortamda vahyedilmiştir. Kuran’ı, Peygamberimiz’in, ya da Peygamberimiz dönemindeki insanların yazdığını söyleyenlerin iddialarına karşı bu tabloyu hatırlatalım. Eğer, Kuran’ın ifade ettiği bu konuların,  o dönemde söylendiğini göz önünde bulundurursak, Kuran’ın mucizelerini daha iyi anlayacağımız kanaatindeyiz.</p>
<h3 style="text-align: center">GÖKYÜZÜ NASIL DURUYOR</h3>
<p>Binlerce yıllık Dünya tarihinde insanoğlu Atmosfer’in niteliğinden, faydalarından, yaşamımız için olmazsa olmaz şart olmasından habersiz yaşadı. Tüm tabakalarıyla Atmosfer denen gaz topluluğu nasıl olmuştur da bir araya gelmiştir? Nasıl oluyor da sabit kalıyor? Gökyüzünün koruyucu bir tavan olması (19. bölüm), geri döndürücü özellikleri (20. bölüm), ayrı tabakalardan oluşması ve her tabakanın kendi görevlerini yerine getirmesi (17. bölüm) gibi, gökyüzünün direksiz bir şekilde durması da (21. bölüm) Allah’ın muhteşem sanatın bir sonucudur.</p>
<p>Güneş sistemimizin gezegenlerinde yapılan araştırmalar, hiçbir gezegenin çevresinde yaşamı olanaklı kılacak bir Atmosfer olmadığını göstermiştir. Dünya’mızın çevresindeki Atmosfer’in varlığı ve daha da önemlisi bu Atmosfer’in yaşam için her türlü olanağı sağlayacak, yaşamı koruyacak şekilde yaratılması; Allah’ın içinde bulunduğumuz Dünya’yı, yaşamı burada yaratmak için seçtiğinin bir delilidir.</p>
<p>Gezegenin yüzeyinde, yakınlarında ortaya çıkan gaz molekülleri süratli bir şekilde hareket eder. Eğer gezegenin çekim gücü bu sürate üstün gelirse, gezegen gaz moleküllerini çeker ve gezegenin yüzeyi gaz moleküllerini emer. Eğer gaz molekülleri süratle hareket ederlerse ve gezegenin çekim alanından kurtulurlarsa, uzaydaki seyahatlerine devam ederler. Görüldüğü gibi Atmosfer ve buna bağlı oluşan dengeler, Dünya’nın oluşumundan sonraki bir aşamada meydana gelmiştir. Bu da Kuran’ın &#8220;Göğü yükseltti ve dengeyi koydu&#8221; (55-Rahman 7) ayetinde belirtilen, göğün sonradan oluşması ve dengenin kurulması ile ilgili ifadelerle mucizevi bir şekilde uyumludur. Gaz moleküllerinin Dünya’mızın çevresinde olduğu gibi bir Atmosfer şeklinde oluşması ve durması çok düşük olasılıktaki bir dengenin sağlanmasıyla mümkündür. Bu denge, yerkürenin çekimiyle gaz moleküllerinin hızının tam bir dengede durması halidir. Allah gökyüzünü direksiz yükseltirken böyle hassas bir denge sağlamıştır. Fakat iş bununla bitmemektedir. Bu dengenin sağlanması kadar sürekli devam etmesi de gereklidir. Allah yeryüzünü ve Atmosfer’i yaratırken bunun devamı için gerekli tüm dengeleri de kurmuş ve bu dengenin devamını sağlamıştır. Bilimin ilerlemesiyle öğrendiğimiz bu dengenin sürekliliğinin önemine, Kuran şöyle işaret etmektedir:</p>
<blockquote><p>Allah gökleri ve yeri yok olmasınlar diye tutuyor&#8230; <a href="http://quran.com/35/41">(35: 41)</a></p></blockquote>
<p>Bu denge için çok fazla verinin ayarlanması zorunludur. Örneğin yerkürenin Güneş’e göre konumunun ayarı önemlidir; çünkü bu ayar sayesinde yeryüzünün ısı dengesi sağlanacaktır ve de bu gaz moleküllerinin hareketini etkilemektedir. Yeryüzünün dönüş hızı da yine ısının homojenliği açısından önemlidir. Bu dönüş hızlanırsa Atmosfer dağılır, yavaşlarsa homojenlik bozulur, çünkü arka yüzdeki Atmosfer toprak tarafından emilir. Atmosfer’in devamı için ekvator ve kutup bölgeleri arasındaki ısı farkı da, bu ısı farkından ortaya çıkacak hava akımlarının korkunç sonuçlarını önleyen Himalayalar’daki, Toroslar’daki, Alpler’deki sıra dağlar da çok önemlidir. Sıradağlar yerküremizin yüzeyinde rüzgarları bloke ederek, soğuk havayı yüksek kesimlerde toplayarak dengenin korunmasına katkıda bulunurlar. Ayrıca Atmosfer’imizin bileşimindeki gazlar da Atmosfer’in devamı için önemlidir. Örneğin Atmosfer’de yüzde olarak çok az miktarda bulunan karbondioksit, toprağı gece yorgan gibi örterek ısı kaybının olmasını önler. Atmosfer için yüzey ısısının kararlı kalması, gece ısı kaybının önlenmesi önemlidir. Görüldüğü gibi sıradağların varlığından karbondioksitin yaratılmasına, Dünya’nın büyüklüğünden Güneş’e konumuna, yüzey ısısının dengelenmesinden Atmosfer’deki gazların hızlarına ve özelliklerine kadar her şey çok ince bir şekilde, birbirleriyle bağlantılı olarak ayarlanmış ve bu sayede göğün direksiz yükselmesi mümkün olmuştur. Tüm bu yaratılışlar ve buraya sığdıramadığımız birçok ince oluşum sayesinde Atmosfer, Dünya’nın çekimiyle Dünya’ya yapışmadan, kendi hızına rağmen Uzay’a dağılmadan, tepemizde durmakta ve bize hizmet ettirilmektedir.</p>
<blockquote><p>&#8230;Bunlarda aklını çalıştıran bir topluluk için elbette deliller vardır. <a href="http://quran.com/13/4">(13: 4)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/direksiz-yukselmis-gokyuzu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖĞÜN GERİ ÇEVİRDİKLERİ</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/gogun-geri-cevirdikleri/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/gogun-geri-cevirdikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 06:46:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güneş, Ay ve Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Atmosfer]]></category>
		<category><![CDATA[Göğün Korunması]]></category>
		<category><![CDATA[Gökyüzünün Korunması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/gogun-geri-cevirdikleri/</guid>
		<description><![CDATA[Ve O geri çeviren gök, (86: 11) Ayetin Arapça’sında geçen &#8220;rec&#8221; kelimesi geri çevirmek,döndürmek anlamlarını vermektedir.Dünya’mızdaki yaşamın oluşması için olmazsa olmaz şartlardan biri yağmurun yağmasıdır. Güneş’in ışınlarının yeryüzündeki sulara vurmasıyla buharlaşan su ne oluyor da Uzay’ın uçsuz bucaksız boşluğunda kaybolmuyor? ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/Q_kOn2LVyXo" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<blockquote><p>Ve O geri çeviren gök, <a href="http://quran.com/86/11">(86: 11)</a></p></blockquote>
<p>Ayetin Arapça’sında geçen &#8220;rec&#8221; kelimesi geri çevirmek,döndürmek anlamlarını vermektedir.Dünya’mızdaki yaşamın oluşması için olmazsa olmaz şartlardan biri yağmurun yağmasıdır. Güneş’in ışınlarının yeryüzündeki sulara vurmasıyla buharlaşan su ne oluyor da Uzay’ın uçsuz bucaksız boşluğunda kaybolmuyor? Peygamberimiz döneminde de yağmurun sürekli yağdığını, yeryüzüne suyun sürekli döndüğünü söylemek mümkündü. Fakat suyun yeryüzüne dönüşünün sebebini gökyüzündeki çevirici özelliğe bağlayacak bilgi Peygamberimiz döneminde mevcut değildi. Atmosfer’deki ayrı tabakaların varlığı öğrenildikten sonra, bu tabakalardan biri olan Troposfer’in, su buharının uzaya kaçmasını, yeryüzündeki canlılığının yok olmasını önlediği ortaya çıktı.Bu tabaka geri döndürücü özelliğiyle su buharının yağış olarak geri dönmesine sebep olmaktadır.</p>
<p>Daha önceki bölümde, gökyüzünün korunmuş olduğunu söyleyen ayeti incelerken gördüklerimizin çoğu da, gökyüzünün geri döndürücü özelliği sayesinde olmaktadır. Gökyüzü Uzay’dan gelen radyoaktif parçacıkları, radyasyonu ve zararlı ultraviyole ışınlarını Uzay’a geri yansıtarak Dünya’mızı korumaktadır. Gökyüzü böylece bir yandan Uzay’dan gelen zararlıları Uzay’a geri çevirerek, bir yandan ise Dünyamızdaki hayat için gerekli olan su buharını Dünya’ya geri çevirerek yaşamımızı devam ettirmektedir. Son asırda keşfedilen gökyüzünün bu özelliğine Kuran’da dikkat çekilmesi ne Peygamberimiz dönemindeki insanların bilgileriyle, ne de tesadüfle açıklanabilir.</p>
<h3 style="text-align: center">KIRILMAZ, BOZULMAZ ŞEMSİYE</h3>
<p>Atmosfer’in geri döndürücü özelliği olmasaydı, Dünya’daki ısının yaşam için gerekli olan aralıkta bulunması da mümkün olmazdı. Yaşam ancak çok sınırlı bir ısı aralığında mümkündür; Güneşin ısısı ve mutlak  sıfır  aralığındaki  ısıların  oluşturduğu  spektrumda  sadece  % 1’den ufak bir aralıkta yaşam var olabilmektedir. Bu % 1’den küçük aralığın tutturulması kadar, devam ettirilmesi de önemlidir. Sıcaklıktaki ani iniş ve çıkışlar da hayatı yok edebilirdi. Örneğin Dünya’da bulunduğumuz yerde sıcaklık 20° C iken bir anda ısı 100° C ye çıksaydı veya –100° C inseydi, yaşamamız imkansız olurdu. Atmosfer, geri döndürücü özellikleriyle sıcaklıktaki istikrarı sağlamakta ve insanlığa, canlılığa hizmet için yaratıldığını göstermektedir.</p>
<p>Atmosfer’in % 78’ i  azottan, % 21’i oksijenden, % 1’i ise karbondioksit ve diğer gazlardan oluşmaktadır. Bu oranlar yeryüzündeki yaşam için mükemmel ayarlanmış oranlardır. Örneğin Dünya’mızdaki oksijenin oranı % 21’den % 22’ye çıksaydı bir yıldırımın orman yangını başlatma olasılığı % 70 artacaktı. Atmosfer’deki oksijen ve azot oranları daha fazla olsaydı yaşamsal fonksiyonlar zararlı şekilde hızlanacaktı. Eğer bu oranlar daha az olsaydı yaşamsal fonksiyonlar zararlı şekilde yavaşlardı. Tüm bu oranların tutturulması Dünya’daki gerekli oluşumların arka arkaya yaratılmasıyla mümkün olmuştur. Atmosfer’deki geri döndürücü özellik bu zorunlu oluşumlardan sadece biridir. Fakat sırf bu özellik dahi olmasaydı hiçbirimiz var olamayacaktık. Elindeki şemsiyenin tesadüfen oluştuğuna kim ihtimal vermektedir? Peki gökyüzü bizi mükemmel bir şemsiye gibi korurken, aynı zamanda yeryüzündeki suyun ve havanın uzaya kaçmasını engellerken, yerine getirdiği görevleri acaba kimler tesadüflerle açıklamaktadır? Yaratıcımız var olabilmemiz için gerekli tüm şartları mükemmel bir şekilde planlamış ve bizi yaratmıştır. Daha sonra ise gönderdiği kitabı Kuran’la bu mükemmel yaratılışlara gözlerimizi çevirmiştir.</p>
<blockquote><p>Gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisinin arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu inkârcıların sanısıdır… <a href="http://quran.com/38/27">(38: 27)</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/gogun-geri-cevirdikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖKYÜZÜ KORUNMUŞTUR</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/gokyuzu-korunmustur/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/gokyuzu-korunmustur/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 06:45:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güneş, Ay ve Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Enbiya]]></category>
		<category><![CDATA[Gökyüzünün Korunması]]></category>
		<category><![CDATA[Van Allen @tr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/gokyuzu-korunmustur/</guid>
		<description><![CDATA[Ve gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise bunun delillerinden yüz çeviriyorlar. (21: 32) Atmosfer’imiz gözle görmediğimiz gazlardan oluşmuş, 10 bin km’ye varan kalınlıkta şeffaf bir kabuktur. Uzay’dan Dünya’mıza hergün irili ufaklı milyonlarca meteor düşmektedir. Atmosfer’imiz bu meteor bombardımanına karşı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Ve gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise bunun delillerinden yüz çeviriyorlar. <a href="http://quran.com/21/32">(21: 32)</a></p></blockquote>
<p>Atmosfer’imiz gözle görmediğimiz gazlardan oluşmuş, 10 bin km’ye varan kalınlıkta şeffaf bir kabuktur. Uzay’dan Dünya’mıza hergün irili ufaklı milyonlarca meteor düşmektedir. Atmosfer’imiz bu meteor bombardımanına karşı şeffaf yapısına rağmen adeta çelikten bir set gibi karşı koymaktadır. Atmosfer’in bu özelliği olmasaydı Dünya’da hayat olmazdı, yeryüzü ise delik deşik olurdu. Bunun bir örneğine uydumuz Ay’a gidildiğinde tanık olduk. Sağanak halinde yağan taşlar, Ay yüzeyine çarpmış, irice olanları ise Ay’ın kabuğunun içine de girerek derin çukurlar oluşturmuştur. Meteorlar, Atmosfer’deki moleküllere, büyük bir hızla çarpmakta, yüksek bir sıcaklık kazanıp buharlaşmakta ve toz parçalarına dönüşerek kaybolmaktadır. Atmosfer aynı zamanda Güneş’ten gelen zararlı ışınları bir filtre gibi süzerek Dünya’daki hayatın yok olmasını önlemektedir. Bu süzme işlemi de Evren’deki diğer oluşumlar gibi çok ince şekilde planlanmıştır. Zararlı ışınları süzen Atmosfer, yaşamın devamını sağlayan ışınları ise süzmez, onların yaşamı devam ettirmelerini engellemez. Böylece gökyüzü, Allah’ın kendisine yüklediği görevleri en güzel şekilde yerine getirmekte, Evren’deki tüm varlıklar gibi kendisinin de bilinçli, gayeli, mükemmel bir şekilde yaratıldığını görmeyi bilen gözlere göstermektedir. Fakat ayetin ifadesinde dendiği gibi inkârcılar her türlü delili görmezlikten geldikleri gibi gökyüzünün yaratılışındaki bu delilleri de görmezlikten gelmektedirler. Atmosfer’deki tüm bu ayarlamalar her şeyin hayatın oluşması için planlandığını, tüm yaratılışların çok ince bir ayarla gerçekleştiğini göstermektedir.</p>
<p>Uzay’daki ısı ortalama –270 °C’ye gelmektedir. Dünya’mızın Uzay’daki bu soğuktan korunması da Atmosfer’in, insanlığın ve tüm canlılığın hizmetine uygun şekilde yaratılması sayesindedir. Atmosfer sahip olduğu özellikler sayesinde Güneş’ten gelen enerjinin çabucak gök boşluğuna geri dönmesini engellemektedir. Ayrıca Güneş ışınlarının dağılmasını sağlayarak, Güneş’i doğrudan görmeyen ve gölge olan yerlerin de aydınlık olmasını olanaklı kılmaktadır. Atmosfer, içerisinde oluşan hava hareketlerine bağlı olarak yeryüzünde sıcaklığın dengeli dağılmasını sağlar. Bu yolla çok ısınan yerlerdeki hava kütleleri, az ısınan yerlere taşınır ve bir denge kurulur. Böylece sürekli ısınan ekvator ve çevresinde sıcaklıkların aşırı yükselmesi, devamlı sıcaklık kaybına uğrayan kutup çevrelerinin ise aşırı soğuması önlenmiş olur. Kısacası Uzay’ın öldürücü ısıdaki soğuğundan korunmamızdan Dünya’daki yaşanılabilen ısının sağlanmasına kadar tüm oluşumlar Allah’ın, Atmosfer’i tüm detaylarıyla mükemmel şekilde yaratması sayesinde mümkün olabilmiştir (Arapça &#8220;gök&#8221; ifadesiyle Atmosfer’den tüm Uzay’a kadar, yaşadığımız alanın üstünde kalan tüm bölgenin kastedildiğini daha önce de söyledik. Bu yüzden ayette bahsedilen &#8220;göğün korunması&#8221; ifadesiyle Atmosfer’de gördüğümüz oluşumlara işaret edildiği gibi tüm Uzay’ı kapsayacak oluşumlara da işaret edilmiş olması mümkündür).</p>
<h3 style="text-align: center">VAN ALLEN KUŞAKLARI</h3>
<p>Dünya’mızın üst tarafından korunması yalnızca Atmosfer’in özellikleriyle sınırlı değildir. Daha önce de gördüğümüz gibi yerküremizin içindeki madenlerin oluşturduğu manyetik alan Dünya’mızın etrafında &#8220;Van Allen Kuşakları&#8221; diye adlandırılan koruma zırhını meydana getirmektedir. Bu zırh bizi radyasyon bombardımanlarından korur. Bu zırh olmasaydı Dünya’daki hayat mümkün olmayacaktı. Güneş dışındaki yıldızlardan gelen öldürücü kozmik ışınlar, Dünya’nın etrafındaki bu koruyucu kalkanı geçememektedir. Söz konusu plazma bulutları Hiroşima’ya atılan atom bombasının 100 milyar katına ulaşan değerlere bile gelebilmektedir. Güneş’ten de Dünya’mıza ısı ve ışık dışında, radyasyon ve hızı çok yüksek seviyelerdeki            proton ve elektronlardan oluşan bir rüzgar gelir, fakat Güneş rüzgarları da Dünya’nın 40 bin mil uzağında manyetik halkalar çizen Van Allen Kuşaklarını geçemez. Manyetik alanımızın koruması sayesinde biz, hayatımızı tehdit eden tüm bu oluşumlardan zarar görmeden yaşamaktayız. Yerkürenin çekirdeğindeki oluşumlar sayesinde, gökyüzünde koruyucu bir tavan manyetik alan olarak oluşmaktadır. Ayette söylenen, Dünya’mızın üstünün &#8220;korunmuş tavan&#8221; özelliğine sahip olması; Dünya’mızın dönüş hızı, Güneş’e konumu, Atmosfer tabakalarının şekli, yapısı, kalınlığı, Dünya’mızın çekirdeğinin yapısı, birleşimindeki maddelerin oranı ve daha birçok değişkenin en uygun oranda, en mükemmel şekilde bir araya gelmeleri sayesinde mümkün olmuştur. Yaşamımız için mutlaka gerekli olan bu şartların bilinçli bir Yaratıcı tarafından planlandığı çok açıktır. Mantık ve vicdan, gökyüzünün bu koruyucu özelliklerinin tesadüfen oluştuğu iddiasını da, Kuran’ın bir insanın aklı ve becerisi ile yazılabileceği iddiasını da reddetmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/gokyuzu-korunmustur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YERYÜZÜNÜN TABAKALARI</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/yeryuzunun-tabakalari/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/yeryuzunun-tabakalari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 13:52:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güneş, Ay ve Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Mağma @tr]]></category>
		<category><![CDATA[Yeryüzü]]></category>
		<category><![CDATA[Yeryüzünün Tabakaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/yeryuzunun-tabakalari/</guid>
		<description><![CDATA[Allah yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yaratandır. Emir bunların arasında sürekli iner ki Allah’ın her şeye gücünün yettiğini ve Allah’ın bilgisiyle her şeyi kuşattığını bilesiniz. (65:12) Kuran’da yedi göğün olduğunu söyleyen ayetlerden biri olan Talak suresinin 12. ayetinde, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Allah yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yaratandır. Emir bunların arasında sürekli iner ki Allah’ın her şeye gücünün yettiğini ve Allah’ın bilgisiyle her şeyi kuşattığını bilesiniz.  <a href="http://quran.com/65/12">(65:12)</a></p></blockquote>
<p>Kuran’da yedi göğün olduğunu söyleyen ayetlerden biri olan Talak suresinin 12. ayetinde, yeryüzümüzde, gökler kadar yaratılışın olduğu geçmektedir. Daha önceki konuda yedi göğü tarif eden diğer ayetlerden bu yedi göğün birbiri ile uyumlu tabakalar şeklinde, her tabakanın ayrı bir görevi yerine getirecek şekilde yaratıldıklarını öğrendik. Talak suresinin 12. ayeti yedi gök ile yerküremiz arasında benzerlik kurunca; o zaman yerküremizde de tabakalar şeklinde uyumlu, her tabakanın kendi görevini yerine getirdiği bir yapı beklememiz mümkündür. Nitekim yerküremiz hakkında son asırlarda yapılan çalışmalar Kuran’ın bu ayetinin de mucizeviliğini onaylamaktadır.</p>
<p>Yerküremiz de aynı gökyüzü gibi ayrı tabakalardan oluşur ve bu tabakaların bu şekilde yaratılması sayesinde Dünya’mızda hayat mümkün olmaktadır. Aynı Atmosfer tabakalarında olduğu gibi. Peygamberimiz’in yaşadığı Arap toplumunda yeryüzü, bir toprak parçası görünümünün dışında bilinmeyen bir sırdı. O dönemdeki bilgilerle yeryüzünün birbirinden farklı tabakalarının olduğunun düşünülmesi, bu farklı tabakaların farklı görevlerinin olduğunun söylenmesi imkansızdır. Bu yüzden Kuran’ın göğün tabakalar halinde olduğunu söylemesi ve gökteki bu tabakalar ile yeryüzü arasında analoji (benzerlik) kurması önemli bir mucizedir.</p>
<h3 style="text-align: center">YERKÜREMİZİN KATMANLARI SAYESİNDE HAYAT VAR</h3>
<p>Daha önceki bölümlerde söylediğimiz gibi Kuran sadece mucize olsun diye hiçbir açıklama yapmamaktadır. Fakat Kuran’ın dikkatimize sunduğu gerçekler, Peygamberimiz döneminde bilinmesi imkansız bilimsel gerçeklere dayandığı için aynı zamanda mucize de oluşturmaktadır. Bize düşen sadece bu mucizeleri tespit etmek değil; bu mucize oluşurken ortaya çıkan incelikleri, Allah’ın yaratışındaki harikalıkları da düşünmektir. Örneğin yerkürenin katmanlarından biri olan çekirdeği oluşturan maddeler sayesinde Dünya’mızın çevresinde manyetik bir alan oluşmaktadır. Bu manyetik alan yeryüzünde yaşamı mümkün kılmaktadır. Yeryüzünün merkezindeki dinamo eğer biraz daha zayıf olsaydı; Dünya’mızın çevresinde oluşan manyetik alan (Bu manyetik alan Van Allen Kuşakları olarak bilinmektedir.) öldürücü radyasyonu durdurmaya yetmeyecek ve Dünya’mızdaki yaşam zarar görecekti. Eğer bu manyetik alan daha kuvvetli olsaydı ölümcül manyetik kasırgalar yeryüzü canlılığına zarar verecekti. Yerkürenin çekirdeğinde sıvı haldeki nikel, demir gibi maddelerin oranının tam kıvamında ayarlanması sayesinde Van Allen kuşakları görevlerini tam yerine getirebilmektedir. Tüm bu incelikler Yaratıcımız tarafından ayarlanmış, mükemmel bir şekilde programlanmış, sonra biz insanların Dünya’daki yaşamı başlatılmıştır.</p>
<p>Dünya’mızın milyarlarca yıldır soğuduğu tespit edilmiştir. (4.5 milyar yıl olarak tahmin edilmektedir.) Dünya’mız çok uzun süredir soğuyor olmasına karşın Dünya’nın çekirdeğinde çok yüksek sıcaklıkta lavlar kaynamaktadır. Yeryüzünde yaşadığımız kısmın Dünya’ya oranı, elmanın kabuğunun elmaya oranı kadar bile değildir. Yerkabuğunun kalınlığının Dünya’nın çapına oranı %1’den bile azdır. Bu incecik yerkabuğunun üzerinde kitap okurken, yürürken, yemek yerken, sohbet ederken tüm bu oluşumlardan hiçbirşey hissetmiyoruz. Dünya’mızın çekirdeğinde meydana gelen dehşetli oluşumlar hayatımızı sekteye uğratmamakta, hayatımız sanki, Dünya’mızın merkezi durgun bir gölün kıyısıymış gibi devam etmektedir. Yüksek sıcaklıktan ve oluşan manyetik alandan dolayı dehşetli diye tabir ettiğimiz oluşumlar aslında insana, yaşama dost oluşumlardır; çünkü bu oluşumlar sayesinde varlığımızın devamı mümkün olabilmektedir. Bu oluşumlar varlığımızı hem mümkün kılmaktadır, hem de bu oluşumların dehşeti bizi hiç rahatsız etmeden elmanın kabuğu kadar olan Dünya kabuğunun üstünde yaşantımız devam etmektedir. Bu oluşumları ne tesadüfe bağlayabiliriz, ne de kendimizin yaptığını iddia edebiliriz. Herşeyi yaratan, her şeyi birbiriyle bağlantılı olarak oluşturan Allah, tüm bu oluşumlara şekil vermiştir. Bize düşen acizliğimizi bilerek, kibirlenmeden O’na yönelmek ve yarattığı tüm güzellikler, mükemmellikler için O’na şükretmektir.</p>
<h3 style="text-align: center">TABAKALARIN SAYISI</h3>
<p>Yeryüzünün en dışında Dünya’mızın %70’inden fazlasını oluşturan Litosfer’in Su(1) tabakası bulunmaktadır. Bu tabakanın altında Litosfer’in Kara (2) tabakası gelmektedir ve bu tabakalar diğer tabakalara göre çok incedir. Bu tabakaların altında Üst Manto (3) bölümü vardır. Onun altında ise plastik özellikleri gösteren Astenosfer (4) vardır. Bu tabakanın altında Alt Manto (5) vardır. Bu tabakanın birleşiminde silikon, magnezyum, oksijen gibi maddeler vardır, ayrıca demir, kalsiyum, alimünyum da içerdiği söylenmektedir. Bu tabakanın altında Dış Çekirdek(6) bulunur ve yerkürenin hacminin %30’una yakınını oluşturur. Buradaki sıvı Dünya’mızın dönüşüyle beraber oluşturduğu dinamo ile yerküremizin çevresindeki koruyucu manyetik alanı meydana getirmektedir. Dünya’mızın merkezinde ise hacim olarak en ince tabakalardan biri olan İç Çekirdek (7) bulunmaktadır. Görüldüğü gibi Dünya’mız hem ham maddeleri, hem görevleri farklı farklı olan tabakalardan oluşmaktadır. Bu tabakaların sayısı 7’ye eşitlenip de ayetle mutabık olduğu gibi (birbiriyle uyumlu olduğu gibi), iki tabaka tek tabaka şeklinde incelenmek suretiyle 7 rakamı değişirse o zaman da yine 7 rakamının Arapça’da çoğul ifade eden yapısıyla uygunluk göstermektedir.</p>
<p>Allah’ın yaratışındaki harikaları incelersek Talak suresinde ele aldığımız ayetin sonunda dendiği gibi &#8220;&#8230;Allah’ın her şeye gücünün yettiğini ve Allah’ın bilgisiyle her şeyi kuşattığını&#8221; kavrayabiliriz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/yeryuzunun-tabakalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖKYÜZÜNÜN TABAKALARI</title>
		<link>http://www.mucizeler.com/2011/03/gokyuzunun-tabakalari/</link>
		<comments>http://www.mucizeler.com/2011/03/gokyuzunun-tabakalari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Mar 2011 13:38:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güneş, Ay ve Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Atmosfer]]></category>
		<category><![CDATA[Atmosferin Tabakaları]]></category>
		<category><![CDATA[Gökyüzünün Tabakaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.quranmiracles.com/2011/03/gokyuzunun-tabakalari/</guid>
		<description><![CDATA[Birbirleriyle uyumlu bir şekilde (tabakalar halinde) yedi göğü yaratmış olan odur. Merhametli olanın yaratmasında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevirip gezdir. Herhangi bir çarpıklık(çatlaklık) görüyor musun? (67: 3) &#8220;Gök&#8221; diye çevirdiğimiz Arapça’daki &#8220;sema&#8221; kelimesinin aynen Türkçe’deki &#8220;gök&#8221; kelimesi gibi tüm Dünya’nın ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Birbirleriyle uyumlu bir şekilde (tabakalar halinde) yedi göğü yaratmış olan odur. Merhametli olanın yaratmasında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevirip gezdir. Herhangi bir çarpıklık(çatlaklık) görüyor musun?  <a href="http://quran.com/67/3">(67: 3)</a></p></blockquote>
<p>&#8220;Gök&#8221; diye çevirdiğimiz Arapça’daki &#8220;sema&#8221; kelimesinin aynen Türkçe’deki &#8220;gök&#8221; kelimesi gibi tüm Dünya’nın üstünü tarif ettiğini daha önce söyledik. Nasıl Türkçe’de &#8220;gökteki bulutlar&#8221; tamlamasında göğü Dünya’nın yakın üstü olarak, &#8220;gökteki yıldızlar&#8221; tamlamasında ise göğü, Evren’in tümü olarak kullanıyorsak, aynı şey Arapça’daki &#8220;sema&#8221; kelimesi için de geçerlidir. Bu yüzden Kuran’ın göğün yedi kat olduğu açıklamasıyla, Evren’de yedi ayrı tabakanın, yedi ayrı boyutun veya yedi ayrı çekim alanının olduğu düşünülebilir. Fakat Dünya’nın Atmosfer’ini incelediğimiz zaman çıplak gözle sıradan bir yapıda olduğu zannedilebilecek olan Atmosfer’in, apayrı tabakalardan oluştuğunu farkediyoruz. Ayette &#8220;birbiriyle uyumlu bir şekilde&#8221; diye tercüme ettiğimiz tabaka kelimesi hem bu anlama, hem de &#8220;tabakalar halinde&#8221; anlamına gelmektedir. Nitekim bu kelime Türkçe’ye de geçmiştir ve &#8220;mutabık&#8221; kullanımıyla ilk anlamı, &#8220;tabaka&#8221; kullanımıyla ikinci anlamı ifade etmektedir. Ayetin ifadesiyle Atmosfer’imizin uyumlu, farklı tabakalardan oluştuğu gerçeği tamamen mütabıktır (uyumludur). Peygamberimiz dönemindeki bilim seviyesiyle ile bu gerçeğin bilinmesi imkansızdır. Atmosfer’in bu şekilde tarifinin rastgele bir şekilde söylenen bir ifadeyle uyum göstermesi de akla aykırıdır. Görüldüğü gibi Kuran’daki bu ayetin en azından bir işareti Atmosfer’deki tabakalardır. Ayrıca tüm Uzay’da da farklı tabakalar, farklı boyutlar olduğu da düşünülebilir.</p>
<p>Allah’ın ayrı ayrı tabakalar yaratması ve bu tabakaların birbiriyle uyumu, atomun mikro seviyesinden makro seviyesindeki Evren’imize kadar gözlemlenebilen bir olgudur. Atomu incelediğimizde de çekirdeğin etrafında elektronların oluşturduğu tabakalara, yörüngelere rastlarız. Atomun içindeki bu yörüngelerin maksimum yedi tane olabilmesi, yediden fazla yörüngeli atomun bulunmaması da ilginçtir.<br />
Yedi sayısının diğer bir özelliğine de dikkat etmemiz gerekir. Arapça’da yedi sayısı aynı zamanda çokluğu ifade etmektedir. &#8220;yedi tabakalı gök&#8221; tabiriyle &#8220;yedi adet gök&#8221; anlaşılabileceği gibi &#8220;birçok gök&#8221; de anlaşılabilir. Arapça’daki bu özelliği tarih boyunca birçok araştırmacı belirtmiştir. Ayrıca Kuran’da Lokman Suresi 21. ayette &#8220;yedi deniz&#8221; tabiri geçmesi, Tevbe Suresi 80. ayette Peygamber’e hitaben &#8220;Onlar için yetmiş kez af dilesen de Allah onları affetmeyecektir.&#8221; denmesi; yedi, yetmiş sayılarının Türkçe’deki yüz sayısı gibi çokluk ifade etmek için de kullanıldığı kanısını güçlendirmektedir. 7 rakamının benzer şekilde kullanımına eski Yunan’da ve Roma’da da rastlayabiliriz.</p>
<h3 style="text-align: center">ATMOSFER’İN TABAKALARI VE HİZMETLERİ</h3>
<p>Atmosfer’i incelediğimizde birbirinden ayrı tabakalar halinde katmanlarının olduğunu görüyoruz. Atmosfer’in bu katmanları Dünya’mızda hayatı olanaklı kılmaktadır. Bu tabakalardan herhangi birinin yokluğu Dünya’daki hayatı sekteye uğratacak ve canlılığın yok olmasına sebep olacaktır. Evren’in her yerinde kusursuz sanatını gösteren Allah, Atmosfer’de yarattığı tabakalarda da sanatını göstermekte ve buna ayetlerle dikkat çekmektedir. Her tabaka kendisine verilen görevi yerine getirmekte ve Atmosfer’in katmanları arasında paylaştırılan iş bölümüne uyumlu bir şekilde katılmaktadır. Atmosfer’deki cansız atomların bilinçli bir varlık gibi insana hizmet etmeleri, Allah’ın bizlere olan merhametinin bir sonucudur. Alıntıladığımız ayette Allah’ın merhametinin vurgulanması bu dediğimizi desteklemektedir.</p>
<p>Atmosfer’in Dünya’mıza en yakın katmanı Troposfer’dir(1). Bu tabakanın kalınlığı  kutuplarda 6 km’ye kadar inmekte, ekvatorda 12 km’ye kadar çıkmaktadır. Hava olayları Troposfer’in 3-4 km’lik kısmında oluşur. Atmosfer’in gazlarının %75’i bu katmandadır. Troposfer’in üzerinde 50 km. kadar yüksekliğe uzanan Stratosfer (2) vardır. Üçüncü olarak Ozonosfer (3), Ozon Tabakası olarak da anılır ve canlılar için öldürücü etki yapan mor ötesi ışınları tutar. Bunun üzerinde Mezosfer(4) vardır. Mezosfer’in üstünde Termosfer(5), Termosfer’in üzerinde yeryüzünden 500 km kadar yükseklikteki İyonosfer(6) vardır. Bu tabaka radyo dalgalarını yansıttığı için yeryüzündeki haberleşmeyi mümkün kılmaktadır. Atmosfer’in en üst katı ise Ekzosfer’dir(7) ve 10000 kilometreye kadar uzanır. Bu katmanda gaz oranı iyice azalmış ve iyonlara ayrılmış durumdadır. Görüldüğü gibi Atmosfer’i 7 tabakaya ayırıp incelememiz mümkündür. Fakat bazı araştırmacılar eğer bu tabakalardan bir kaçını birleştirip incelerlerse 7 sayısının değişmesi mümkündür. Fakat o zaman da ayetteki 7 sayısının çoğul ifadesi düşünülüp, ayetin mucizevi işaretinde bir değişiklik olmaz. 7 sayısının böylece iki türlü değerlendirilmesi, hem &#8220;7 katman&#8221; izahıyla mutabık olmaktadır, hem de itiraz olarak gelebilecek diğer sınıflandırmalara cevap vermektedir. Tek bir ayetin tek bir kelimesinde bile sayılamayacak kadar incelik olduğu Kuran’ı iyice araştırdıkça ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Her durumda Atmosfer’in ayrı ve uyumlu tabakalardan oluştuğunu söylemek son yüzyıllarda mümkün oldu. Kuran’ın indiği dönemlerdeki bilimsel seviye ile Atmosfer’in katmanlarının incelenmesi ve katmanların var olduğunun söylenmesi mümkün değildir. Fussilet suresi 12. ayette söylenen &#8220;&#8230; Her göğe kendi iş ve oluşunu vahyetti&#8221; ifadesi de katmanların incelenmesiyle anlaşılmakta ve her tabakanın ayrı bir görevle donatıldığı anlaşılmaktadır. Her tabakanın üzerine düşen görevi yerine getirmesi sayesinde Dünya’mızda yaşayabiliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mucizeler.com/2011/03/gokyuzunun-tabakalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

